Piyonun kaderi: Feda edilmek

ABD’nin üç PKK elebaşısı, Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan hakkında başlarına ödül koyarak aradığını ilan etmesi üzerinde epeyce duruldu. Genel olarak yapılan değerlendirmeler, söz konusu açıklamanın, ABD’nin; Türkiye’yi oyalamaya yönelik yeni bir hamlesi olduğu yönünde oldu.

Doğrudur ama olay bu kadar basit de değildir. Gerçekte ne olduğunu anlamak için son üç yılın gelişmelerine bakmak gerekiyor:

Gericilik döneminde yaratılan “araçlar”           

Hatta son üç yılın gelişmelerinden önce daha genel bir saptamaya ihtiyaç var.

1980’lerle birlikte hızlanan neo-liberal saldırı döneminde, genel olarak bütün dünyada ama özel olarak gelişmekte olan ülkelerde, mikro milliyetçi akımlar ve gerici dinci hareketler emperyalizm tarafından desteklendi. Yoksa böyle hareketler yaratıldı; ideolojik, siyasi, mali ve askeri açılardan beslendi.

Bu sürecin genel olarak İslam Dünyasında özel olarak ise Batı Asya’daki doruğu 2014 yılıdır. Elbette başka bir çok gelişmeden de bahsedilebilir ama Rusya’nın Şam Hükümeti’nin yanında Suriye iç savaşına dâhil olması, IŞİD’in şahsında dinci gericiliğin bölgede kaybetme sürecine girmesini sağladı.

Türkiye’nin, 2015 Temmuz’unda PKK’ya karşı harekete geçmesi ise gerici etnik milliyetçiliğin baş aşağı gitmesinin başlangıcı oldu.

Özetle 1970’lerin ikinci yarısından başlayan gerici yükseliş şimdi tersine dönmüştür.

Artık bütün Dünya’da yükselmekte olan, bölünme değil birleşmedir, dinci gericilik değil laikliktir.

Yani artık Emperyalizm kaybediyor ve arkada kalan dönemde “kullanışlı araç” durumunda olan dinci gericiliğin ve gerici etnik milliyetçi unsurların, “elverişli araç” olma özellikleri ortadan kalkıyor.

Yolun sonu göründü    

Bu genel saptama çerçevesinde PKK ile ilgili olarak ise şunlar söylenebilir:

PKK, 2015 Haziran seçimlerinin ardından ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde bir koridor açma planının bir parçası olarak Türkiye’de harekete geçirildi. ABD için PKK, Suriye’deki hamlenin başarısı için Türkiye sahasında “feda edilecek piyon”du.

Ve PKK feda edildi, Türkiye’de hendeklere gömüldü. TSK, “açılım sürecinde” dağlarda PKK’ya hediye edilen “alan hakimiyeti”ni adım adım tekrar kazandı. İHA ve SİHA’ların devreye girmesi ile dağlar, terör örgütü mensupları açısından bir anlamda şehirlerden daha “güvensiz” hale geldi.

Üç yılın ardından durum şudur: PKK askeri bakımdan bu sefer nihai anlamda yenilmiştir. Büyük kayıplar vermiştir ve halktan katılım son derece azalmıştır.

Bütün bu veriler, PKK’nın ABD açısından artık eskisi gibi “elverişli araç” olma özelliğini kaybettiğini gösterir. Yani başka bazı hamlelerden elde edilebilecek olası “kârlar” karşılığında çok rahat harcanacak bir piyon durumundadır PKK.

ABD’nin asıl derdi

İkinci olarak ABD’nin SDG (PYD) aracılığıyla bugün Suriye’de kontrol ettiği alanda tutunma çabası üzerinde durmak gerekiyor.

Bilindiği üzere ABD’nin Fırat’ın doğusunda irili ufaklı 15 kadar askeri üssü bulunuyor. Bütün gücüyle YPG’yi (PYD-PKK), silah ve para olarak desteklemeye devam ediyor.

ABD açısından Kürt sorununda ve bölge politikasında bugün birinci öncelik Fırat’ın doğusundaki oldubittiyi Türkiye’ye kabul ettirmektir. Karayılan, Bayık ve Kalkan’ın başına konan ödül, deyim yerindeyse Türkiye’ye uzatılan havuçtur.

Amaç Türkiye’nin, Fırat’ın doğusunda askeri bir harekâta girişmesini önlemektir.

ABD’nin hesabı kabaca şudur: Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunda ya da Kuzey Irak’da, PKK’nın uğrayacağı kayıp ne olursa olsun, eğer Suriye’de Fırat’ın doğusundaki oldu bitti, Bölge ülkelerine ve elbette en başta Türkiye’ye kabul ettirilirse, diğer sahalardaki kayıplar önemini kaybeder.

ABD ve onun “kara gücü” durumundaki gerici etnik milliyetçilik, kaybettiklerini Fırat’ın doğusunda hayata geçirmiş oldukları oluşum sayesinde rahatlıkla geri kazanabilir.

ABD’nin “evdeki hesabı”

Hesap budur.

ABD aynı hesapla 2015 Haziranından sonra PKK’yı Güneydoğu’da hendek savaşlarına ikna etmişti. Ama hesap o zaman tutmadı.

Şimdi durum, daha fazla aleyhlerinedir.

Fırat’ın doğusundaki ABD ve PKK varlığını hiçbir güç bu saatten sonra Türkiye’ye kabul ettiremez.

Kaldı ki söz konusu olan sadece Türkiye’nin kabul edip etmemesi değildir.

Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD himayesinde bir PKK devletçiği Suriye’nin bölünmesi demektir.

Suriye’nin bölünmesine en başta Suriye devleti karşı çıkacaktır ve çıkmaktadır. Rusya, İran, Irak ve Lübnan bu mücadelede Suriye devletinin yanındadır.

Türkiye el altından Suriye ile görüşüyor. Sahada iki ülkenin silahlı kuvvetleri fiili bir işbirliği halindedir.

AKP iktidarının çeşitli hesaplar sonucu bugüne kadarki ayak sürümeleri, Şam ile el sıkışmama politikası sürdürülebilir değildir.

Piyonun kaderi

Bütün bunların sonucu olarak ABD’nin üç elebaşı hakkındaki ödül hamlesinin boşa bir hamle olduğunu söyleyebiliriz.

Nitekim ABD’nin açıklamasından hemen sonra çeşitli Hükümet mensuplarının yapmış olduğu açıklamalar hamlenin hiçbir işe yaramadığını ortaya koymuştur.

Türkiye’nin, Cumhurbaşkanın ağzından sıranın Fırat’ın doğusunda yapılacak askeri operasyona geldiğini bir kez daha ilan etmesi, Türkiye’nin oynanan oyunun farkında olduğunu gösteriyor.

ABD üç elebaşının başına ödül koyma hamlesinden sonra son olarak, PYD ile işbirliğinin de geçici olduğunu açıkladı. Başka bir ifade ile Türkiye’ye uzatılan “havuç”un miktarı artırıldı. Bütün amaç Fırat’ın doğusuna yapılacak muhtemel harekâtı önlemek.

Bütün bu gelişmeler, büyük bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu.

Satranç oyununda piyonun kaderi feda edilmektir.

Piyon feda ediliyor ama karşılığında alınacak bir “kale” bulunmuyor.

 

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir