Olmak ya da Olmamak

            Milli Savunma Bakanlığı 8 Eylül günü, ABD ile varılan “Güvenli Bölge” anlaşması uyarınca ilk ortak kara devriyesinin gerçekleştiğini yazdı. Açıklamaya göre sabah saat 9.17’de başlayan “devriye çalışması” 12.51’de sona ermiş.

            Aynı açıklamada; 24, 29 Ağustos ve 5 Eylül tarihlerinde de, “müşterek hava keşif faaliyeti” gerçekleştirildiği bildiriliyor.

            En son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: Türkiye önünde sonunda vazgeçmek zorunda kalacağı bir yanlışın içinde debelenmekte ve zaman kaybetmektedir.

Göz önündeki gerçekler

            ABD, Suriye’de PKK’yı (PYD – YPG) bütün gücüyle desteklemekte midir? Evet.

            ABD’nin bugüne kadar Suriye’de PKK’ya aktardığı silah miktarı (ağır silahlar da dahil) 30 bin TIR kadar oldu mu? Evet.

            ABD’li yetkililer, Türkiye ile varılan “Güvenli Bölge” mutabakatından sonra da Suriye’de PKK’yı desteklemeye devam edeceklerini söylediler mi? Evet.

            ABD bugün Fırat’ın doğusunda yaklaşık 30 bin kişiye düzenli olarak maaş ödemekte midir? Evet!

            Derinliği hala belirsiz olan “Güvenli Bölge” şehir merkezleri dışındaki kırsal alanla mı sınırlı? Evet!

            ABD ile gerçekleştireceğimiz “Güvenli Bölge” Suriye’nin toprak bütünlüğü ve devlet egemenliğine müdahale midir? Evet!

            ABD ile birlikte atılan bu adımdan, Rusya ve İran gibi bölgede son yıllarda birlikte hareket ettiğimiz ülkeler rahatsız mı? Evet!

            Yukarıda yaptığımız tespitlere sanıyorum Türkiye’de, – devletin en yetkili makamlarında oturanlar da dahil – katılmayan hiç kimse yoktur.

            Nitekim Devlet Bahçeli son olarak Söğüt’te yaptığı konuşmada “ABD’nin bizi oyaladığını” belirtti.

            Tayyip Erdoğan ise aynı gün, ‘ABD’nin Türkiye’nin değil, Terör Örgütü’nün müttefiki gibi hareket ettiğini’ söyledi.

Öyleyse bu tiyatro niye?

            Peki, o halde bu ABD ile “Güvenli Bölge” tiyatrosu neden oynanmaktadır?

            Üstelik aynı tiyatro, hemen hemen aynı senaryoyla bundan üç yıl önce “Fırat Kalkanı Operasyonu”ndan hemen sonra Münbiç’te de sahnelendi ve sonuç malum…

            Şimdi yetkililer “Münbiç’teki gibi bir oyalamaya bu sefer izin vermeyeceğiz” diyorlar. Aslında bu söylediklerinde bile bir itiraf vardır.

            Münbiç’te Türkiye’ye yönelik bir aldatmaca sahnelendi ve şimdi artık Türkiye Münbiç’in lafını bile etmiyor. Orası fiilen PKK’ya bırakıldı.

            Şimdi sıra Fırat’ın doğusuna mı geldi?

Kendimizi kandırmak                                             

            Adına ne derseniz deyin; “Güvenli Bölge” Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını kabul etmekten başka bir anlama gelmez!

            Diyelim ki bugün yaptığınız gibi ABD askerleri ile birlikte kara devriyesi çıkardınız, ortak uçuşlar gerçekleştirdiniz; bunların oradaki PKK varlığına nasıl bir engelleyici rolü olabilir.

            Beraber devriye gezdiğiniz güç, o terör örgütünün arkasındaki güç.

            Şehir merkezlerindeki PKK varlığına zaten ses çıkarmamayı kabul etmişsiniz. Kırsal alandaki PKK kuvvetleri ise, sizin ne zaman devriyeye çıkacağınızı günler öncesinden hamilerinden öğrenmiş ve gerekli tedbirleri almış olacaklar.

            Kendi kendimizi kandırmaktan başka bir iş yapmış olmayacağız.

“Tiyatro”nun alternatifi

            Bu “Tiyatro” Türkiye’ye yönelik terör tehdidini ortadan kaldırmaz. Tam tersine tehdidi büyütür.

            Fırat’ın doğusu bugün ABD’nin de, PKK’nın da yığınak yaptığı en önemli yerdir.

            Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve milli güvenliğine yönelik bölücü tehdidin merkezi artık Fırat’ın doğusudur.

            Türkiye, kümesin güvenliğini tilkiye emanet etmektedir. Veya arı kovanlarının güvenliğini ayıya… Fırat’ın doğusunda ABD ile “Güvenli Bölge” tam da budur.

            Bu tiyatronun oynanamayacağını göreceğiz. Bu tiyatro, Türkiye’nin son beş yıldır içine girdiği yönelimle çelişmektedir.

            Bu saatten sonra hiç kimsenin gücü, Türkiye’ye PKK varlığını bir şekilde kabul ettirmeye yetmez. Ama Türkiye “Güvenli Bölge” oyalamasıyla zaman kaybetmektedir.

            Kaybedilen zaman ülke ve millet olarak ödeyeceğimiz bedelin büyümesi demektir.

            İktidar bir an önce yanlıştan dönmeli, Suriye devleti ile birlikte ortak tehdide karşı mücadele etmelidir.

            Rusya, İran ve Irak başta olmak üzere bütün Asya bu işbirliğinin arkasında olacaktır.

            Bu da sadece Fırat’ın doğusundan değil, bütün bölgeden ABD’nin çekilmesi; PKK’nın ise silah bırakarak teslim olması demektir.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir