Olmak ya da Olmamak

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerin tek kazananı PKK idi. Yasal partisi HDP, kendilerinin bile beklemediği bir oy yüzdesine ulaşmış (yüzde 13.1) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 80 milletvekili göndermişti.

            Başta Ak Parti olmak üzere, HDP dışındaki diğer bütün Partiler seçimin kaybedenleri idiler.

            HDP’nin, ulaştığı oy oranından ve kazandığı milletvekili sayısından daha önemli kazanımı ise, bütün Türkiye kamuoyunda, iktidarın izlediği “Kürt açılımı” politikasının sonucu olarak kazandığı “meşruiyet” idi.

            Ama PKK, bütün bu kazanımları deyim yerindeyse elinin tersi ile itti. 7 Haziran seçimlerinden tam iki gün sonra yol kesmelere ve karakollara yönelik taciz ateşlerine başladı.

            Seçimlerden bir hafta sonra gerek Cemil Bayık, gerekse Murat Karayılan yaptıkları açıklamalarla, ateşkes sürecinin sona erdiğini ve “Kürt sorununu kendi yöntemleri ile çözeceklerini” açıkladılar.

ABD’ye bel bağlamanın sonu

            Bu akıl dışı durumun izahı PKK – ABD ilişkilerindedir. PKK’nın bu şekilde hareket etmesi, ABD’nin o günlerde Suriye’de uygulamaya koyduğu “Kürt koridoru” politikası çerçevesinde açıklanabilir.

            Suriye’nin kuzeyinde açılacak koridoru engelleyebilecek tek kuvvet Türkiye olduğu için, Türkiye’nin içerde “meşgul edilmesi” düşünülmüştür ve görev PKK’ya verilmiştir.

            Kendi içinde PKK terörü, “demokratik özerklik” ilan edilen şehirlerdeki “Hendek Savaşları” ile meşgul olan Türkiye’nin, Suriye’de olup bitenlere bakacak halinin kalmayacağı hesabı yapılmıştır.

            Ama ABD yanıldı. Kendi aklıyla değil ABD aklıyla hareket eden PKK da yanıldı.

            Türkiye, yıllar süren “açılım” rüyasından uyandı ve 24 Temmuz 2015’te silahlı bölücülüğe karşı harekete geçti. PKK, açtığı hendeklere gömüldü.

Ardından 24 Ağustos 2016’da “Fırat Kalkanı” operasyonu geldi. ABD’nin, Kuzey Irak’tan Akdeniz’e koridor açma hayali de yerle bir oldu.

Bugünkü durum

Dört yılın ardından durum özetle şöyledir: PKK’ya, Türkiye’de ağır darbeler vuruldu. Bugün sadece şehirlerde değil, dağlarda da inisiyatif güvenlik güçlerinde ve Türk Ordusu’ndadır. PKK’nın Türkiye sınırları içindeki silahlı adam sayısı 600’lü rakamlara gerilemiştir. Kalanlar da sığınaklarından burunlarını çıkaramaz durumdadırlar.

Dağ başları PKK açısından, şehir merkezlerinden daha “güvensiz” hale gelmiştir.

Ama en önemlisi Diyarbakır’da bir süredir devam eden “Anaların eylemi”nin gözler önüne serdiği gerçeklerdir. PKK ve onun yasal uzantıları çaresiz kalmışlardır. Anaların eylemi karşısında yapacak bir şeyleri yoktur.

Bugüne kadar HDP’ye oy vermiş, çocuklarının dağa gitmesine ses çıkarmamış olan kitle içinde PKK’ya isyan başlamıştır.

2015 Kasım seçimleriyle birlikte görülen kitle desteğindeki erimenin “Anaların eylemi” ile birlikte daha büyük bir ivme kazanacağını söyleyebiliriz.

PKK, bir yer hariç her yerde kaybetti

Türkiye’den sonra PKK’nın çok büyük darbe aldığı ikinci bölge Suriye’de Fırat’ın batısıdır. Fırat Kalkanı’nın ardından gelen “Zeytin Dalı Operasyonu” ile PKK’nın buradaki varlığı da bitme noktasına gelmiştir.

PKK’nın Irak’ta da yapacağı fazla bir şey yoktur. Batı Asya’nın dört ülkesindeki Kürtler içinde örgütlenmeyi başından beri önüne hedef olarak koyan PKK’nın, bu açıdan en başarısız olduğu yer Kuzey Irak’tır.

Irak Kürtleri, aradan geçen 40 yılın sonunda da esas olarak kendi yerel Partileri içindedirler ve PKK’ya pek yüz vermemişlerdir. Ama PKK, ABD’nin 1991’den itibaren Bölgede olmasından yararlanarak Kandil’e yerleşmiştir.  Fakat Bölge halkından çok fazla destek görmediği için, TSK’nın özellikle son iki yıldır Kuzey Irak’ta yürüttüğü operasyonlar karşısında çaresizdir.

PKK’yı ayakta tutan tek yer

Bugün PKK’yı ayakta tutan biricik bölge Fırat’ın doğusudur. ABD de, bölgeye ilişkin bütün hesaplarını PKK’yı kullanarak Fırat’ın doğusunda bir köprübaşı tutmaya bağlamış durumdadır.

Bu amaçla bugüne kadar onbinlerce TIR (Tayyip Erdoğan son olarak 50 bin TIR dedi) silah göndermiş, 15 kadar irili ufaklı askeri üs kurmuş, binlerce askerini bu üslere yerleştirmiş, bugün için en az 30 bin kadar PKK elemanının maaşını vermekte ve harcadığı toplam para, milyar dolarlarla ifade edilir duruma gelmiştir.

PKK da bütün ümidini Fırat’ın doğusunda elde edeceği kazanımlara bağlamış durumdadır.

PKK yönetiminin şöyle düşündüğü anlaşılıyor: ‘Evet Türkiye’de ağır kayıplara uğradık. Fırat’ın Batısında da tutunamadık. Irak’ta da durum pek iç açıcı değil ama Suriye’de, Fırat’ın doğusunda fiili bir egemenlik alanını dört yıldır yaratmış durumdayız. Kendi devletimizi kuruyoruz. ABD’nin desteği ile bu filli durumu biraz daha sürdürürsek, bölge devletleri ve bütün dünya bu oldu bittiyi kabul edecektir. Bu hedefe ulaşmak için bütün gücümüzle Fırat’ın doğusundaki kazanımlarımızı korumalı, diğer bölgelerdeki silahlı varlığımızı da, bugün için çok fazla bir şey elde etmesek de sürdürmeye devam etmeliyiz.’

‘Fırat’ın doğusundaki kazanımlarımızı bölge ülkelerine kabul ettirdikten sonra diğer bölgelerdeki kayıplarımızı rahatlıkla telafi edebiliriz.’

PKK’nın Kamışlı ve Ayn-el Arap’taki (Kobani) hakimiyeti yedi yılı, Frat’ın doğusunun tamamındaki hakimiyeti ise neredeyse dört yılı buluyor. Bunu mümkün kılan Türkiye’nin yanlış Şam politikası oldu.

Silahların yere atılacağı gün

Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur:

PKK terörünü sona erdirmek, bu örgütün Fırat’ın doğusundaki varlığına son vermekten geçiyor.

Bu gerçek apaçık gözler önündeyken, “Güvenli Bölge” aldatmacasına kapılarak zaman kaybetmek, PKK terörünün ömrünü uzatmaktan ve Türkiye’nin ödeyeceği bedeli ağırlaştırmaktan başka anlama gelmiyor.

Türkiye Suriye ile işbirliği yaparak Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını sona erdirdiği gün, PKK’ya, silahlarını temelli olarak atmaktan başka bir seçenek kalmayacaktır.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir