Olmak ya da Olmamak

            Diyarbakır’da bir müddet önce Hecire Akar’ın PKK’ya katılmak üzere evinden ayrılan oğlunu geri getirmek amacıyla HDP’nin il binası önünde gerçekleştirdiği oturma eyleminden sonra, çocukları aynı durumda olan başka ailelerin de aynı yerde oturma eylemlerine başlaması bir dönemin sonuna işaret etmektedir.

            Bundan birkaç yıl önce de aileler, Diyarbakır’da benzer bir oturma eylemi gerçekleştirmişlerdi. Ama o zaman eylem HDP binası önünde değil şehir merkezinde bir meydandaydı. Bu sefer seçilen adres; doğrudan PKK’yı hedef alması bakımından önemlidir.

            Hedef alanların da çok büyük ihtimalle yakın zamana kadar HDP’yi destekleyen kitleden olması; üzerinde düşünülmesi gereken bir başka noktadır.

Etnik ve dinsel örgütlenmenin doğuşu, gelişmesi

            Anaların eylemi şu bakımdan önemlidir: 1970’lerin ortalarından itibaren Kürt milliyetçiliği yükselişe geçti. Yaşanan süreç dünyadaki gelişmelere uygundu.

            1980’lere doğru dünyamız neoliberal, yeni sömürgeci gericilik dönemine girdi. Dünya emperyalizmi arkada kalan 70 yılda, milli devletler ve sosyalist mücadeleler karşısında kaybettiği mevzileri geri kazanmak için saldırıya geçti. Bu amaçla gelişmekte olan ülkelerde etnik milliyetçi ve dinci hareketleri örgütledi ve destekledi.

            Emperyalizm aynı dönemde, bu amacına uygun teoriler de üretti. S. Huntingtonların “Medeniyetler Çatışması”  benzeri teoriler bu dönemin ürünüdür.

            ‘İnsanın doğasına en uygun ideoloji, kendisini bir etnik, dinsel, bölgesel vb. kimliğe ait hissetmesidir’. ‘En büyük insan hakkı, bu kimliklerin örgütlenmesi, özgürlüğü ve kendi kendini yönetmesidir’. Söylenenler bunlardı.

            Ve bu çabalar meyvelerini sonraki on yıllarda verdi. Dünyanın dört bir yanında etnik ve dini temelli örgütler, gelişmekte olan ülkelerde pıtırak gibi ortaya çıktı.

            Etnik temelli terör örgütü PKK ile din temelli terör örgütü FETÖ’nün aynı tarihlerde ortaya çıkmaları ve gelişmelerinin de birbirlerine paralel olması yeterince aydınlatıcıdır.

            Etnik ve dinsel terörün söz konusu olduğu hangi ülkeyi ele alırsanız alın benzer durumlarla karşılaşırsınız.

PKK’ya yönelim ve halkın durumu

            Bu süreç içinde ABD emperyalizmi adım adım inisiyatifi ele geçirdi. En büyük rakibini (Sovyetler Birliği) devre dışı bıraktı. Birinci Körfez Savaşı’ndan başlayarak yeni sömürgeci saldırısını başlattı.

            İşte bu dönemde özellikle Müslüman ülkelerdeki etnik ve dinci hareketler de en büyük gelişmelerini gösterdiler. Her yerde etnik ve dinsel rüzgârlar esiyordu. PKK bu dönemde kitleselleşti. 1990’larda halk içinde, PKK’nın hedeflerine ulaşacağı yönünde bir kanaat giderek güçlendi.

            PKK’nın tarihinde örgüte en büyük katılımın olduğu dönem, 1990’ların ilk yarısıdır. Ama o zaman hiçbir ailenin aklına, dağa giden oğlunun ay ad kızının dağa gidişine neden olanları protesto etmek gibi bir fikir gelmedi. Tam tersine çocukları dağa çıkan ailelerde, “haklı bir dava için fedakârlık yapmak” duygusu hakim durumdaydı.

Dünyada yeni dönem

            Türkiye 28 Şubat sürecinde, etnik ve dini parçalanmaya Kemalist Devrim köklerine sarılarak mücadele etti ve bunda başarılı da oldu. Hem PKK’ya, hem de dini temelli terör örgütlerine, bu dönemde önemli darbeler vuruldu.

            Ama süreç ABD’nin BOP eşbaşkanlarının 2002 yılında iktidar yapılması ile tersine döndü. 2014 – 2015 yılına kadar Türkiye’yi aslında bir üçlü koalisyon yönetti. FETÖ ve PKK iktidarın görünmeyen ortakları idiler. İki, örgüt de en büyük gelişmeyi bu dönemde gösterdiler.

            2014 yılından itibaren ise dünya dengelerinde yeniden önemli değişiklikler yaşandı. Neo liberal gericilik döneminin sonuna geldik. Şimdi dünyanın her tarafında anti emperyalizm güçleniyor. Milli devletler, emperyalizmle olan savaşlarında inisiyatifi ele geçirdiler. Kısacası etnik ve dinsel temelli terör örgütleri, en büyük hamilerinden mahrum kalmaya başladılar.

            Özellikle son beş yılda söz konusu örgütler, faaliyet gösterdikleri bütün ülkelerde önemli yenilgiler yaşadılar, ve yavaş yavaş siyasi ömürlerinin sonuna doğru geliyorlar.

            Bunlar bilinen ve herkesin tespit ettiği gerçekler. Ama bu büyük değişikliğin bugüne kadar etnik ve dinci akımların etkisi altında olan halk kesimi içinde de yankı bulması önemlidir ve bu olgu yenidir.

Anti bölücü, anti Amerikancı rüzgâr

            Gelişmeler, doğal olarak bugüne kadar etnik ve dinsel temelli örgütlere destek veren halk kesimlerinin de gözlerini açıyor. Diyarbakır’da HDP binasının önünde eyleme başlayan aileler çok büyük ihtimalle seçimlerde HDP’ye oy verdiler, mitinglerine katıldılar vb. bazıları bunu açıkça söylüyor da!…

            Ama şimdi ekranlara yansıyan çığlıkları; “Başlarım sizi Kürdistan davanıza” şeklindedir.

            Veya “Çocuklarımızı Amerikan uşaklığına gönderiyorsunuz” diye haykırmaktadırlar.

Bu haykırışlar basit bir şekilde sadece evladını geri isteyen bir annenin feryadının ötesinde, ideolojik ve siyasi bir duruşu göstermesi bakımından önemlidir.

Son dört yıldır Türkiye’nin ABD ile cephe cepheye gelerek PKK ve FETÖ’ye karşı elde ettiği başarılardan sonra bugüne kadar söz konusu örgütlerin ideolojik ve siyasi etkisi altında kalan sıradan insanların da aktif bir karşı duruş sergilemeye başlaması, halk içinde de artık farklı rüzgârların esmeye başladığını gösteriyor.

Siyasi partilere, kadın örgütlerine ve herkese düşen görev

Annelerin eylemlerini doğrudan doğruya HDP il binasının önünde yapmaları da son derece anlamlıdır. Bu tavır, bir gerçeğin en yalın şekilde dile getirilmesidir.

HDP, PKK’nın yasal partisidir. Bu örgütün “asker alma şubesi” gibi çalışmaktadır. Herkesin bildiği bu gerçek şimdi Diyarbakırlı anneler tarafından bütün ilgililerin yüzüne haykırılmaktadır.

Dünyanın başka hiçbir ülkesinde örneği olmayan bir garabet – terör örgütünün yasal partisinin olması – Türkiye’de yaşanmaktadır.

Annelerin çığlığını herkesin duyması ve destek olması gerekiyor. Bugüne kadar sadece Vatan Partisi Genel başkan Yardımcısı Meltem Ayvalı başkanlığındaki Öncü Kadın heyeti anneleri ziyaret etti ve desteğini bildirdi.

Bütün siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve kadın örgütlerinin bu haklı davada Diyarbakırlı annelerin yanında olması gerekiyor.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir