<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Simurg &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<atom:link href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/tag/simurg/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 May 2019 10:01:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2017/05/favicon-150x150.png</url>
	<title>Simurg &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Umay&#8217;ın/Simurg&#8217;un gizemi ve küllerinden yeniden doğan Asya</title>
		<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr/umayin-simurgun-gizemi-ve-kullerinden-yeniden-dogan-asya/</link>
					<comments>https://www.kivilcimhaber.com.tr/umayin-simurgun-gizemi-ve-kullerinden-yeniden-dogan-asya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Sürmanşet]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya]]></category>
		<category><![CDATA[Simurg]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[Umay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kivilcimhaber.com.tr/?p=14006</guid>

					<description><![CDATA[İpek Yolu odaklı, çok boyutlu ruh ve gönül dünyasında ortak bir kültürel frekans, duyarlılık ve yaşam biçimi demek olan eşitlikçi ve paylaşımcı bir dünya yaratmak istiyorsak, bunların genetik köklerini ortaya çıkarmamız gerekiyor Asya Çağı ya da Avrasya Çağının ve uygarlığının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İpek Yolu odaklı, çok boyutlu ruh ve gönül dünyasında
ortak bir kültürel frekans, duyarlılık ve yaşam biçimi demek olan eşitlikçi ve
paylaşımcı bir dünya yaratmak istiyorsak, bunların genetik köklerini ortaya
çıkarmamız gerekiyor</p>



<p>Asya Çağı ya da Avrasya Çağının ve uygarlığının odağını,
kalbini Orta Asya oluşturuyor. Başka deyişle, Turan coğrafyası, Turan kültürü.
Tek başına Çin, Hint, Mezopotamya, İran, Anadolu uygarlıklarından, bu
uygarlıkların damgasını taşıyan çağlardan söz edilebilir. Fakat bir Asya
Çağı&#8217;ndan ve çağdaş, toplumcu, paylaşmacı bir Asya uygarlığından söz edebilmek
için, bütün onları birbirine bağlayan, birleştiren bir ruhsal, kültürel köprüye,
uygarlık sentezine ihtiyaç vardır. Bu köprü İpek Yolu&#8217;dur. Sözkonusu
ticari-ekonomik ve kültürel köprünün üzerinde yükseldiği uygarlık da, Türk ya
da Turan kimliğinin damgasını taşıyan Orta Asya Uygarlığıdır. Bu kültürün
mitolojik simgesi ise, Farslarda Simurg, Araplarda Zümrüdüanka, Ruslarda Ateş
Kuşu adlarını alan, Huma Kuşu ya da Umay Ana&#8217;dır. Çağdaş, aydınlanmacı, akılcı
yeni değerler, bu kültürel birikime, simge ve değerlere aşılanarak
yükselecektir, çağdaş Asya uygarlığı.</p>



<p><strong><em>BATI UYGARLIĞI</em></strong></p>



<p>Yunan-Roma uygarlıklarının devamı olarak Batı
kapitalizminin, inceltilmiş ve sistemleştirilmiş köleci, özel mülkiyetçi
kültürel biçim olarak insanlığı daha &#8220;ileri&#8221; bir noktaya taşıdığı bir
gerçektir. Ancak, toplam olarak bakıldığında, Asya&#8217;nın uygarlık ve kültür
birikimini, çok kaba ve sınırlı ölçüde devralabilmiş ve Asya&#8217;nın bir çok
maddi-manevi insani kazanımını budamış, ruhuna ve özgünlüğüne
yabancılaştırmıştır; yani onları ruhsuz metalara dönüştürmüştür. Bu nedenle
Batı, bilim ve teknolojide, maddi refahta insanlığa olağanüstü imkanlar
sağlamakla birlikte, evrensel insani, ahlaki değerlerde, insan ruhunda büyük
tahribatlara ve kirlenmelere yol açmıştır. Özetle, uygarlığın Batı&#8217;da aldığı
son biçimi kapitalist emperyalizmle, insanlık, emeğine, içsel ve dışsal
doğasına tamamen yabancılaşmıştır.</p>



<p>Çin&#8217;in önderlik ettiği İpek Yolu&#8217;nu yeniden canlandırmayı
amaçlayan &#8220;Bir kuşak, bir yol&#8221; projesi ile gündeme gelen yeni bir
uygarlık, yeni bir dünya yaratma söyleminde ise tarihsel, kültürel bir birlik
vurgusu yapılsa da, ortak bir kültür deyince neyin kastedildiği pek açık
değildir.</p>



<p>Türk, Çin, Rus, Hint, İran ulusal kültürlerinden
sözedebiliriz. Hepsi de binlerce yıllık ortak ve derin Asya kültürünün
parçaları, bileşenleri. Bu ortak, derin ve zengin Asya kültürünün mitolojik,
töresel, kamusal-yönetimsel, dinsel, estetik kültürel kodları nelerdir? Bu
kültürel kodları, olabildiğince çağdaş bir içerik ve biçimle, eskiyip ölenleri,
çürüyenleri ve işlevsizleşenleri ayıklayarak, yaşayan ve yaşaması gerekenleri
öne çıkararak, nasıl güncelleştirebiliriz?</p>



<p>Evet, İpek Yolu odaklı, çok boyutlu ruh ve gönül
dünyasında ortak bir kültürel frekans, duyarlılık ve yaşam biçimi demek olan
eşitlikçi ve paylaşımcı bir dünya yaratmak istiyorsak bunların genetik
köklerini ortaya çıkarmamız gerekiyor. Böylece çağdaş Asya/Avrasya merkezli bir
kültürel rönesans, bir kültür sanat atılımı gerçekleştirmek mümkündür. Kökler
deyince kuşkusuz, bütün halkların, kültürlerin bilinçaltını oluşturan mitolojik
tarih öncesinden başlayarak günümüze kadar üretilen kurucu nitelikteki değerler
gündeme gelir.</p>



<p>Bu yazıyla ancak genel bir değinme ve giriş niteliğinde
bazı şeyler söyleyebileceğiz. Önce, ana hatlarıyla Doğu ve Batı kültürlerindeki
temel farklılıkları belirlememiz gerekiyor.</p>



<p><strong><em>PAYLAŞMACI ASYA KÜLTÜRÜ</em></strong></p>



<p>Nasıl ki, Yunan-Roma kaynaklı Batı uygarlığının, Batı
felsefesinin ve kültürünün köklerini Mısır ve Finike uygarlıkları ve Yahudi
mitolojisi (Eski Ahit-Tevrat; Yeni Ahit-İncil) oluşturuyorsa, Asya/Avrasya
uygarlığının, felsefi-kültürel köklerini de Çin-Türk-Fars-Hint-Rus mitolojisi
ve kültürleri oluşturmaktadır.</p>



<p>Şu ilk temel belirlemeyi yapmak, Doğu merkezli ve Batı
merkezli uygarlıkların felsefi-kültürel ayırdedici dinamiklerini ve
değerlerini, aynı zamanda aralarındaki farklılıkları, anlamak açısından önemli
bir başlangıç olacaktır. Kökeninde, köleci nitelikteki Mısır ve onun devamı
-ama Sümer ve Anadolu&#8217;dan da etkilenen- Fenike-Kartaca, sonra Yunan, Roma gibi
köleci deniz uygarlıkları, onların felsefi, dinsel biçimi olan
Yahudi-Hıristiyan mitolojisi, Batı kültürünün ve düşüncesinin temellerini
oluşturuyor. Bu köleci kültürün felsefi özünü, karşıtların sonsuza kadar
birbirini dışladığı Düalizm (ikicilik) oluşturur.(1)</p>



<p>Kara uygarlıklarına dayanan Asya/Doğu düşüncesi ve
kültüründe ise, karşıtların birbirini dışlaması sözkonusu değildir; gece ve
gündüz, yaz ve kış, aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü, yaşam ve ölüm, birbirini
izleyen ve birbirini tamamlayan ve belli koşullarda birbirine dönüşen, birbiri
ile yer değiştiren, göreceli nitelik taşıyan karşıtlardır. Karşıtlar bir
bütünlük, bir&#8217;lik, teklik oluşturur, biri öbürünün varlık nedenidir, biri
olmadan öbürü olmaz.</p>



<p>Düalist (ikici) felsefi düşünce, toplumsal ve sınıfsal
olarak köle ve efendi karşıtlığında ve bu sunıfların tamamen birbirini dışlayan
ve yabancı konumlanmasında temellenir. Kadın da bu kültürde köle statüsündedir.</p>



<p>Bu uygarlıkların dillerindeki -Hint-Avrupa ve Hami-Sami
dillerinde- var olan sözcüklerin genel olarak dişi ve erkek olarak ayrılması
önemli bir göstergedir. Ayrıca Roma uygarlığında, &#8220;Roma tipi evlilik&#8221;
olarak bilinen, kadınların kocalarına kölece biat ettiği, &#8220;sığınma&#8221;
anlamına gelen famuli (familya: aile), bir kölelik kurumu olarak ortaya
çıkmıştır. Evlilikte kadının kayıtsız şartsız, tek taraflı, kocasının her
emrine uymayı kabul etmesi, köleci uygulamanın örnekleridir. Bu köleci yapıda
&#8220;Aile babası, çocuklar üzerinde yaşam ve ölüm gücüne sahiptir.&#8221; İslam
öncesi Arap kültürünün merkezi Mekke&#8217;de kadına karşı son derece aşağılayıcı
uygulamalar, kadının alınıp satılması da köleci kültürün yansımalarıdır.(2)</p>



<p>Köleci kültürün dinsel yansıması da doğal olarak aynı
düalist dışlayıcılığı ve düşmanlığı içerir. Bütün Ortadoğu dinlerinde Tanrının
korkutucu, cezalandırıcı, yıkıcı, yok edici nitelikleri bunun bir yansımasıdır.
Kısacası köle sahibi efendi sınıfı, zaman içinde haksızlığa ve baskıya dayanan
egemenliğini dinsel bir ideoloji olarak inceltip karmaşıklaştırdıkça tanrısal
bir noktaya yükselmiştir; onun egemenliği, otoritesi, hakları ve ayrıcalıkları
da Tanrısal niteliklere dönüşmüştür.</p>



<p>Evrensel üç büyük dinin köleci Ortadoğu&#8217;dan (Batı
Asya&#8217;dan) çıkması, özellikle de aynı kültürün bir parçası Yahudi mitolojisinin
ürünü olması rastlantı olamaz. Örneğin, sayısı 124 bin olarak ifade edilen
bütün peygamberlerin hepsinin de Yahudi kralları olması ilginç ve tuhaf değil
mi? Bu büyük tarihsel ve dinsel-felsefi olgu, Marks&#8217;ın da vurguladığı gibi,
köleliğin çaresizliğinden kaynaklanan, kurtuluşu öbür dünyada arayan derin bir
yanılsamanın ürünüdür.</p>



<p>Asya&#8217;da ise, bu düzeyde ve uzun süreli, sistemli bir
köleleşme ve yabancılaşma yaşanmamıştır. Bu nedenle Yahudi tanrılarının
inançsızlara (kendi tanrılarına inanmayanlara) karşı intikamcı, acımasız,
şiddetle cezalandırıcı nitelikleri Asya halklarının tanrılarında pek görülmez.</p>



<p>Şamanizm, Taoizm, Hinduizm ve Budizm gibi Asya kültür ve
dinsel inançlarının, insan-tanrı-evren ilişkisine dayanan çok önemli derin,
evrensel bir içeriği vardır. Bu felsefi içeriğin Türk Anadolu&#8217;da ve İran&#8217;da
aldığı en özgün biçim tasavvuf düşüncesidir. Genel olarak mistik/gizemli bir
nitelik taşıyan, Tanrı-evren-insan ilişkilerini ele alan bu felsefe,
kaynaklandığı ve beslendiği doğacı diyalektik, Asya mitoloji ve kültürlerinin
birçok bakımdan oldukça gelişkin bir sentezini oluşturur.</p>



<p>Özellikle Anadolu&#8217;da, Hacı Bektaş, Yunus Emre ve
Mevlana&#8217;nın düşünceleri, en başta insan olmak üzere, doğadaki bütün canlıları,
bütün varlıkları Tanrının bir parçası, tezahürü ve ete-kemiğe bürünmüş hali
olarak görür. Tanrı ya da doğayla insanın ilişkisini, &#8216;tek&#8217;teki &#8216;çok&#8217;un,
&#8216;çok&#8217;taki &#8216;tek&#8217;in birliği olarak gören düşünce Asyai kültürün temelini
oluşturur. Bu düşüncenin İslam’da en yetkin temsilcileri; &#8220;Enel
hak&#8221;-ben tanrıyım, tanrı bendedir (dolayısıyla tanrı sendedir, Tanrı
ondadır, Tanrı bütün insanlardadır) diyen Hallacı Mansur ile, aynı düşünceyi
&#8220;Vahdeti Vücut&#8221; (bütün varlıkların Tanrıda birliği) ya da Tanrının
bütün varlıklarda cisimleşmesi olarak daha üst düzeyde kuramlaştıran İbni
Arabi&#8217;dir.</p>



<p>Özetle, Asya felsefesi ve kültüründe, Yunus ve birçok
Anadolu bilgesinde görüldüğü gibi, Tanrı dışsal -dayatan, korkutan, yasaklayan-
bir kavram değil, içsel, gönülden ulaşılan, hoşgörülü, sevilen, eleştirilen,
yer yer isyan edilen bir kavramdır. Aslında Tanrı da, cennet de, cehennem de
içimizdedir. &#8220;Cehennem dediğin dal odun yoktur/ Herkes ateşini kendi
götürür&#8221; diyen Hacı Bektaş bu felsefeyi şu dörtlükle çok daha mükemmel
ifade ediyor: &#8220;Hararet nardadır sacda değildir/ Keramet baştadır tacda
değildir/ Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs&#8217;te Mekke&#8217;de Hac&#8217;da
değildir.&#8221;</p>



<p><strong><em>HÜMANİZMİN, HOŞGÖRÜNÜN VİCDANIN ASYA&#8217;SI</em></strong></p>



<p>Doğu&#8217;da insanın hatalarından, günahlarından arınması
içsel bir yolculukla ve yaratıcıyla içten bir diyalogla, içini dökme ya da
özeleştiriyle gerçekleşir. Batı&#8217;da ise, ta köleci Roma&#8217;dan kalma kilise
kurumunun temsilcisi papaza günah çıkarmak suretiyle bu &#8220;arınma&#8221;yı yaşar.
Günümüzde Batı-Hıristiyan kültüründe bu tür dışsal, zorlama arınma ritüelleri
belli ölçüde aşılmışsa bunun da nedeni, Doğu kültüründen büyük etkilenmeler
sonucudur.</p>



<p>Türk, Çin, Hint ve Fars/İran kültürlerinin belirlediği
Doğu/Asya uygarlıklarında, yer yer köleci uygulamalar yaşansa da, toplumsal ve
kültürel olarak sistemleşmiş bir köleciliğe rastlanmaz. Marksist literatürde
feodalizm olarak genellenebilen, ancak ağırlıklı olarak kamucu-devletçi yönetim
ve ekonomi biçimleriyle birçok farklı örneklerini gördüğümüz toplumsal-kültürel
bir dünyadır Asya.</p>



<p>Bu nedenle, Asya merkezli uygarlık ve kültürlerin (Dugin
bunlara &#8220;Kara Uygarlıkları&#8221; diyor) hiç birinde kadın, genel olarak
feodal-ataerkil bir baskıyı yaşamakla birlikte, hiç bir zaman köle ve cinsel
olarak bile aşağılanan, dışlanan bir konumda olmamıştır. Örneğin, kadının
tamamen dışlandığı köleci bir kültürün en tipik göstergesi olan eşcinsellik
Doğu toplumlarında pek görülmez. Bu, tamamen köleci Akdeniz uygarlıklarına özgü
bir olaydır. İslam uygarlığındaki, Bağdat, Şam, İstanbul merkezli eşcinsellik
ve oğlancılık da kesinlikle bu köleci kültürün bir ürünüdür.</p>



<p>Kölecilik ve korsanlığa dayanan, Yahudi-Hıristiyan dinsel
ideolojileri ile sentezlenmiş Batı&#8217;da, insanı da -özellikle kadını- içine alan
özel mülkiyetçi ve bireyci kültür, Doğu&#8217;da Gök Tanrıya bağlı &#8220;despotik
devlet&#8221;çi ve kamucu-eşitlikçi kültürle sınırlanmış, etkisizleştirilmiştir.
Hegel&#8217;in ve daha sonra Marks&#8217;ın vurguladığı gibi, Doğu&#8217;da ve &#8220;Çin&#8217;de
saltık eşitliğin despotik imparatorluğu vardır.&#8221; Roma ise, Hegel&#8217;e göre,
&#8220;haydut çobanlardan ve her tür ayak takımının bir araya gelmesiyle
oluşmuştur.&#8221; Buna, Finike, Kartaca ve Yunan kaynaklı tüccar sınıfının
deniz korsanlığını da eklemek gerekiyor.(3)</p>



<p><strong><em>AVRUPA HÜMANİZMİ</em></strong></p>



<p>Avrupa&#8217;da Hümanizm, 13. yüzyıldan itibaren, esas olarak
da 16. ve 17. yüzyıllarda gelişirken, Çin&#8217;de bu, devletleşme ve göksel
imparatorluk geleneklerine bağlı olarak daha MÖ. 4. ve 6. yüzyıllarda gündeme
geliyordu. Bu çağda Konfüçyüs&#8217;çü aristokrasiye karşı eşitliği savunan Mo Tzu,
bütün insanların doğal olarak &#8220;iyi&#8221; olduğunu ileri sürer. Mencius,
&#8220;Bütün insanlar [başkalarının acı çekmesini görmeye] tahammül edemeyecek
bir zihne sahiptir. (&#8230;) Acıma duygusu, insanseverliğin kaynağıdır. Haya ve
nefret duygusu, doğruluğun kaynağıdır. Doğru ve yanlış duygusu hikmetin
kaynağıdır&#8221; demektedir.(4)</p>



<p>Mencius&#8217;un hümanist felsefesine karşın Batı&#8217;da, barbarlık
çağının komünal-eşitlikçi kültüründen gelen toplumcu ve paylaşmacı özü köleci
korsanlıktan gelen özel mülkiyetçi bireyci-bencillik yönünde sınırsızca tahrip
eden bir kültür egemen olmuştur. Bunun sonucu olarak, ütopik ve bilimsel
sosyalistlerin geliştirdiği toplumcu bir etik/ahlak düşüncesine rağmen,
günümüzde çok daha yıkıcı bir şekilde &#8220;insan insanın kurdu&#8221;dur diyen,
insanların genel olarak iyi olduğunu reddeden felsefi düşünce ve davranış
egemendir.</p>



<p>Reklamdan sonra devam ediyor </p>



<p>Türklerde ise hümanizmin kökleri, Hunlar ve Göktürkler
gibi birçok kavmi birleştiren büyük imparatorluk geleneklerine kadar dayanmakla
birlikte, felsefi olarak, Anadolu&#8217;da, Hacı Bektaş, Yunus ve Mevlana&#8217;nın çağına,
12. yüzyıla dayanmaktadır. Batı&#8217;da Hümanizm, ancak köleci toplumsal ve kültürel
ilişkilerin aşılmasından sonra, gelişmeye başladı. Özellikle de feodal
bölünmüşlüğe ve derebeyliğe karşı güç kazanan büyük merkezi imparatorluklar
zemininde hayat buldu.</p>



<p>Asya&#8217;da, bütün kavimleri (insanlığı) kucaklama ve yönetme
iddiasındaki Göksel İmparatorluklar geleneği, farklı kavimlerin, kültürlerin
birlikte yaşamasının zeminini yaratmıştır. Ayrıca bilimin, sanatın ve
siyasetin, yani devleti ve toplumu yönetme sanatının oldukça ilerlemiş olması,
Hümanist düşüncenin çok daha erkenden gelişmesini sağlamıştır. Kuşkusuz köleci
bir kültürün gelişmemesi önemli bir rol oynamıştır.</p>



<p>Sonuç olarak, sözkonusu iki kültürel şekillenme, bugün
insanlığın yazgısını belirleyecek, bireyci ve toplumcu iki farklı uygarlık
biçimi etrafındaki sınıfsal nitelik taşıyan odaklanmaların da ayırdedici
özelliklerini oluşturmaktadır. İnsanlık ya Batı merkezli kapitalizmde ve onun
özel mülkiyetçi, piyasacı ve bireyci kültüründe doğaya ve kendine yabancılaşmış
olarak çözülüp, dağılıp gidecek. Ya da Doğu merkezli devletçi, eşitlikçi, paylaşmacı
kültürü seçerek, insanın kendiyle ve doğayla barışık olduğu yeni bir uygarlığa
yükselip ilerleyecektir.</p>



<p><strong><em>Dipnotlar</em></strong></p>



<p>(1)Akdeniz merkezli köleci-tüccar deniz uygarlığı
konusunda bkz: Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği, Küre Yayınları, İstanbul,
2003, s. 309, 319 vd. Ayrıca bilimsel olarak da kanıtlandığı gibi, Asya
uygarlıkları köleci bir sistemi yaşamadan feodal ortaçağa geçtiler; köleci
uygulamaları da belli ölçüde yaşadılar. Ancak bu, emekçi köylünün köleye göre
daha özgür olduğu sömürünün feodal biçimi yanında ikincil bir olguydu. Akdeniz
uygarlıklarında ise, köle emeğine dayanan üretim biçimi ve üretim ilişkileri
egemendi.</p>



<p>(2)&#8221;Roma tipi evlilik&#8221; ile ilgili daha
ayrıntılı bilgi için bkz: Giambattista Vico, Yeni Bilim, Doğubatı Yayınları,
s.114, 236, 248, 249.</p>



<p>(3)Hegel, Tarih Felsefesi, İdea Yayınevi, İstanbul, 2006,
s. 97, 212.</p>



<p>(4)Fung Yu-Lan, Çin Felsefesi Tarihi, İstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2009.</p>



<p> <br>MEHMET ULUSOY/ Teori Yazı Kurulu Üyesi/ AYDINLIK</p>



<iframe width="900" height="375" 
src="https://www.youtube.com/embed/rwaGcXUbjHk" 
frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; 
encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" 
allowfullscreen></iframe>




<pre class="wp-block-code"><code>[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]</code></pre>


<ul class="wp-block-latest-posts__list has-dates wp-block-latest-posts"><li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/makude-hemsirelik-egitiminde-simulasyon-destekli-yeni-donem/">MAKÜ’de hemşirelik eğitiminde simülasyon destekli yeni dönem</a><time datetime="2026-05-14T18:58:59+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">14 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari13/">Emekli yazıları13</a><time datetime="2026-05-14T18:35:32+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">14 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/antgiadtan-genc-beyinlere-yatirim/">ANTGİAD’tan genç beyinlere yatırım</a><time datetime="2026-05-13T22:06:26+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">13 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/muhittin-bocekin-etkin-pismanlik-ifadesi/">Muhittin Böcek’in etkin pişmanlık ifadesi</a><time datetime="2026-05-12T15:41:36+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">12 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/gokhan-bocekin-hts-kayitlariyla-dogrulanan-ifadesi-chpde-adaylik-borsasina-isaret-ediyor/">Gökhan Böcek’in HTS kayıtlarıyla doğrulanan ifadesi, CHP’de “Adaylık Borsası”na işaret ediyor</a><time datetime="2026-05-11T23:43:38+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">11 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/iranin-yenilmezliginin-kaynagi-fedakarlikta-birlesmek/">İran’ın yenilmezliğinin kaynağı: Fedakarlıkta birleşmek</a><time datetime="2026-05-11T21:14:31+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">11 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/yukselen-asya-surecinde-iran-direnisinin-sonuclari-bursada-masaya-yatirildi/">Yükselen Asya sürecinde İran direnişinin sonuçları Bursa’da masaya yatırıldı</a><time datetime="2026-05-11T20:11:34+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">11 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekliyi-mahkeme-kapilarinda-surundurenlerin-ayibi/">Emekliyi mahkeme kapılarında süründürenlerin ayıbı!</a><time datetime="2026-05-10T21:23:13+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">10 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/annelerimizin-ellerinden-operiz/">ANNELERİMİZİN ELLERİNDEN ÖPERİZ!</a><time datetime="2026-05-10T11:26:34+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">10 Mayıs 2026</time></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/anneler-gunu-suslu-paketlerin-ardindaki-gercek/">Anneler Günü: Süslü paketlerin ardındaki gerçek</a><time datetime="2026-05-09T14:03:19+03:00" class="wp-block-latest-posts__post-date">9 Mayıs 2026</time></li>
</ul>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kivilcimhaber.com.tr/umayin-simurgun-gizemi-ve-kullerinden-yeniden-dogan-asya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
