<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Değirmen &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<atom:link href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/tag/degirmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Jun 2019 12:38:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.6</generator>

<image>
	<url>https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2017/05/favicon-150x150.png</url>
	<title>Değirmen &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şimdi hiç bir şeyin kokusu yok</title>
		<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr/simdi-hic-bir-seyin-kokusu-yok/</link>
					<comments>https://www.kivilcimhaber.com.tr/simdi-hic-bir-seyin-kokusu-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf YAVUZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Jun 2019 12:09:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Sürmanşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[burdur]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kivilcimhaber.com.tr/?p=14594</guid>

					<description><![CDATA[Halkın dilinden düşürmediği zeybeklere konu olan Burdur’un su değirmenleri tüm sırlarıyla birer birer yok olup gitti… Bir zamanlar yediden yetmişe kentin zeybek gönüllü insanının dilinden düşürmediği “On ikidir şu Burdur’un dermeni” türküsünü, Anadolu’nun zengin sözlü kültür tarihine armağan eden Burdur’un [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Halkın dilinden düşürmediği zeybeklere konu olan
Burdur’un su değirmenleri tüm sırlarıyla birer birer yok olup gitti…</p>



<p>Bir zamanlar yediden yetmişe kentin zeybek gönüllü
insanının dilinden düşürmediği “On ikidir şu Burdur’un dermeni” türküsünü,
Anadolu’nun zengin sözlü kültür tarihine armağan eden Burdur’un su
değirmenleri, birer birer zamana yenildi. İnsuyu Mağarası’ndan başladığı
yolculuğunu, Burdur’un değirmenlerini döndürerek sürdüren Burdur Çayı, kente
yaklaşınca hamamları ziyaret ederek kent insanının temizliğini sağlıyor, geriye
kalan suyu ise mahalle aralarındaki arklardan akarak gündelik ihtiyaçları
karşılıyordu. Ardından ise camileri selamlayıp, göle doğru sürdürdüğü
yolculuğunun son durağı olan bahçelere yaşam verdikten sonra Burdur Gölü’nde
sonsuz çevriminin bir seferini daha tamamlıyordu. Şimdi ne çay kaldı ne de
çeşme. Önce değirmenlerin suyu çekildi, ardından da insanların. Artık hiçbir
şeyin kokusu yok…</p>



<figure class="wp-block-image"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="900" height="75" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/satilik-daire.gif" alt="" class="wp-image-14329"/></figure>



<p>Anadolu’da her mevsimin bir kokusu vardı. Ama her mevsime
yayılan belki de en belirgin koku ekmek kokusuydu. Buğdayın dünyaya yayıldığı
topraklarda, 10 bin yılı aşkın zamandır pişirilen türlü türlü ekmeğin, türül
türül kokusu. Binlerce derenin dağların koynundan taşıdığı çağıltılı suların
çevirdiği taş değirmenler, buğdayın toprakta başlayan yolculuğunun en önemli
durağıydı. Binlerce değirmenin çarkı, zamanın hızlı ve acımasız çarkları
arasında anılarını bile anlatamadan yok oldu gitti. Belki de son 50 yılın hızlı
yok oluşu içerisinde en hüzünlü mekânlar, değirmenler ve badem ağaçlarının
süslediği bahçelerindeki çocuk seslerinin sustuğu köy okulları. </p>



<p><strong><em>&nbsp;‘ON
İKİDİR ŞU BURDUR’UN DERMENİ’</em></strong></p>



<p>Suyun coşkusuna sabrın ve emeğin eşlik ettiği un kokan
değirmenlerin toplumsal hafızasında iz bıraktığı kentlerden biri de Burdur. Bir
zamanlar yediden yetmişe kentin zeybek gönüllü insanının dilinden düşürmediği
“On ikidir şu Burdur’un dermeni” türküsünü, Anadolu’nun zengin sözlü kültür
tarihine armağan eden Burdur’un su değirmenleri, birer birer zamana yenildi.
Bir ikisinden geriye sadece yıkık dökük taş duvarlar ve küflenmiş makineler
kalırken, kimileri de tamamen silinip gitti. Yalnızca değirmenleri değil,
kentin insanının da gündelik yaşamının çarkını döndüren Burdur (Kınalı) Çayı da
bugün kurumuş durumda. İnsuyu Mağarası’ndan başladığı yolculuğunu, Burdur’un
değirmenlerini döndürerek sürdüren Burdur Çayı, kente yaklaşınca hamamları
ziyaret ederek kent insanının temizliğini sağlıyor, geriye kalan suyu ise
mahalle aralarındaki arklardan akarak gündelik ihtiyaçları karşılıyordu. Ardından
ise camileri selamlayıp, göle doğru sürdürdüğü yolculuğunun son durağı olan
bahçelere yaşam verdikten sonra Burdur Gölü’nde sonsuz çevriminin bir seferini
daha tamamlıyordu…</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Bir-zamanlar-onlarca-değirmenin-taşını-döndüren-sulardan-geriye-ince-bir-ark-kalmış-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-14595" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Bir-zamanlar-onlarca-değirmenin-taşını-döndüren-sulardan-geriye-ince-bir-ark-kalmış.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Bir-zamanlar-onlarca-değirmenin-taşını-döndüren-sulardan-geriye-ince-bir-ark-kalmış-300x225.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Bir-zamanlar-onlarca-değirmenin-taşını-döndüren-sulardan-geriye-ince-bir-ark-kalmış-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Bir zamanlar onlarca değirmenin taşını döndüren sulardan geriye ince bir ark kalmış</figcaption></figure>



<p><strong><em>YOK OLUP GİDEN BURDUR’UN SU DEĞİRMENLERİNİN
SON TANIKLARI</em></strong></p>



<p>Adına türküler yakılan Burdur’un on iki değirmeninin
toplumsal hafızadaki izlerini sürdük. Bugün bir mahalleye adını veren Burdur’un
değirmenlerinin son tanıklarını bulup anılarını dinledik. Bugün sadece betondan
bir kanala dönüşen Burdur Çayı’nın doğu yamacındaki Değirmenler Mahallesi’nin
yolunu tuttuk. Zamanın yavaş aktığı sokaklardaki evlerde eskinin izleri hala
direniyor. Beton, plastik ve demir üçlüsünün kendilerinden başka her şeyin
üzerini örten acımasızlığına inat taşın ve ahşabın incelik ve tevazu dolu
direnişi sessizce sürüyor. Bir de teneke kutulara dikilen çiçekler… Sokakları
‘yaşam’ kılan ışıklı sebepler…</p>



<p><strong><em>MAHALLEYE ADINI VEREN SU DEĞİRMENLERİ</em></strong></p>



<p>Değirmenler Yokuşunun başladığı noktada bulunan eski su
değirmenine Burdurlular ‘Şükrü’nün Değirmeni’ diyorlarmış. Eski, küflenmiş
oluğun yanından inip evinin önünde oturan yaşlı bir kadınla selamlaşıyoruz. Ona
Burdur’un değirmenlerini soruyoruz, “Bilmez miyim?” diyor ve başlıyoruz
sohbete. Adının Gülşen Lahneci olduğunu söylüyor ama yaşını kendisi de
bilmiyor. “Seksenin üstündeyim ama gerisini bilmiyorum yavrum” diyor. Gülşen
nine Değirmenler Mahallesi’nin eskilerinden. </p>



<p><strong><em>‘ŞİMDİ O DEĞİRMENLER KALMADI, HEP YIKILDI’</em></strong></p>



<p>Gülşen Nine, anılarındaki değirmenleri özlemle anlatıyor:
“Burada akan derenin çevresinde üç-dört tane su değirmeni vardı. Bu
yanımızdakine ‘Şükrü’nün Değirmeni diyorlardı. Şimdi oğlu çalıştıracakmış
burayı, babası öldü de. O ilerideki değirmende un da öğütülürdü, bulgur ve
yarma da yarılırdı. Her şey yapılırdı. Bu değirmenin unu çok güzel olurdu.
Eskiden öğütülen unla pişirilen ekmeğin tadını çok özlüyoruz. Şimdi yok o
ekmeklerin tadı. Şimdi o değirmenler de kalmadı, hep yıkıldı. Unu da
marketlerden hazır alıyoruz.” </p>



<p><strong><em>‘BÜYÜKLERİMİZ BURAYA ET ASMIŞLAR,
BOZULMAYINCA YERLEŞMİŞLER’</em></strong></p>



<p>Değirmenler Mahallesi&#8217;ndeki gezimizi sürdürürken eski
Burdur evlerinden birinin önünde oturan Şener Sözer’le selamlaşıyoruz.
Atalarının Sarıkeçili Yörüklerinden olduğunu anlatıyor Şener Hanım:
“Büyüklerimiz yıllar önce bu mahalleye bir et asmışlar, bozulmadığını görünce
de ‘burada yaşanır’ diyerek yerleşmeye karar vermişler. Buranın havası
gerçekten de bir başkadır.”</p>



<p><strong><em>‘BİZ OKULDAYKEN BU TÜRKÜYLE ZEYBEK OYNARDIK’</em></strong></p>



<p>Çocukluğunda evlerinin önünden büyük bir dere aktığını
anlatıyor Şener Hanım. Mahallesindeki değirmenleri sayıyor: “Emin’in Değirmeni,
Aziziyeli’nin Değirmeni, Çukur Değirmen, Velican’ın Değirmeni… Bizim burası
Değirmenler Mahallesi. Türküsü de vardı: On ikidir şu Burdur’un dermeni’ diye.
Biz okuldayken bu türkü eşliğinde zeybek oynardık. Bizim mahallemizin
kültürüydü bu. Değirmenler çok kalabalık olurdu. Köylerden eşeklerle un
öğütmeye gelenler olurdu. Sırasını bekleyen köylüler, rengârenk kıyafetleri,
poturları ve çizmeleriyle tam bir insan harmanı oluştururlardı. Şimdi o günler
geri gelmez bir daha. O eski unların kokusu, ekmeklerin tadı da. Ama ben hala
hazır gıdalara alışamadım. Hala tarhanamı, bulgurumu kendim yapıyorum. Hazır
hiçbir şey almıyorum.” </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/80-yaşındaki-İbrahim-Aygün-değirmenlerin-son-tanıklarından-biri-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-14596" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/80-yaşındaki-İbrahim-Aygün-değirmenlerin-son-tanıklarından-biri.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/80-yaşındaki-İbrahim-Aygün-değirmenlerin-son-tanıklarından-biri-300x225.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/80-yaşındaki-İbrahim-Aygün-değirmenlerin-son-tanıklarından-biri-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption> 80 yaşındaki İbrahim Aygün değirmenlerin son tanıklarından biri </figcaption></figure>



<p><strong><em>&nbsp;‘KÖYDEN EŞEKLERLE UN ÖĞÜTMEYE GELİRDİK’</em></strong></p>



<p>Değirmenler Mahallesi’nden ayrılıp eski değirmenlerden
geriye kalanları görüntülemek için yola koyuluyoruz. Mahallenin karşısında 80
yaşında bir delikanlı olan İbrahim Aygün’le karşılaşıyoruz. Fırından ekmek
almış, evine doğru yürürken selamlaşıp değirmenleri soruyoruz İbrahim Aygün’e.
Eski adı ‘Sala’ olan Halıcılar köyündenmiş. Ancak 60 yıldır bu mahallede
yaşadığını anlatan İbrahim Aygün, Burdur’un su değirmenlerinin son
tanıklarından biri. Anılarındaki değirmenlerin unutulmamasını istiyor: “17-18
yaşlarındayken köyden eşeklerle un öğütmeye gelirdik bu değirmenlere. Çelikbaş
ailesinin çalıştırdığı değirmenler vardı. Köyden 5-6 kadının yanına beni
koyarlardı, eşeklere buğdayları yükleyip değirmene getirirdim onları. Burada
çok değirmen vardı o zaman. Tıpkı türküdeki gibi. (Biz bu türküyle zeybek
oynardık). Şimdi unutuldu gitti. Burdur yeniden o eski günleri hatırlamalı. </p>



<p><strong><em>&nbsp;‘O
EKMEĞİN TADINI BULAMIYORUZ, ŞİMDİ HİÇ BİR ŞEYİN KOKUSU YOK’</em></strong></p>



<p>Değirmenler çok kalabalık olurdu. Sıra gelecek diye üç
dört gün bekleyenler olurdu. Su değirmeninin unu çok güzel olurdu. Şimdiki
değirmenler unu yakıyor. O undan yediğimiz ekmeğin tadını şimdi bulamıyoruz.
Şimdiki ekmekler apapbak (bembeyaz), hiç ekmek tadı almıyorum. Şimdi hiç bir
şeyin kokusu yok. Ne meyvenin, ne patatesin, ne de fasulyenin kokusu yok. Şimdi
fasulye pişirirdik; bir yıllık yerden kokusu duyulurdu. Yufka ekmek pişirirdik,
daha eve girmeden güzel güzel kokardı. Bir sadeyağı olurdu, türüm türüm
kokardı, ekmeğe çalardık yerdik. Ama şimdi alıyorum pazardan yanına varasım
bile gelmiyor. </p>



<p><strong><em>&nbsp;‘BABAM BUĞDAY KARŞILIĞINDA BÜTÜN KÖYÜ TIRAŞ
EDERDİ’</em></strong></p>



<p>Şimdiki gençlere anlatıyorum; biz mallara geven çekerdik,
kış geveni olurdu onu eşeklere yedirirdik. Toprağın altından iki metre kökü
olurdu, çeker çıkarırdık. Çekiçle dövüp sığırlarımıza yedirirdik. Biz kıtlığı
da yaşadık, varlığı da gördük. Benim babam rahmetli, Berberdi. Adı Mehmet&#8217;ti.
Halıcılar köyünde her insan başına bir teneke hak (buğday) toplardık. Bunun
karşılığında köyde herkes para almadan tıraş ederdi. Eylül-Ekim ayında herkes
bir teneke (yarım kile) buğday verir, yıl boyunca da para almadan istediği
kadar tıraş olurdu.”</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="617" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/IMG_9467-1024x617.jpg" alt="" class="wp-image-14599" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/IMG_9467.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/IMG_9467-300x181.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/IMG_9467-768x463.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong><em>ÇUKUR DEĞİRMEN’DE SATILIK LEVHASI ASILI</em></strong></p>



<p>Burdur’un değirmenleri ve o değirmenlerde öğütülen
unlardan pişirilen mis kokulu ekmeklerle ilgili anılarını dinlediğimiz İbrahim
Aygün’le vedalaşıp Burdur-Antalya kara yolunun hemen kıyısında yok olmaya terk
edilen son bir iki değirmeni görmek için yola koyuluyoruz. İlk durağımız Çukur
Değirmen. Çukur Değirmen bugün hala çalışıyor. Ancak geçmişte suyla dönen
çarkların yerini elektrikli makineler almış. Değirmenin kapısı açık ancak
içeride kimsecikler yok. Kapının kenarına bir karton tutturulmuş; üzerinde
‘Satılık değirmen’ yazıyor. Değirmenin sahibiyle konuşmak için biraz
bekliyoruz, sağa sola sesleniyoruz ancak ortalıkta kimse görünmüyor. Kapının
yanı başında yazılı olan telefon numarasını arıyoruz, yanıt yok… Çukur
Değirmen’den ayrıldıktan iki saat kadar sonra değirmenci geri arıyor;
“camideydim” diyor ve ekliyor; “Un öğütmeye geleceğinizde önceden arayıp haber
verirseniz iyi olur…” </p>



<p><strong><em>KABACALI DEĞİRMEN TÜM GÖRKEMİYLE KADERİNE
TERK EDİLMİŞ</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="650" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Kabacalı-değirmen-tamamen-yıkılmak-üzere-1024x650.jpg" alt="" class="wp-image-14597" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Kabacalı-değirmen-tamamen-yıkılmak-üzere.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Kabacalı-değirmen-tamamen-yıkılmak-üzere-300x190.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/Kabacalı-değirmen-tamamen-yıkılmak-üzere-768x488.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Kabacalı değirmen tamamen yıkılmak üzere</figcaption></figure>



<p>Çukur Değirmen’den sonra Kabacalı Değirmen olarak anılan,
taş ve ahşap işçiliğiyle zamana direnen değirmeni görmeye gidiyoruz. Bir
zamanlar önünde onlarca köylünün un öğütmek için sıra beklediği Kabacalı
Değirmen, yıllar önce terk edilmiş. İçindeki tüm makineler ve ahşap malzemeler
ise öylece tamamen yok olacağı günü bekliyor. Geçmişte suyla çalışan değirmen,
daha sonra elektrikli motorlarla un öğüten kocaman bir fabrikaya dönüşmüş ancak
sonunda o da çevresindeki müştemilatla birlikte zamana yenilmiş. Özgün
mimarisiyle dikkat çeken üç katlı değirmenin olduğu gibi kaderine terk edilmesi
oldukça üzücü. Kentin ve yöre insanının kolektif hafızasında önemli bir yer
tutan bu kültür mirasının ‘taşınmaz kültür varlığı’ olarak tescillenip
tescillenmediğini bilemiyoruz ancak eğer tescil edilmemişse acilen kayıt altına
alınarak korunmalı. Çünkü Burdur’daki pek çok tarihi yapı gibi Kabacalı
Değirmen de geçmişten bugüne yazılmış bir mektup niteliğinde…</p>



<p><strong><em>UN DÜKKÂNINDA DEĞİRMEN SOHBETİ</em></strong></p>



<p>Kabacalı Değirmen’den ayrılıp kente geri dönüyoruz.
Burdur’un eski kent yerleşimi olan Pazar Mahallesi ve çevresinde un satan
dükkânlardan birine giriyoruz. Bu bölge insanı damak tadına oldukça düşkün. Bu
yüzden makarnasını, bulgurunu, ununu, mercimeğini hala bu tarz dükkânlardan
alanlar var. Ulu Camii’nin karşısındaki küçücük un dükkânından içeri giriyoruz.
Dükkânın sahibi Ali Güler, soyadı gibi güler yüzlü bir esnaf. Selamlaşıp
Burdur’un değirmenlerini konuşuyoruz. Arada bir gelen müşteriler aşurelik
buğday, erişte ya da yufkalık un alıp gidiyor, biz de Ali Güler’le koyu bir
sohbete dalıyoruz: </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/burdur-pazar-mahallesi-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-14598" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/burdur-pazar-mahallesi.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/burdur-pazar-mahallesi-300x225.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/burdur-pazar-mahallesi-768x576.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Burdur&#8217;un en eski mahallelerinden  Pazar Mahallesi</figcaption></figure>



<p><strong><em>&nbsp;‘GERÇEKTEN DE 12 DEĞİRMEN VARDI’</em></strong></p>



<p>“Benim asıl mesleğim şoförlük ama 2000 yılından bu yana
bu işi yapıyorum. Bu iş yerinin sahibinin değirmeni vardı, adı Emin’di.
Değirmende öğütülen unlar bu dükkânda satılıyordu. Sonra babaları ölünce işler
aksadı, bu dükkânı ben devraldım. Burdur’da değirmenlerimiz çoktu. Gümüş,
Kabacalı, Çukur değirmen. Can makarna ve Berberoğlu gibi büyük değirmenler hem
un hem irmik üretiyordu. Can da kapandı şimdi. Hani türküsü vardır, ‘on ikidir
şu burdurun dermeni’ diye. Gerçekten de 12 değirmen vardı. Ben hala makarna
kesiyorum. Evde üretiyoruz. Sütle ve yumurtayla hamur yapıp kesiyoruz.”</p>



<p><strong>&nbsp;‘ANNEMLE EŞEĞE BUĞDAY YÜKLEYİP DEĞİRMENE
GİDERDİK’</strong></p>



<p>Ali Güler çocukluk ve gençlik günlerinden anımsadığı
değirmenleri anlatırken gözleri parıldıyor. O da Burdur değirmenlerinin son
tanıklarından biri olmuş: “Ben çocukken annemle eşeğe buğday yükleyip değirmene
giderdik. Çobanönü dediğimiz yerde bir değirmen vardı. Annem rahmetlik orada
unları öğüttürürdü. Karasenir adındaki mahallemiz de oraya yakındı, Oradaki su
değirmenini daha sonra marangoz atölyesine çevirdiler. Suyla çalışan
değirmenlere buğdayı götürdüğünüzde hemen un etmez. Değirmenci gün verir, ‘şu
gün gel arkadaş’ der. Un öğütmeden para almaz, undan hak alırdı. Bir çuval
undan ama 5 ama 10 kilo un alırdı. Eskiden değirmen suyla çalışıyordu. Buğdayı
götürdüğünüzde hemen bir anda un etmez. Gün verir ve şu gün gel arkadaş der
değirmenci. Para almaz, undan hak alır. Bir çuval undan hak olarak ama 5 ama 10
kilo un alırdı. Eskiden iki çeşit un vardı; böreklik ve ekmeklik. Şimdi
dört-beş çeşit un yapıyorlar ama unu eleye eleye iyice çürütüyorlar. Eski unlar
nerede, kokulu ekmeklerimiz… Isparta’ya gittiğimde İslamköy’den ekmek alıp
geliyorum. Çünkü o eski ekmeklere alışkınız.”</p>



<p><strong><em>TARIMIN TARİHİNİN YAZILDIĞI TOPRAKLAR</em></strong></p>



<p>Batı Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri olan
Hacılar Höyüğü ve antik çağ ve Roma dönemlerinde önemli kentler olan
Sagalassos, Kibyra ve Kremna gibi yerleşimlerin çevresinde kesintisiz tarımsal
üretim yapılmış. Burdur ve çevresi binlerce yıllık bir tarım ve hayvancılık
merkezi. Eski unları ve ekmeklerin kokusunu unutamayan uncu Ali Güler’e tüm
bunları anımsatıp, bugün Türkiye’nin buğday ve saman ithal etmesini soruyoruz.
Şoförlük yaptığı yıllarda kıyısında, ortasından gelip geçtiği buğday
tarlalarını anlatarak söze başlıyor: </p>



<p><strong><em>&nbsp;‘BUĞDAYALR ARASINDA BOYUMUZ GÖRÜNMEZDİ,
GENLERİNİ BOZDULAR’</em></strong></p>



<p>“Şimdi aslında bizim Konya Ovası, Polatlı Ovası,
Sivrihisar hep buğday tarlası. Ben şoför olduğum için oraları iyi bilirim.
Konya’yı bir kenara bırakalım, bütün buralar bile buğday merkeziydi. Eskiden
biz buğday tarlasına girdiğimizde boyumu görünmezdi. Şimdi bu buğdayların
genlerini değiştirdiler kardeşim, şu kadar bir karış büyüyor. Başağı iri ama sapları
50 ya da 75 santim kadar oluyor. Kendi yerli buğdayımızın genlerini değiştirip
yok ettiler. Şimdi yediğimiz ekmek şeker gibi deniliyor. Eski buğdayımız yok.
Bunu hepimiz arıyoruz. Bir iki yerde kalmış eski buğdaylarımız. Biri
Kastamonu’da Siyez buğdayı. Dışarıdan buğday almamızın hiç bir manası yok. ”</p>



<p><strong><em>‘ÖNCE DEĞİRMENLERİN, ARDINDAN BİZİM
SULARIMIZ KESİLDİ’</em></strong></p>



<p>Buğday üretmeyi terk eden üreticileri sorguluyor Ali
Güler. “Acaba üreticiler pancar ya da silaj mısıra geçtiği için mi buğdayımız
azaldı” diye soruyor kendi kendine. Ama su da yok, “Suyumuz da azaldı” diyor:
“Yer altında suyumuz da kalmadı ki. O silaj mısırı ektiğinizde 6-7 defa sulamak
gerek. E kolay değil ki bu. Dün ikindiye kadar su gelmedi. Abdest almaya
gideceğim, su yok. Önce değirmenlerin, ardından bizim sularımız kesildi…”</p>



<p>‘<strong><em>DEĞİRMENLER YOK OLUNCA UNU MARKETLERDEN
ALIYORLAR’</em></strong></p>



<p>Değirmenler yok olunca artık unu marketlerden alıyor
Burdurlular. “Büyük marketler bizden 50 kuruş daha ucuza satıyor” diyor Ali
Güler: “Benim buraya 1 milyonluk mal iniyorsa marketlere 100 milyonluk mal
iniyor. Markete giren hemen un alıp çıkmıyor ki. Marketler bütün küçük esnafı
öldürdü. Benim dükkâna günde bir kaç müşteri geliyor, o kadar. Biz de burada
alışkanlıktan bekliyoruz işte.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/sebahattinakkaya1.jpg" alt="" class="wp-image-14601" width="311" height="310" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/sebahattinakkaya1.jpg 301w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/sebahattinakkaya1-150x150.jpg 150w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2019/06/sebahattinakkaya1-300x299.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 311px) 100vw, 311px" /><figcaption>Sebahattin Akkaya</figcaption></figure></div>



<p><strong><em>BURDUR ÇAYININ KENTLE BÜTÜNLEŞEN ÖYKÜSÜ</em></strong></p>



<p>Ali Güler’in de söylediği gibi bu küçük un dükkânı gelip
geçenin selamlayıp bir kaç dakikalığına sohbetlerin yapıldığı, esnaf
dertleşmelerine tanıklık eden bir mekân adeta. Biz değirmenleri konuşurken
Burdur’un eski belediye başkanı Sebahattin Akkaya içeriye giriyor. Burdur’un
değirmenlerini konuştuğumuzu söyleyip kendisinden de kısaca bu konudaki
bilgilerini paylaşmasını rica ediyoruz. Belediye başkanlığı döneminde geçmişten
bugüne kalan bir iki değirmenden biri olan Ali Bey Değirmeni’ni kamulaştırdıklarını
ve restore ederek yaşatılmasını amaçladıklarını anlatıyor Akkaya. Ancak Burdur
değirmenleri hakkında hafızası yalnızca kamulaştırılan değirmenle sınırlı
değil. Kentin geçmişine damgasını vuran Burdur Çayı’nın öyküsüyle birlikte
değirmenleri, hamamları ve sarnıçları anlatırken, su kültürünün toplumsal
yaşamı nasıl biçimlendirdiğini de bir çırpıda özetliyor: </p>



<p><strong><em>DEĞİRMENLERİ DÖNDÜRÜP, HAMAMLARI ÇALIŞTIRAN
SULAR YOK OLDU</em></strong></p>



<p>“Eskiden Burdur’a hayat veren Burdur Çayı’ndan epeyce su
akardı. İnsuyu Mağarası’nın oradan doğar, dağlardan da beslenerek çoğalıp
Burdur’un merkezinden akarak göle ulaşırdı. Ama göle ulaşmadan önce Büğdüz
köyünün yol ayrımından itibaren çayın suyu çevrilmeye başlanıyor, buradan sonra
da değirmenler başlıyordu. İlk olarak Berberoğlu değirmeni. Su ilk olarak o
zaman baş değirmen denilen Berberoğlu’nu döndürüyor, sonra yeniden çaya
dökülüyor, ardından Gümüş’ün değirmeni denilen ‘Ali Bey Değirmeni’ni
döndürüyordu. Bu değirmen Çelik Mehmet Paşa’nın çocuklarına aitti. Daha sonra
su akmaya devam ediyor, yol boyunca değirmenleri döndürdükten sonra hamamların
su ihtiyacını karşılıyor. Ardından da yolun ortasından, (eskiden Yortu derlerdi
Burdur’da) kente kadar ulaşıyor. Ve her ev bu suyu mutfağında çamaşırında
bulaşığında kullanıyordu. Tabii su temizdi. Her evde mutfakların altında ya da
önünde sarnıçlar vardı. Eskiden mutfaklar evin içinde değil de hayat denilen
dış kısmındaydı. Aş damı denirdi. Kentin bu bölümünde su deposu vardı, bir
insanın içine girebileceği büyüklükte kanallar vardı… Ve bu çayın suyu bütün
Burdur’a dağıtılmış. Kente hayat vererek göle ulaşıyor. Artan su da aşağıda Bağ
arasındaki tarlaları, bahçeleri suluyordu. Burdur’un böylesine zengin bir su
kültürü vardı. Sular Oluklaraltına kadar dağılıyordu. </p>



<p><strong><em>‘DEĞİRMENLERİ ERMENİLER İŞLETMİŞ’</em></strong></p>



<p>Ahmet Dayı diye biri vardı, bu su kanallarını takip
ederdi. Son zamanlara kadar o işi yürüttü. İçme suyu kaynakları da ayrıydı. Bir
kaç tane kaynak suyunu çeşmelere dağıtmışlardı. Şimdi eski bir türkü vardır,
‘On ikidir Şu Burdur’un değmeni, değmencisi Urum değil Ermeni’ diye… Bu
değirmenlere geçmişte bütün Ermeniler hükmetmişler. İşletilmesini hep Ermeniler
yapmışlar. Rumlar da daha çok zanaatkârlık yapmışlar. Şimdi bu değirmenlerin
kendileri de kalmadı, isimleri de kalmadı. Geçmişte değirmenlerin hepsini
döndüren çayın kaynağı olan İnsuyu da bugün kurumuş durumda, Burdur Çayı diye
bir şey kalmadı. Kamyon genişliğinde su akıyordu. Şimdi herkes İnsuyu
civarındaki sondajları bahane ediyor, çayın yok oluşuyla ilgili…</p>



<p><strong><em>‘ALİ BEY DEĞİRMENİNİN ÖNÜ MESİRE YERİYDİ’</em></strong></p>



<p>Ali Bey Değirmeni’ni bir kamulaştırdık belediye
başkanlığım döneminde. Burayı restore edip sosyal ve kültürel amaçlı kullanmak
için. Biz kamulaştırdığımızda değirmenin aksamları, taşlarıyla vs. olduğu gibi
duruyordu. Bir suyu eksikti. Bir de su olsaydı döndürecek haldeydi. Ama
maalesef şimdi yıkılmış. Çok üzüldüm şimdi. Bizim çocukluğumuzda orası
Kayapınarı denilen bir mesire yeriydi. Burdurlular orada buluşup yerler
içerler, piknik yaparlardı. Çok güzel bir yerdi. Oradan da bir kaynak suyu
çıkardı ve çaya karışırdı.” </p>



<p><strong><em>BURDUR SU KÜLTÜRÜYLE BİRLİKTE ASLINDA NELERİ
KAYBETTİ?</em></strong></p>



<p>Eski belediye başkanının kentin su kültürüne ilişkin
anlattıkları, aslında Burdur’un pek çok değerini yitirdiğini gözler önüne
seriyor. Akkaya’ya masal gibi anlatılan su kültürüne ne olduğunu, Burdur’un
aslında neleri yitirdiğini soruyoruz. Geçmişin yaşaması için epeyce çaba
harcadığını belirterek şöyle yanıtlıyor sorumuzu: “Burdur, kültürüyle,
geleneğiyle bir de şehirli havasıyla Anadolu’nun köklü şehirlerinden biri.
Yalnız şimdi eskisi kadar değil. Şehirli kültürü gittikçe kayboluyor. Yerine ne
yazık ki daha avam bir kültür yerleşiyor. Bunda tabii göçün etkisi büyük. Şimdi
Burdur’da genelde köklü ve yerli ailelerin dörtte biri kaldı. Dörtte üçü
Antalya, Denizli, İzmir gibi kentlere göç etmiş durumda. Şimdi Burdur’un nüfusu
80 bin ise en az 100 bin de dışarıda vardır. Dolaysıyla eski kültür, anlayışı
ve sosyal doku değişiyor. Toplumları yaşatan unsurlardan bir tanesi kültürdür.
Dolayısıyla kültürümüze sahip çıkmak ve bu kültürü yaşatmak, gelecek nesillere
aktarmak zorundayız. İnsanlar Burdur’a geldiğinde apartmanlara bakmıyor, bu
eski sokaklara çıkıyor, dükkânlara bakıp geçmişlerini anımsıyorlar.”</p>



<p><strong><em>‘OLALIM OLALIM OLALIM EFEM ZEYBEK OLALIM…’</em></strong>

Burdur’un zeybeklere konu olan değirmenleriyle ilgili
söylenecek daha çok söz var var. Ancak biz şimdilik son sözü 2000 yılında
yitirdiğimiz Anadolu müziğinin büyük ustası Özay Gönlüm’e bırakalım. Kaynak
kişisi Tepeli Hasan (Büyükçoban) olan, Muzaffer Sarısözen’in derleyip notaya
aldığı bir ağır zeybek olan ‘On ikidir şu Burdur’un deemeni’ türküsüyle
bitirelim: 



</p>



<iframe loading="lazy" width="900" height="375" src="https://www.youtube.com/embed/NqbHThSe96A" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>



<pre class="wp-block-code"><code>[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]</code></pre>



<iframe width="900" height="375" 
src="https://www.youtube.com/embed/rwaGcXUbjHk" 
frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; 
encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" 
allowfullscreen></iframe>


<ul class="wp-block-latest-posts__list has-dates wp-block-latest-posts"><li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/antalya-valisi-yanginlarda-insan-etkisi-cok-fazla/">Antalya Valisi: “Yangınlarda insan etkisi çok fazla”</a><time datetime="2026-07-29T20:03:12+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">29 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/yeni-kore-macerasi-mi/">Yeni Kore macerası mı?</a><time datetime="2026-07-29T17:27:40+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">29 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/ne-de-yamandir-yemen-elleri/">Ne de yamandır Yemen elleri!</a><time datetime="2026-07-28T19:27:29+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">28 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari20/">Emekli yazıları20</a><time datetime="2026-07-27T19:59:58+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">27 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/dogu-tabletleri-104-tablet-dervis/">DOĞU TABLETLERİ-104. TABLET, DERVİŞ</a><time datetime="2026-07-26T23:17:20+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">26 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/vatan-partisinden-chp-ankara-il-baskanligina-ziyaret/">Vatan Partisi’nden CHP Ankara İl Başkanlığına ziyaret</a><time datetime="2026-07-25T16:58:10+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">25 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/baskanin-hakikat-cagrisi/">Başkan’ın hakikat çağrısı</a><time datetime="2026-07-24T21:48:44+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">24 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/turkiye-cumhuriyeti-yasa-devleti-mi-yoksa-haramiler-cenneti-mi/">“Türkiye Cumhuriyeti yasa devleti mi, yoksa haramiler cenneti mi?”</a><time datetime="2026-07-24T20:40:35+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">24 Temmuz 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/antalya-vatan-partisine-ahiskali-turklerinden-ziyaret/">Antalya Vatan Partisi’ne Ahıskalı Türklerinden ziyaret</a><time datetime="2026-07-23T22:36:41+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">23 Temmuz 2026</time></li>
</ul>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kivilcimhaber.com.tr/simdi-hic-bir-seyin-kokusu-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
