<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim ve Ütopya &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<atom:link href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/tag/bilim-ve-utopya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Jun 2022 11:30:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2017/05/favicon-150x150.png</url>
	<title>Bilim ve Ütopya &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Ressam Yunus Emre”nin Nâzım’la yedi yılı</title>
		<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr/ressam-yunus-emrenin-nazimla-yedi-yili/</link>
					<comments>https://www.kivilcimhaber.com.tr/ressam-yunus-emrenin-nazimla-yedi-yili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2022 11:30:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Kategori]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Ütopya]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Balaban]]></category>
		<category><![CDATA[İşçilerin-köylülerin ressamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kivilcimhaber.com.tr/?p=35449</guid>

					<description><![CDATA[Söyleşi: Mert Can Yılmaz &#8211; Fatma Kahraman-BİLİM ve ÜTOPYA İbrahim Balaban’ın 1942 yılında Bursa Cezaevi’ne girmesi onun hayatının geri kalanını şekillendirecek bir dönüm noktası yaratır. Burada kendisinden 20 yaş büyük olan Nâzım Hikmet ile tanışır. Nâzım Hikmet onun için bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Söyleşi: Mert Can Yılmaz &#8211; Fatma Kahraman-BİLİM ve ÜTOPYA</p>



<p>İbrahim Balaban’ın 1942 yılında Bursa Cezaevi’ne girmesi onun hayatının geri kalanını şekillendirecek bir dönüm noktası yaratır. Burada kendisinden 20 yaş büyük olan Nâzım Hikmet ile tanışır. Nâzım Hikmet onun için bir “şair baba”; o Nâzım Hikmet için “bir ressam Yunus Emre” olur zamanla. İbrahim Balaban’la Nâzım Hikmet’in aralarındaki iletişim yolu en başta dil değil, yağlı boyalar, portrelerdir. Önce Nâzım, Balaban’ın tablosunu yapar, sonra Balaban Nâzım’ın… Nâzım, demir parmaklıklar ardında, akademi bitirmemiş, üniversiteye gitmemiş genç yetenekten çok etkilenir. Balaban’a tüm boyalarını verir. O yıllarda 18-19 yaşlarında olan Balaban ile Nâzım Hikmet arasında baba oğulun çatışmaları da bağlılığı da tecrübe edilir. Balaban, Nâzım’ın dizelerini fırçalarıyla canlandırır. Nâzım, Balaban’ın fırçasının dokunuşlarını şiirlerinde dize dize kurar. Balaban’ın resimleri ses kazanır, Nâzım’ın dizeleriyse renk… Nâzım, aynı zamanda bir öğretmendir Balaban için. Ona resimden başka Rusya’da öğrendiği sosyoloji, ekonomi politik ve felsefe derslerini öğretir. Balaban bir zaman sonra İmralı’ya sürülür. Ancak orada da gördüğünü resmetmekten vazgeçmez. Kırları, kara sabana sürülmüş öküzleri çizer. Burada yaptığı tabloları Nâzım’a gönderir. Mahkumlar ve gardiyanlar arasında da ün kazanmaya başlar. Nihayetinde, İmralı’dan da sürülür. Nedeni, komünizm propogandası yaptığı, İmralı’yı ayağa kaldıracağı iddiasıdır. Hapishane yılları bittiğinde Nâzım Hikmet’le tekrar bir araya gelirler. Celal Esad Erseven Balaban’ın tablolarını ilk kez gördüğünde Nâzım’a “Bunlar Natüralizm değil, Kübizm değil, sürrealizm değil. Şimdi ben bunlara ne diyeyim?” der. Nâzım Hikmet karşısına çıkar, “Hoca hoca” der, “Bunlara Balabanizm dersin.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="372" height="517" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/nazim-balaban-orhankemal.jpg" alt="" class="wp-image-35457" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/nazim-balaban-orhankemal.jpg 372w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/nazim-balaban-orhankemal-216x300.jpg 216w" sizes="(max-width: 372px) 100vw, 372px" /><figcaption>Orhan Kemal, Nâzım Hikmet, İbrahim Balaban (soldan sağa)</figcaption></figure>



<p>Çağdaş resim eleştirmenleri ise kendisini “Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten ressam” olarak tanımlarlar.&nbsp; Balaban, ilk sergisini 1953’te İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi&#8217;nde açar. Sonraki yıllarda hem Türkiye’de, hem de yurtdışında pek çok sergi daha açar. Resimleri de bir dönem kendisi gibi mücadele verir. 1961’de Yeni Dal Grubu sergisindeki 1968’de Gazi Dergisi’ndeki tablolarından dolayı yargılanır. 1969’da Adana’da sergilediği resimleri saldırıya uğrar.&nbsp; Resimleri dışında 1968’den bu yana Nâzım Hikmet’le geçirdiği günlere dair anı ve romanlar da yazmaktadır. Nâzım Hikmet’le 7 yıl süren günleri 1968’de Şair Baba ve Damdakiler adıyla Cem yayınlarından çıkar. 2003’te çıkan son kitabı ise Berfin Yayınları’ndan çıkan Nâzım Hikmet’le Yedi Yıl adlı romandır.</p>



<p>Şimdi kendisiyle yaptığımız röportaja geçelim.</p>



<p><strong><em>Bilim ve Ütopya:</em></strong>&nbsp; Nâzım Hikmet’le nasıl tanıştınız?</p>



<p><strong><em>İbrahim Balaban:</em></strong>&nbsp; Nâzım Hikmet’le tanışmadan önce portreler yapmaktaydım. Mahpusları kara kalemle çiziyordum. Bir gün siyasi mahpuslardan birisinin, Nâzım Hikmet’in yağlı boyalarla diğer mahpusların portrelerini yaptığını öğrendim ve ondan benim de portre resmimi yapmasını istedim. Olur dedi ve resmimi yaptı. Ancak yaptığı bu resmi ben beğenmedim. Bu resim eksik dedim. Bir kravatım vardı ve o bu kravatımı resimde takmamıştı. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:</p>



<p>-Benim kravatım vardı sense kravatımı takmamışsın.</p>



<p>&#8211; Böyle güzel çocuğa kravat yakışmaz. Sizin köye tahsildar gelir mi?</p>



<p>&#8211; Gelir.</p>



<p>&#8211; Tahsildarın kravatı var mıdır?</p>



<p>&#8211; Vardır.</p>



<p>&#8211; Sen tahsildarı sever misin?</p>



<p>&#8211; Sevmem.</p>



<p>&#8211; Öyleyse ben de kravatı takmam.</p>



<p>Onun öyle demesine rağmen ben 6 tane kalem satın aldım, onları zeytinyağına batırıp batırıp resmi tamamladım. Daha sonra Nâzım Hikmet, benim bir resmimi daha yapmak istediğini söyledi. Bense yaptırmam dedim. Bunu duyunca çok üzüldü. O tahmin ediyordu ki bütün dünya, tüm Türkiye’deki yediden yetmişe herkes onun aleyhinde bulunurdu. Halbuki benim davranışımın sebebi farklıydı. Niye yaptırmıyorsun bana resmini diye sorduğunda verdiğim cevap “Çünkü ben de resim yapıyorum” oldu. Birden neşelendi, “Haydi öyleyse &nbsp;benim de bir resmimi yap.” dedi. Bir iki dakika içerisinde portreyi tamamladım, Nâzım elimden kağıdı kaptı ve müthiş dedi.</p>



<p>&#8211; Sen akademi okudun mu?</p>



<p>&#8211; Akademi ne ki, ben bilmiyorum.</p>



<p>&#8211; Üniversiteyi okudun mu?</p>



<p>&#8211; Hayır. Bizim köyde sadece üç sınıflı bir okul vardı. Sonrasındaysa Nâzım’a “Madem sen benim yaptıklarımı önemsedin, öyleyse ben sana çırak olayım.” dedim.&nbsp; “Hayhay” dedi, “Sen beni ustan olarak kabul edersen ben de seni çırak olarak kabul ederim.” İşte o günden itibaren başladık resim çalışmaya.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="599" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi4.jpg" alt="" class="wp-image-35452" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi4.jpg 900w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi4-300x200.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi4-768x511.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption><em>İbrahim Balaban’ın yaptığı Nâzım Hikmet resmi…</em></figcaption></figure>



<p><strong>Bilim&nbsp; ve Ütopya:</strong>&nbsp; Nâzım Hikmet “büyük” bir suçlamayla karşı karşıyaydı. Mahpushanedekilerin bir kısmı ona karşı mesafeli davranıyordu. Sizi ona çeken neydi? Onun durumundan çekinmediniz mi?</p>



<p><strong><em>İbrahim&nbsp; Balaban:</em></strong>&nbsp; Mahpusların bir kısmı Nâzım Hikmet’in aleyhine konuşuyordu. Ama bu benim umrumda değildi. Çünkü ben o çocuk yaşıma rağmen -o sıralar 18, 19’lu yaşlarımdaydım- onun çok önemli bir insan olduğunu tahmin ediyordum. Bana göre o devlete karşı gelen bir adamdı. Benimse devlete karşı gelen bir adamı sevmem gerekirdi. Çünkü devlet beni hiç suç işlemediğim halde cezaevine attı.</p>



<p>Mahpuslar kendilerince bir takım şeyler uydururlardı. Yok Nâzım Hikmet kadınlarla erkekleri bir yere kapatıyormuş da, tarlalarla bahçeleri birbirine katıyormuş da, bir zırhlıyı kaçırırken yakalanmış da ve daha neler neler&#8230;&nbsp;&nbsp; Ben bunların hepsinin saçma olduğunu tahmin ediyordum. Olmayacak şeyleri haldır huldur söylüyorlardı.</p>



<p>Bir de resim yapan bir adamı ilk defa görüyordum. Bu da benim tarafımdan mükemmel bir insan olmasını sağladı. Bana tüm boyalarını verdi. Sonrasında ben başladım resimler yapmaya ve o dönemde 10-12 tane portre yaptım. Bu yaptığım portreleri güzel sanatlar akademisine gönderirdi. Bir gün buradan bir arkadaşına mektup yazmış ve benim için “Ben burada bir Ressam Yunus Emre keşfettim” demiş.</p>



<p><strong><em>Bilim ve Ütopya:</em></strong> Nâzım’ın sizin resimleriniz üzerine yazdığı şiirleri var. Sizin onun şiirlerini okuyarak yaptığınız resimleriniz var mı?</p>



<p><strong>İbrahim Balaban:</strong> Ben resim yaparken Nâzım Hikmet bana karışmaz, arkamdan beni seyrederdi. İçerideyken yaptığım <strong><em>“Demirkapının Önü”</em></strong> ve <strong>“İlkbahar”</strong> tablolarını şiirleştirmişti. Dışarı çıktıktan sonra ben de onun şiirlerini okuyarak harika tablolar yaptım. <strong><em>“Masalların Masalı”</em></strong> adlı şiirini resmettim.</p>



<p>&nbsp;“Su başında durmuşuz çınarla ben.</p>



<p>Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim.</p>



<p>Suyun şavkı vuruyor bize çınarla bana.”</p>



<p>“Angina Pektoris” adlı şiirini de resmettim.</p>



<p>“bakıyorum geceye demirlerden</p>



<p>ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen</p>



<p>kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor&#8230;”</p>



<p>Daha sonra <strong><em>“Salkımsöğüt”</em></strong> var.</p>



<p>“Akıyordu su</p>



<p>gösterip aynasında söğüt ağaçlarını. Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını! Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere! Birden</p>



<p>bire kuş gibi</p>



<p>vurulmuş gibi kanadından</p>



<p>yaralı bir atlı yuvarlandı atından! Bağırmadı,</p>



<p>gidenleri geri çağırmadı, baktı yalnız dolu gözlerle</p>



<p>uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına! Ah ne yazık!</p>



<p>Ne yazık ki ona</p>



<p>dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak, beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!</p>



<p>Nal sesleri sönüyor perde perde,</p>



<p>atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!</p>



<p>Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar! Atları rüzgâr kanat&#8230; Atları rüzgâr&#8230;</p>



<p>Atları&#8230; At&#8230;”</p>



<p>İşte bu Nâzım Hikmet.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="714" height="1024" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi5-714x1024.jpg" alt="" class="wp-image-35453" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi5-714x1024.jpg 714w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi5-209x300.jpg 209w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi5-768x1101.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/balabanresmi5.jpg 900w" sizes="(max-width: 714px) 100vw, 714px" /><figcaption><em>İbrahim Balaban’ın bir tablosu </em></figcaption></figure>



<p><strong><em>Bilim ve Ütopya:</em></strong>&nbsp; Nâzım’ın bir dostu, bir kardeşi gibiydiniz. Hiç ona karşı çıktığınız bir durum oldu mu?</p>



<p><strong><em>İbrahim Balaban:</em></strong>&nbsp; Benim yaptıklarımı o kadar çok beğeniyordu ki ben artık bu beğeniye tahammül edemiyordum. Bir de zaman zaman tavrım alay eder gibiydi sanırım. Bir gün resmimi çok beğendiği bir anda ben “Başka nesini beğendin?” diye sordum. O da ekledi “Renklerin ahengini&#8230;” Sonra ben “Daha başka?” “Daha başka?” diye sorunca Nâzım Hikmet bana kızdı “Benimle alay ediyorsun” dedi. “Yaptığın şeyleri kendin beğenmiyorsun benim yaptığıma da karşı geliyorsun ve benle alay ediyorsun.” Sonra bıraktı odasına gitti. Ama uzun sürmedi, 3 dakika sonra aşağıya indi. Ben o sıralarda büyük bir tablo yapıyordum, bana “İskeleden in. Hadi beraber dışarıda yürüyelim.” dedi. Dışarı çıktık bahçede beraber yürüdük.</p>



<p>Bir zaman sonra Nâzım Hikmet bir adam gönderdi ve benden 4 tane fırça istedi. Bense “Vermem” dedim. Adam “Ama bu fırçaları isteyen Nâzım Hikmet, neden vermiyorsun?” dedi. “Ben kimseye fırça vermem” dedim. “O zaman giderim Nâzım Hikmet’e, o senin ustandır, sana darılmaz mı?” deyince “Hadi git söyle, darılırsa darılsın” dedim. O sırada savcının bana verdiği odada resim yapıyordum. Nâzım Hikmet koşarak geldi, kapıyı hızla açtı.</p>



<p>&#8211; Balaban, bana fırça vermemişsin. Niye vermedin?</p>



<p>&#8211; Bilmiyorum, vermedim.</p>



<p>&#8211; Ama ben sana bir tomar fırça verdim, bir kucak dolusu da boya verdim. Tevekkeli babası oğluna bir bağ verirmiş de oğlu babasına bir salkım üzüm vermezmiş. İşte şimdi bunu tatbik ediyoruz.</p>



<p>&#8211; Madem bunu biliyordun da bana niye bir tomar fırçayla bir kucak dolusu boya verdin?</p>



<p>&#8211; Sen ressam olasın diye verdim.</p>



<p>&#8211; Teşekkür ederim, ben ressam oldum.</p>



<p>&#8211; Ressam oldun da şimdi niçin vermiyorsun?</p>



<p>&#8211; Sen fırçaları tersine tersine sürtüyor, fırçaların uçlarını bozuyorsun.</p>



<p>Ben bunu diyince masaya doğru yaslandı. “Ben ressam mıyım? Ne bileyim fırça sürmesini.” O zaman ben gözyaşlarımı tutamadım, “Al hepsini götür” dedim. “Yok” dedi “Dört tanesini alayım.”</p>



<p><strong><em>Bilim ve Ütopya:</em></strong>&nbsp; Bir dönem Bursa Cezaevi’nden İmralı’ya gidiyorsunuz. Bu dönemde neler yaptınız? Nâzım’la iletişim kurma şansınız var mıydı?</p>



<p><strong><em>İbrahim Balaban:</em></strong> Ben İmralı’da hem müdürün bana verdiği işi yapıyorum hem de çıkıyorum kırlara karasabana koşulmuş öküzleri sürenleri resmediyorum. İmralı Adası’nda 2,5-3 sene içinde çizdiğim resimler beni müthiş geliştiriyor. Öylesine ustalaşıyorum ki kısaca bir hesap ettim 7000 tane desen çizmişim.</p>



<p>3 sene İmralı’da kaldıktan sonra “Komünizm” propagandası yaptığım gerekçesiyle tekrar Bursa Cezaevi’ne gönderildim, sürüldüm. Nâzım Hikmet’e orada yaptıklarımı anlatınca ilk sorduğu şey o çizdiğim desenlere ne olduğuydu. Bense hepsini yırtıp atmıştım. “Onlar kim bilir ne müthiş eserlerdi.” dedi. Bense kafamı işaret ederek “Onların hepsi işte burada, tekrar yaparım” dedim. “Hadi yap da görelim” diyince işte o zaman “İlkbahar” tablosunu yaptım. Bitirdiğimde müthiş şaşırdı ve daha sonra beni öylesine önemsedi ki bana dersler vermeye başladı.</p>



<p>İmralı’da yaptığım resimleri Nâzım Hikmet’e gönderiyordum. Bir ara kendi portremi yapmıştım, onu gönderdim. Çok sonraları Piraye yengede o portreyi bulduk, bir sergimde de teşhir etmiştik.&nbsp; O sıralarda ben çift sürenlerin, balık tutanların resimlerini yaptım. 8-10 tane portre yaptım. Bunların hepsi İstanbul ve İzmir’de satıldı. O para benim hesabıma yatırıldı fakat beni komünizm propagandası yaptı diye, İmralı’yı ayağa kaldıracak diye sürdükleri zaman, benim hesabımda mevcut olan paradan 10 kuruş bana vermediler, beni sürdüler. Sadece bir don bir gömlekleydim. Bu parayı istemedim de çünkü töhmet edilen suç “ağırdı”. Ben oradaki bazı delikanlıların portrelerini yapmışım, o delikanlıların da hepsi komünist olmuş diye bir suç atıldı. Ne şahit var ne yargı&#8230; Hiçbir şey yok.</p>



<p><strong><em>Bilim ve Ütopya:</em></strong> Nâzım’ın size dersler verdiğini söylediniz. Ondan neler öğrendiniz?</p>



<p><strong><em>İbrahim&nbsp; Balaban:</em></strong>&nbsp; Üç bilimin dersini verdi. Sosyoloji, ekonomi politik ve diyalektik felsefe. Bu bilimler o dönemde herkesin bildiği bilimler değil. Üç ay boyunca Nâzım Hikmet’ten dersler aldıktan sonra benim bildiğim bilgileri Türkiye’de benden başka bilen yoktu. Nâzım Hikmet üç sene Rusya’da okumuştu, üç ayda bana tüm bildiklerini aktardı. Sabahları bana anlatıyordu, ertesi güne anlattıklarını aktarmamı istiyordu. Ben de onları tekrar edebilirsem öteki derse geçiyordu. Böyle böyle üç bilim dalını mükemmel bir şekilde öğrendim. Öğrendikten sonra beni imtihan etti. İmtihansa çok ilginçti. Sonraları birçok insana, üniversite mezunlarına, profesörlere, yazarlara bu imtihandaki soruyu sordum, yanıtını veremediler. Soru ise şöyleydi. “Bir adam</p>



<p>8 saat bir yerde çalışınca bunun karşılığı 100 lira alıyor. Fakat bir avcı 1-2 dakika içerisinde bir sansarı vuruyor ve sansarın getirdiği para 1000 lira oluyor. Yani avcının 1-2 dakikalık emeği</p>



<p>1000 lirayken 8 saat çalışanınki 100 lira oluyor. Buradaki ayrıntı nedir?” Ben “Sansarın arkasında onlarca avcının koşuşmasından ötürü, bir tanesi vurulduğu için ötekilerin emeği adamın emeğine naklonur” dedim. Geldi boynuma sarıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="673" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/ibrahimbalaban-copy.png" alt="" class="wp-image-35451" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/ibrahimbalaban-copy.png 900w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/ibrahimbalaban-copy-300x224.png 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/ibrahimbalaban-copy-768x574.png 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption><em>İbrahim Balaban</em></figcaption></figure>



<p><strong><em>Bilim&nbsp; ve Ütopya:</em></strong>&nbsp; Nâzım sizin resminize inanıyor, size güveniyordu. Sizi Türkiye’nin en büyük ressamı olarak benimsemişti. Balabanizm terimi de Nâzım’dan, değil mi?</p>



<p><strong><em>İbrahim Balaban:</em></strong> Af oluyor, dışarı çıkıyoruz. Nâzım Hikmet bana bir mektup yazdı. “Neredesin? Seni çok özledim. Yaptığın resimleri hemen paketle, hangi yoldan geleceksen gel. Biz seni karşılayacağız.” diyor. Beni Münevver yenge karşıladı. Nâzım Hikmet’in annesinin evine gittik ve orada tabloları bir bir açıp duvarlara astık. O dönemde Celal Esad Erseven, 5-6 yıldan beri ansiklopedi yazmakla uğraşmaktaydı. Nâzım Hikmet’in annesinin evinde benim resimlerimi gördü, bir bir hepsine baktı. Bakıp bakıp konuştu. “Bunlar Natüralizm değil, Kübizm değil, sürrealizm değil. Şimdi&nbsp; ben bunlara ne diyeyim?” dedi. Nâzım Hikmet karşısına çıktı. “Hoca hoca” dedi. “Bunlara Balabanizm dersin.”</p>



<p>Bilim ve Ütopya: İbrahim Bey, bizleri ağırladığınız için çok teşekkür eder, önümüzdeki yıllarda yepyeni tablolarınızla bizleri aydınlatmanızı temenni ederiz.</p>


<ul class="wp-block-latest-posts__list wp-block-latest-posts"><li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari18/">Emekli yazıları18</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/yukumlu-hukumler-ukrayna-hukumleri/">YÜKÜMLÜ HÜKÜMLER Ukrayna Hükümleri</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/perincek-milli-egitim-bakanini-istifaya-cagirdi/">Perinçek, Milli Eğitim Bakanı’nı istifaya çağırdı</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/en-dusuk-emekli-ayligi-gercegi/">En Düşük Emekli Aylığı Gerçeği!</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/abd-natonun-turkiyeye-kurdugu-ukrayna-tuzagi/">ABD- NATO&#8217;nun Türkiye&#8217;ye kurduğu &#8220;Ukrayna&#8221; tuzağı</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/36-nato-liderler-zirvesi-turkiyeye-acik-bir-atlantik-tuzagidir/">36. NATO Liderler Zirvesi Türkiye’ye açık bir Atlantik tuzağıdır</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/makude-yeni-nesil-bolum-ve-programlar-gundemde/">MAKÜ’de yeni nesil bölüm ve programlar gündemde</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/hepimizin-sendikasi-grubu-natoya-hayir/">Hepimizin Sendikası Grubu: “NATO&#8217;YA HAYIR!”</a></li>
</ul>


<div data-wp-interactive="core/file" class="wp-block-file aligncenter"><object data-wp-bind--hidden="!state.hasPdfPreview" hidden class="wp-block-file__embed" data="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-eti-ite-otu-2.pdf" type="application/pdf" style="width:100%;height:200px" aria-label="ata-eti-ite-otu gömüsü. gömüsü."></object><a id="wp-block-file--media-769216e1-42a0-41a4-b10b-97de5f3f7d35" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-eti-ite-otu-2.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ata-eti-ite-otu</a><a href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-eti-ite-otu-2.pdf" class="wp-block-file__button" download aria-describedby="wp-block-file--media-769216e1-42a0-41a4-b10b-97de5f3f7d35">İndir</a></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kivilcimhaber.com.tr/ressam-yunus-emrenin-nazimla-yedi-yili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çaka Bey&#8217;in &#8221;At sırtında&#8221; Akdeniz&#8217;e getirdikleri</title>
		<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr/caka-beyin-at-sirtinda-akdenize-getirdikleri/</link>
					<comments>https://www.kivilcimhaber.com.tr/caka-beyin-at-sirtinda-akdenize-getirdikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Oct 2021 20:01:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Kategori]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Sürmanşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Ütopya]]></category>
		<category><![CDATA[Çaka Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. doğu perinçek]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi vatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kivilcimhaber.com.tr/?p=30492</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Türkiye Mavi Vatan&#8217;da Doğu Akdeniz&#8217;de Mavi Vatan&#8217;ın kartallarıyla başta ABD, İsrail ve Yunanistan olmak üzere tüm düşmanlara meydan okuyabiliyorsa bunu Türk milletinin, tarihin derinliklerindeki dünya tarihine yön vermiş olan büyük devletler ve insanlık tarihini yönlendirmiş imparatorluklar kurmuş büyük dehasına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center has-medium-font-size"><strong><em><span style="color:#115471" class="tadv-color">Bugün Türkiye Mavi Vatan&#8217;da Doğu Akdeniz&#8217;de Mavi Vatan&#8217;ın kartallarıyla başta ABD, İsrail ve Yunanistan olmak üzere tüm düşmanlara meydan okuyabiliyorsa bunu Türk milletinin, tarihin derinliklerindeki dünya tarihine yön vermiş olan büyük devletler ve insanlık tarihini yönlendirmiş imparatorluklar kurmuş büyük dehasına borçludur. Bunu aşağıda KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin ilgisi ve bilgisine sunduğumuz Vatan Partisi Lideri Dr. Perinçek&#8217;in Bilim ve Ütopya dergisine verdiği söyleşinin içeriğinden daha açık bir şekilde anlıyoruz. </span></em></strong></p>



<div class="wp-block-media-text alignwide is-stacked-on-mobile" style="grid-template-columns:18% auto"><figure class="wp-block-media-text__media"><img loading="lazy" decoding="async" width="284" height="400" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey2.jpg" alt="" class="wp-image-30495 size-full" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey2.jpg 284w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey2-213x300.jpg 213w" sizes="auto, (max-width: 284px) 100vw, 284px" /></figure><div class="wp-block-media-text__content">
<p style="font-size:33px"><strong><em>Çaka Bey&#8217;in &#8221;At sırtında&#8221; Akdeniz&#8217;e getirdikleri</em></strong></p>



<p style="font-size:35px"><em>Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, ‘Bilim ve Ütopya’ dergisine röportaj verdi.</em></p>
</div></div>



<p><strong><em>BvÜ</em></strong>: Çaka Bey&#8217;in komutanlığı ve denizciliği, Türklerin devlet ve örgütlenme geleneğine dair hangi izleri taşımaktadır?</p>



<p>DP: 1071’de Alparslan Malazgirt Savaşı’nı kazanıyor ve Anadolu’nun kapısı açılıyor. 1071’den 1081’e hepsi on yıl. Malazgirt nere İzmir nere. O Türk akıncıları ve Selçuklular on yılda İzmir’e geliyor. Bunun esrarını Claude Cahen Selçuklu tarihi ile ilgili çalışmalarında çok güzel anlatıyor. Diyor ki, Bizans Türklerin Anadolu kapısına dayandıkları tarihi koşullarda hantal bir yönetim haline gelmişti, kentlerin surlarının ancak çok yakın bölgelerini denetim altında tutabiliyordu. Kale duvarlarının uzağında soygunculuk, haydutluk, yağmacılık geçerliydi. Selçuklular geldiler ve Anadolu’ya güvenlik ve barış getirdiler. Böylece tarım üretimine ve pazarlara güvenlik geldi, elbette silahlı güçleri sayesinde. Bizans döneminde üretim ağır bir yağma tehdidiyle karşı karşıyaydı. Bu yağma tehdidinden çiftçiyi, üreticiyi, çarşıları, pazarları Selçuklular kurtardı. Yalnız kale duvarlarının çevresinde olan üretim böylece çok geniş alanlara yayılabildi ve bir üretim patlaması oldu. Selçukluların Anadolu’yu çok hızlı bir şekilde fethetmesinin temelinde bu olay yatıyor. Çaka Bey’in Malazgirt’ten on yıl sonra 1081’de İzmir’de ortaya çıkmasını da bu tahlil açıklıyor. Temelinde, Türklerin silahlı gücü ve örgütlenme yetenekleri var elbette.</p>



<p>Anadolu’nun fethi deyince Anadolu’yu “güvenliğin” fethetmesinden söz edebiliriz. Yani yağmaya son veren ve asayişi getiren otoritenin, devlet düzeninin gelmesi. Köhne Bizans’ın kaybetmesi ve ticaret yollarına, pazarlara ve üretime güvenlik gelmesi belirleyici. Bunu önemle kaydetmemiz lazım.</p>



<p><strong><em>ÇAKA BEY&#8217;İN SIRRI</em></strong></p>



<p>Amiral Cem Gürdeniz Silivri’deyken bana mektupla sormuştu: “Bu Çaka Bey’in sırrı ne?”&nbsp; Akdeniz kıyılarına bozkırlardan atlarla gelen ve bir anda denizci olan adamlar… Bu soru çok önemli. Zaten atın üzerinde geldikleri için denizci olabildiler ve donanma kurabildiler. Çünkü atın üzerine çıkmak tarihi açıdan büyük bir örgütlenme yeteneği kazanmak anlamını taşıyor. Bu yeteneğin köklerini Atlı Çoban Kültüründe bulabiliyoruz.</p>



<p>Öntürklere baktığımız zaman, M.Ö. 3. binyıllarında diyelim, Hazar Denizi’nin kuzeydoğusunda yaşadıklarını görüyoruz. Onların batısında da, Hazar Denizi’nin kuzeyinde Önhintcermen kavimler yaşıyor. Bu Öntürkler ve Önhintavrupalılar koyun değil at yetiştiriyorlar. Bu kültüre Atlı Çoban Kültürü deniyor. Atlı çobanların tarla tarımından veya koyun çobanlığından farklı olarak çok geniş alanları denetim altında tutmaları gerekiyor. Çünkü atların otlaması için yüz kilometrelerce uzaklıklara uzanan geniş çayırlara ihtiyaç var. Dolayısıyla Atlı Çoban Kültürü aynı zamanda güçlü bir örgütlenmeyi gerekli kılıyor.</p>



<p>Avusturya’daki önemli Halkbilimcilerin oluşturduğu Viyana Okulu (Wienschule), 1930’lu yıllarda bu Atlı Çoban Kültürünün tarihsel rollerini araştırıyor. Önemli isimler Koppers, Menghin, Schmidt ve Flora. Bu etnologlar şu tartışmayı yapıyorlar: Atlı çoban kültürünü önce Öntürkler mi geliştirildi yoksa Önhintcermenler mi? Kim kimden aldı sorusunu ortaya atıyorlar. Tarih öncesiyle uğraştıkları için, yazı yok, çanaktı çömlekti, diğer üretim araçları ve eşyalardı, burada ayrıntısına girmeyelim, bulunan bütün kültür verilerini değerlendiriyorlar. Sonucunda uzun gerekçeler açıklayarak Atlı Çoban Kültürünün yaratıcısının Öntürkler olduğunu saptıyorlar. Ön Hintcermenler de onlardan aldılar, resepsiyon diyor ya Batılılar. Bu tespiti yapıyorlar.</p>



<p>Viyana Okulu’nun halkbilimcileri, devlet kuruculuğunun köklerini de bu Atlı Çoban Kültüründe buluyorlar. Dünyadaki ilk devlet kurucularının atlı çobanlar olduğu tezini öne sürüyorlar. Doğrudur.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="500" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey1a.jpg" alt="" class="wp-image-30494" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey1a.jpg 900w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey1a-300x167.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey1a-768x427.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p>Örgütlü ve savaşçı olan atlı çobanlar verimli ırmak yataklarına, Çin’de Sarı Nehir, Hint’te İndus Nehri ve bizim Mezopotamya’da Fırat-Dicle gibi alüvyonlu toprakların olduğu nehir yataklarına akınlar yapıyorlar ve oralarda tarım zenginliklerinin üzerine oturuyorlar. Sonucunda Atlı Çoban Kültürünün örgütçülüğü ile tarım zenginlikleri buluşunca devletler ortaya çıkıyor. Mezopotamya’da, Çin’de ve aynı zamanda Hint’te devletlerin köklerini bu atlı çobanların örgütçülüğünün tarım zenginliklerini fethetmesiyle açıklıyorlar. Bir yerde halktan ayrı silahlı güç varsa ve altın varsa, orada devlet vardır.</p>



<p><strong><em>TANRININ VATANI</em></strong></p>



<p>Atıçobanlar, Tanrının da icatçıları. Tengri, M.Ö. 3. binyıllarda Atlı Çoban Kültürüne sahip olan Öntürklerin inancı. Dikkat edelim Şamanizm din değil, büyücülüktür. Eski Türklerin dini, Tengri idi. Şamanizme inananlar, devlet kuruculuğunun kenarlarında, ormanlarda yaşıyorlardı. Örgütlü Türkler daha MÖ 3. binyıllarda Tek Tengri’ye inanıyordu. Bunun toplumsal-ekonomik temeli var. Atlı çobanların geniş bir coğrafyayı denetim altına alma zorunlulukları, Tengriyi de doğuruyor. Çünkü o geniş coğrafyada silahlı güç yanında ideolojik bir otoriteye de gerek var. Otorite, yalnız silahla değil, aynı zamanda Tengri sayesinde kuruluyor. Çok geniş alanlardaki silahlı otorite, aynı zamanda gökteki tanrının otoritesiyle desteklenmiş ve meşrulaştırılmış oluyor.</p>



<p>Kağanlar, otoritelerini Tanrıdan alıyorlar. Dahası onlar Göktanrının çocukları. Örneğin Bilge Kağan’ın oğlunun adı Tengri Kağan idi. Türkler, tanrıyı fethettikleri tarım zenginliklerine de taşıdılar. Çin’de Tien, Tanrı sözcüğüyle bağlantılı görülüyor. Vikinglerin bütün Cermen kavimlerine yaydıkları tanrıları Odin’i de Türkçe Od=Ateş köküyle açıklıyoruz. Babası Tor, karısı Yord (Yurt anlamında) hepsi Türkçe adlar taşıyor. İskandinavyalıların Saga destanları, Türkenkonung’un, yani Türk Hakanının 12 kabileyle Avrupa ülkelerine gelip sülalesini ağaç diker gibi kral diktiğini anlatır. İsveç tarihçiliğinin kurucusu Sven Lagerbring’in ve Abdullah Görgün’ün Kaynak Yayınlarından çıkan kitaplarında ve yazdığım uzun sunuşta geniş bilgi bulabilirsiniz.</p>



<p>Tengri sözcüğü, Anadolu Türkçesinden Yakutların diline kadar Türkçenin bütün lehçelerinde var. Og’dan Oğur’a başlıklı kitabımda hepsini saydım. Ama asıl önemli olan, Tengri Sümercede var. Dingir Tengri demek. Tengri’yi atlı çobanların Mezopotamya’ya götürdükleri anlaşılıyor. Sümercede bulunan Türkçe ile ortak sözcükler de yine onlardan geliyor. Bu konuda Osman Nedim Tuna’nın kitabı fevkalâde aydınlatıcıdır. Sümerlerin komşusu olan Elamların Türkçe ile akrabalıklarını büyük dilbilimci Landsberger kanıtladı.</p>



<p><strong><em>ÇAKA BEY&#8217;LE TEKNEYE BİNEN AT VE TENGRİ</em></strong></p>



<p>Peki biz Çaka Bey’den söz ederken niçin Atlı Çoban Kültürüne ve Tengri’ye geldik? Çünkü Atlı Çoban Kültürü Türk kavimlerine bir örgütlenme yeteneği kazandırıyor. Atı ehlileştirenler ve üzerine binenler, büyük bir üstünlük kazanıyor. Hem ulaşımda ve taşımada, hem de savaş yeteneğinde büyük üstünlük. Aynı zamanda örgütlenme yeteneğini olağanüstü geliştiren bir üstünlük. Atı arabanın önüne de koşabiliyorsunuz ama daha önemlisi insanın atın üzerine çıkması, ata binmesi.</p>



<p>İkincisi atın savaştaki rolü, o zamanlar tank gibi. O çağlarda son derece önemli bir savaş aracı. Ata binen ve ok-yay kullanan halklar, Çin Seddi’nin duvarlarının üzerinden atlayıp Çin’e akınlar düzenleyebiliyorlardı.</p>



<p>İşte Türkler, bu Atlı Çoban Kültürünün örgütlenme birikimiyle Anadolu’ya geldiler. Arkalarında İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Siriderya Oğuzları, Selçuklular, Gazneliler gibi muazzam bir imparatorluklar birikimi vardı, başka deyişle örgütlenme birikimi vardı. Denizcilik de o örgütlenme birikimiyle düzenlenebiliyor. Atın üzerinde geliyor ama at üstündeki konumu, büyük bir örgütlenme geleneği, yönetme geleneği. O örgütçülük, o yöneticilik, denizciliği de yönetebiliyor. Çaka beyler, attan inip tekneye çıkarken, atın üzerinde kazandıkları tarihi birikimle çıkıyorlar.</p>



<p><strong><em>ÇAKA BEY&#8217;İN İSTANBUL&#8217;U FETHETME HEDEFİ</em></strong></p>



<p>Bakınız, Çaka Beyler atın üzerinde İzmir’e gelince ne yapıyorlar? Hemen Bizans’ı fethetmeyi önlerine hedef olarak koyuyorlar. Biliyorsunuz Çaka Bey’in Bizans’ta bir esirlik dönemi var. Ama Bizans’ı fethetme hedefinin kökünde Türklerin ticaret yollarına hükmetme iddiası var. Bu çok önemli. Çünkü imparatorluk kültürünün gereği. Çaka Bey, deniz yollarını, deniz ticaretini denetim altına almayı hedefliyor. Yalnız karaları değil denizleri denetim altına alması gerekli. O zamanlarda o coğrafyada Akdeniz ticaretine hükmetmeden imparatorluk olamazsın. Dikkat ederseniz Oğuzlar da Anadolu’ya ilk geldikleri zaman Alanya, Antalya gibi Akdeniz’deki önemli deniz limanlarına yerleşiyorlar. Yani atlı çobanların dağlarda sıkışıp kalmadığını, geniş yaylalarda hayvancılık yapmakla yetinmeyip hemen kıyılara inerek limanları kontrol altına almayı amaçladıklarını görüyoruz.</p>



<p>İbn Battuta Seyahatnamesi’nden öğreniyoruz, Akdeniz’deki Türk beylerinin sarayları var, kervansaraylar, medreseler, hamamlar kurmuşlar. O Namık Kemallerin Osmanlı tarihlerinde yazıldığı gibi 600 çadırla gelip imparatorluk kurdukları gibi tezler masallardan ibaret.</p>



<p>Anadolu Selçuklu Devletini ve beyliklerini sınıflı topluma geçmiş olan uygarlar kurdular. Örneğin dünyanın en uzun kemerli köprüsünü o zamanlar Artukoğulları yaptılar. Anadolu’ya 11. ve 13. yüzyıllarda iki dalga halinde gelen Oğuzlar, evet atların üzerinde geldiler, ama aynı zamanda bir sınıflı toplum kültürünü, bir imparatorluk kültürünü de getirdiler.</p>



<p>Sonuç olarak Çaka Bey, işte İzmir’e sözünü ettiğimiz örgütlenme birikimiyle ve deniz ticaretine hâkim olma hedefiyle geliyor ve bir donanma kuruyor. Amacı da Bizans’ı fethetmek ve dolayısıyla Akdeniz ticaretine egemen olmak.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="450" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey3.jpg" alt="" class="wp-image-30496" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey3.jpg 900w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey3-300x150.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/cakabey3-768x384.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p><strong><em>YILDIRIM BEYAZIT VE FATİH SULTAN MEHMET&#8217;İN ÖNCÜLÜ</em></strong></p>



<p>Çaka Bey’in Fatih Sultan Mehmet’le amacına ulaştığını görüyoruz. Fatih’ten önce Yıldırım Bayezit İstanbul’u kuşattı. Arkadan Timur gelip vurmasa Yıldırım Bayezit büyük olasılıkla İstanbul’u alacaktı ama ondan elli yıl sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alıyor ve Çaka Bey’in hedefini hayata geçiriyor. Hedef neydi? Akdeniz ticaretine egemenlik, bütün Anadolu ve Trakya’yı kontrol altına almak ve ticaret yollarını, pazarları güvenlik altına almak, üretimin gelişeceği koşulları, asayişi sağlamak, bu sayede zenginliklere sahip olmak. Alparslan’dan Çaka Bey’e, Çaka Bey’den Yıldırım Beyazıt ve Fatih Sultan Mehmet’e uzanan Türk İmparatorluk birikiminin sırrını açıklayan tarihsel süreç budur.</p>



<p><strong><em>AVRUPAMERKEZLİ TEORİLERİN ZAVALLILIĞI</em></strong></p>



<p><strong><em>BvÜ</em></strong>: Türkler için “atın üzerinde gelen”, “göçebe” gibi adlandırmalar yapılır. Çaka Bey&#8217;in yarattığı tarihe baktığımızda bu kavramların yetersiz kaldığını görmüyor muyuz?</p>



<p>DP: Batı’nın yanlış bir bakış açısı var. Hayvancılıkla uğraşan göçebe kavimleri hep uygarlığın eşiğinde konfederasyonlar kuran halklar olarak tanımlarlar ve onların örgütledikleri konfederasyonları da devlet olarak kabul etmezler. Devletle yerleşikliği eşitlemişlerdir ve Türk tarihine de Avrupa gözlüğüyle şaşı bakarlar. Oysa hayvancılıkla da muazzam servetler oluşturuluyor. Orhun Yazıtları’nda “Kültigin’in on bin koyunluk sürüleri vardı” diye yazıyor. On bin koyun ne demek? Demek ki büyük zenginlikler biriktirmişler. Bu büyük zenginlikler, artıürünün varlığını,&nbsp; sınıflaşmanın olduğunu gösteriyor. Orada özel mülkiyet ve sınıflar var. Hayvan mülkiyetine sahip olan ve otlakları denetim altında tutan beyler var, bir de el sınıfı var hani biz “ele güne karşı” diyoruz ya, el halk tabakası, bodunla, boylarla aynı anlamda. Bir de künler var yani uşaklar. En üstteki beyler özel mülkiyete sahip, onlardan sonra halk tabakası yani el, onların altında da savaşlarda ele geçirilen esirler ve saraylarda ve çevresinde kullanılan uşaklar, künler bulunuyor. Dolayısıyla Türklerin hayvancılık yaptıkları, büyük kabile konfederasyonu diye Batılıların adlandırdığı örgütlenmeleri kurdukları zamanlarda derin bir sınıflaşma var, özel mülkiyet ortaya çıkmış ve ordular kurulmuş, devlet oluşmuş. Bu yüzden o dönemi, devletin eşiği, devlete doğru bir basamak olarak yorumlayan Avrupa bakış açısı yanlıştır. Avrupa merkezli tarih yazıcılığı tarihsel gerçeği açıklayamıyor.</p>



<p>MÖ ilk binde İskitler’den, Türkçesi Sakalardan başlayarak Hunlar’da, Göktürkler’de gördüğümüz gibi Çin Seddi’nin kuzeyinde, Asya bozkırında devamlı bir devlet geleneği var. Hâkim durumda olan kavim değişiyor ama o devlet mirası, o devlet geleneği değişmiyor, hemen herkes ona tâbi oluyor. Örneğin Göktürk hakimiyetinin birkaç onyılda Pasifik Okyanusu’ndan Hazar Denizine kadar yayılmasına şaşıran tarihçiler vardır. Oysa şaşıracak bir şey yok. Çünkü o coğrafyada yaşayan bütün halkların asayişe ve dolayısıyla otoriteye ihtiyaçları var. Coğrafyanın tepesini fethedenlere tabi olmalarının nedeni bu. Türk Kağanlığını Dokuz Oğuz-Uygurlar yıkıyor. Sonra Uygurlar’ı Kırgızlar yıkıyor ama devamlı yukarıda hâkim olan bir otorite var. O otorite kurumlaşmış. Yalnız silahı değil, Tengrisi de var o otoritenin ve çok geniş alanlardaki halklar hemen onlara tâbi oluyor. Bunun bir sırrı var elbette. Orada barışı, sükûnu sağlayacak bir devletin olması gerekli. Huzurun sağlanması herkesin çıkarına. Sonuç olarak Türk, Dokuz Oğuz, Otuz Tatar, Türgiş, Kırgız, Uygur gibi aynı dili konuşan boy toplulukları arasında devlete hâkim olmak için bir rekabet ve çatışma olmakla birlikte, bunlardan birisi hâkim olduğu zaman bütün bozkırda, yani Hazar Denizi’nden Pasifik Okyanusu’na kadar olan o muazzam alanda herkes yeni otoriteye tâbi oluyor. Bu da bir devlet geleneği ve bu devlet geleneği 1071 Malazgirt’te Anadolu’ya giriyor. Çaka Bey de işte bu devlet geleneğinin temsilcisi olarak İzmir’de o donanmayı kuruyor.</p>



<p>Bu süreci Avrupa merkezli teorilerle açıklayamıyorsunuz. Zavallı kalıyor o Avrupa merkezli bakış açısı.</p>



<p><strong><em>BİZANS&#8217;IN ETKİSİ</em></strong></p>



<p><strong><em>BvÜ: Bizans ve Çaka Bey arasındaki ilişkiler ve çatışmalardan yola çıkarsak Bizans&#8217;ın Türk devlet örgütlenmesine etkileri nelerdir?</em></strong></p>



<p><strong>DP:</strong> Bizans’ın kuşkusuz Selçuklu ve Osmanlı devlet kuruluşu ve kurumları üzerine etkileri var. Toplumsal ekonomik kuruluşa da etkileri var. Çünkü Türkler gelmeden önce o coğrafyada Bizans vardı. Ancak bu etki tek yönlü değil elbette. Bu konudaki Avrupa Merkezli tezleri Fuat Köprülü esaslı eleştirdi.</p>



<p>Türklerin etkisi yalnız Bizans üzerinde değil, bütün Asya coğrafyasında ve elbette Kuzey Afrika’dan Viyana kapılarına kadar Türk imparatorluklarının ulaştıkları bütün kıtalarda ve ötesindedir. Bu etki Çin Seddini de aşıyor. Zaten Çin tarihine baktığımız zaman, Kuzeyli Bozkır kavimlerinin gelip Çin’in tepesine oturduklarını ve hanedanlar kurduklarını görüyoruz. Çin medeniyeti fethedenleri fethediyor, ama fethedenlerin ve Kuzeyli akıncıların da Çin üzerinde büyük etkileri var. Çin medeniyeti ve devleti, Türk beylerinin askeri birikim ve yeteneklerini değerlendiriyor. Savaşlarda alınan esirler veya Çin’e göç eden birtakım Türk kavimlerinin beyleri, Çin ordusunda çok önemli konumlara geliyorlar. Çin, savaşlarda esir aldığı komutanların askerî yeteneklerinden yararlanıyor. Bizans’ta da bu durum var. Bizans ordularında Peçeneklerin savaştığını biliyoruz. Vikingleri de Bizans’ın muhafız birliklerinde görüyoruz. Büyük imparatorlukların, Çin ve Bizans örneğinde görüldüğü gibi Türklerin savaş yeteneğinden ve yönetme kabiliyetinden yararlandıkları gerçek. Bu bakımdan Çaka Bey gibi yetenekli bir komutan esir alındığı zaman, onu duvarların arasında çürütmek yerine onun birikiminden bir şeyler öğrenmek, imparatorluk birikiminin bir ifadesi oluyor.</p>



<p><strong>BvÜ: Çaka Bey&#8217;in bu coğrafyada bıraktığı mirastan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?</strong></p>



<p><strong><em>DP:</em></strong> Biz dünyada bozkır halkı olarak tanınıyoruz. Aynı zamanda biraz önce söylediğim gibi Atlı Çoban Kültürünü M.Ö. 3000’lerde inşa etmiş ve verimli tarım topraklarına devlet ve tanrı ihraç etmiş bir halkız. Tengri sözcüğü Sümercede Tingir olarak var. Tengri sözcüğü istisnasız bütün Türk lehçelerinde var ve dünyadaki en eski Allah sözcüğü. Bir de Vikinglerin tanrısı Odin’in adını Türkçe od-ateş sözcüğüyle açıklayabiliyoruz. Vikinglere ve onlar üzerinden bütün Avrupa’ya Tanrı Odin’i ihraç etmişiz. Odin, Kuzey Avrupa’ya kral olarak geliyor. Türk Hakanlarının devlet kuruculuğunu orada da görüyoruz. İbn Battûta’nın Seyahatnâmesi’ne bakınız, 13-14. yüzyılda Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya, oradan Karadeniz’in kuzeyine ve Anadolu’ya kadar yirminin üzerinde devlet var. O devletlerin hepsini Türk hanedanları yönetiyor.</p>



<p>Viyana Okulu’nun da işlediği gibi, Devlet kuruculuğu ve Tanrı fikrinin ortaya çıkışı Türk tarihinin derinliklerindedir. Çaka Bey’i de açıklayan işte bu tarihsel birikimdir. Özetle: Atlı Çoban Kültürü köklerine kadar uzanan otorite kurma, düzenleme, örgütlenme ve ticaret yollarına güvenlik getirme, üretim yapılması için gerekli olan barış ortamını ve disiplini sağlama… Bunların hepsi Çaka Bey’de, onun kültüründe miras olarak var. Denizlere hâkimiyet de bu kültürden çıkıyor.</p>



<p>Divan-ı Lugati’t-Türk’ü açalım, bakalım. Orada bir dünya haritası var. Dünya tarihinde Japonya ilk kez Divan-ı Lugati’t-Türk’teki o haritada gösteriliyor ve en önemlisi haritada denizler olduğunu görüyoruz. Yazılışı 1074 diyelim, yani 11. yüzyıl. Aslında Çaka Bey ile Divan-ı Lugati’t-Türk aynı tarihler. Biliyorsunuz Kaşgarlı Mahmut Kaşgar’lıydı ama Bağdat’a da gitti. Haritasında denizleri görüyoruz. Ticaret yollarına egemenlik diye özetlenebilen Türk hükümdarlık misyonu, deniz ticaretine egemenliği de içeriyor. İşte Çaka Bey, İzmir’e imparatorluk hedefiyle geliyor ve o donanmayı kuruyor. Bizans’ı fethetme amacı da bununla bağlantılı.</p>



<p>Geçenlerde TRT’deki Barbaros dizisini yapan dostlarla görüştüm, onlara da söyledim: Akdeniz’in Kılıcını anlamak istiyorsak, Kaşgarlı Mahmut’un haritasına bakacağız. Bozkırlı bir halk ama gözleri denizlerde. Mavi Vatanın köklerini Kaşgarlı Mahmut’un o büyük eserinde görebiliyoruz.</p>


<ul class="wp-block-latest-posts__list is-grid columns-4 aligncenter wp-block-latest-posts"><li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari18/">Emekli yazıları18</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="156" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/11kosehuseyinhaydar-sh95-300x156.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/11kosehuseyinhaydar-sh95-300x156.png 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/11kosehuseyinhaydar-sh95-768x398.png 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/11kosehuseyinhaydar-sh95.png 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/yukumlu-hukumler-ukrayna-hukumleri/">YÜKÜMLÜ HÜKÜMLER Ukrayna Hükümleri</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="169" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/perincek-300x169.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/perincek-300x169.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/perincek-768x433.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/perincek.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/perincek-milli-egitim-bakanini-istifaya-cagirdi/">Perinçek, Milli Eğitim Bakanı’nı istifaya çağırdı</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="167" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/azizcelik-prof-dr-300x167.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/azizcelik-prof-dr-300x167.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/azizcelik-prof-dr-768x427.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/azizcelik-prof-dr.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/en-dusuk-emekli-ayligi-gercegi/">En Düşük Emekli Aylığı Gerçeği!</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="159" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/mansetresim-ukrayna-nato-300x159.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/mansetresim-ukrayna-nato-300x159.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/mansetresim-ukrayna-nato-768x408.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/mansetresim-ukrayna-nato.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/abd-natonun-turkiyeye-kurdugu-ukrayna-tuzagi/">ABD- NATO&#8217;nun Türkiye&#8217;ye kurduğu &#8220;Ukrayna&#8221; tuzağı</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="167" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/nato-tuzak-zirve-300x167.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/nato-tuzak-zirve-300x167.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/nato-tuzak-zirve-768x426.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/nato-tuzak-zirve.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/36-nato-liderler-zirvesi-turkiyeye-acik-bir-atlantik-tuzagidir/">36. NATO Liderler Zirvesi Türkiye’ye açık bir Atlantik tuzağıdır</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="188" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/maku-yeni-bolum-programlar2-300x188.jpeg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/maku-yeni-bolum-programlar2-300x188.jpeg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/maku-yeni-bolum-programlar2-768x480.jpeg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/maku-yeni-bolum-programlar2.jpeg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/makude-yeni-nesil-bolum-ve-programlar-gundemde/">MAKÜ’de yeni nesil bölüm ve programlar gündemde</a></li>
<li><div class="wp-block-latest-posts__featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="159" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/hsg-incebacak-nato-300x159.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="" style="" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/hsg-incebacak-nato-300x159.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/hsg-incebacak-nato-768x408.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/hsg-incebacak-nato.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/hepimizin-sendikasi-grubu-natoya-hayir/">Hepimizin Sendikası Grubu: “NATO&#8217;YA HAYIR!”</a></li>
</ul>


<div class="wp-block-file aligncenter"><a href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-eti-ite-otu-2.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong><em><span style="background-color:#ff6900" class="tadv-background-color"><span style="color:#ffffff" class="tadv-color">ata-eti-ite-otu</span></span></em></strong><br><img decoding="async" class="wp-image-26781" style="width: 150px;" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-et-ite-ot-gorseli1.jpg" alt=""></a><a href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2021/03/ata-eti-ite-otu-2.pdf" class="wp-block-file__button" download>İndir</a></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kivilcimhaber.com.tr/caka-beyin-at-sirtinda-akdenize-getirdikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
