“Ya bu dağları aşacağız ya da bir yol yapacağız”…

(Bilimsel bilgi ve tarih bilinci olmayanlar)

Bugün dünya konjonktüründeki gelişmeler ve olgular incelendiğinde, 1960’larda-70’lerde başlayan gerileme sürecinin derinleştiği görülen Amerikan emperyalizmi, yakın bir gelecekte hem ekonomik, ardından hem de siyasal -dolayısıyla askeri üstünlüğünü yitireceği tahlil edilebilmektedir.

Bizim ABD ve AB emperyalizmi aleyhtarı düşüncelerimiz karşısında, örneğin Amerika’nın şu andaki süper devlet görünüşüne kanarak, dehşete düşen ve bizi ütopyacı olarak düşünenler çoktur. Bunu yapanların büyük kısmı da işin ilginç yanı Kemalistler arasından çıkmaktadır.

Öncelikle şunu başından belirtelim ki, toplumsal mücadeleler tarihine bakıldığı zaman, bir milleti önce beyninden ve ruhundan ele geçirirler. Moral güçleri bitmiş milletler artık teslim olmaya hazır alelade insan topluluklarıdır.

“PARA DA BULUNUR, ORDU DA KURULUR”

Bu bağlamda, Mustafa Kemal’e henüz İstanbul’dayken Düveli Muazzama denilen dönemin süper devletleri İngiltere, Fransa ve İtalyan işgalcileri karşısında yılgın ve umutsuz yurtsever aydınlar sorarlar:

“Memleketi nasıl kurtaracaksınız?”

“Anadolu’ya geçerek…”

“Paran var mı?”

“Bulunur.”

Teşkilatın var mı?”

“Yapılır.”

“Ordun var mı?”

“Kurulur.”

Yani Mustafa Kemal, Alp dağlarına dayanmış ve Alplerin azameti ve geçit vermezliği karşısında umutsuzluğa kapılan kurmaylarına:

“Ya dağları aşacağız ya da bir yol yapacağız” diyen Anibal gibi; “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız” demektedir.

“CAHİL CESARETİ” Mİ?

Peki, Mustafa Kemal’deki bu cesaret bir “cahil cesareti” midir?

Ya bu kararlılık?

Sadece Mustafa Kemal’de değil, bütün Kemalistler aynıdır.

Bunun kültürel zeminini bence nesnel koşulların bilimsel tahliliyle tarih bilinci oluşturmaktadır.

Bilimsel analiz yapma becerisi ve tarih bilinci olmayanlar bu Kemalist kararlılığı ve cesareti anlayamazlar.

Mustafa Kemal, Mondros Ateşkesi koşullarında, İngiliz emperyalizminin, şimdiki ABD gibi, “Düveli Muazzama” denmesine rağmen, o zamana kadar misli görülmemiş bir “galibiyetin mümessili” , dünyadaki unvanının hala “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olmasına rağmen, gerçekte içi çürümeye yüz tutmuş bir ağacı andırdığını, -Ortadoğu’da ve Anadolu’da o kadar çok gailesi bulunmaktadır ki,- adeta on parmağının altında on pireyi muhafaza etmek zorunda olduğunu kavramaktadır. Bu nedenle Anadolu’da patlak verecek bir halk hareketini boğacak güç ve yetenekte değildir.

Öte yandan “Düveli Muazzama”nın bir kanadı olan Çarlık emperyalizmi bir işçi-köylü ihtilaliyle devrilmiş, yerine Anadolu’daki antiemperyalist (o dönemde kuvvacı denen ulusalcı/millici) bir harekete dost gözüyle bakacak devrimci bir iktidar kurulmuştur.

Emperyalistler arası çelişki ve rekabetler o zamana kadar görülmemiş boyutlardadır. Bundan dolayı emperyalist cephe yekpare bir blok değil, parçalanmış bir cephedir. İngiliz, Fransız ve İtalyan emperyalistleri arasında derin ve onarılması güç çatlaklar vardır. Bundan dolayı İngiliz emperyalizmini baş düşman olarak mızrağın ucuna yerleştirerek, Fransız ve İtalyan güçlerini de uygun politikalarla mümkün olduğu kadar tarafsızlaştırarak zafer kazanmanın mümkün olduğunu saptamak Mustafa Kemal için basit bir güçler dengesi analizinden başka bir şey değildir.

Dünya kamuoyu savaş yorgunudur; savaştan bıkmıştır; barış beklentisi içindedir. Emperyalist ülkeler halkı da bu kamuoyunun bir parçasıdır. Bu nedenle hiçbir emperyalist hükümet savaşı daha uzun süre sürdüremez.

Bütün bunlara bağlı olarak iç cephede eski sistem ve Osmanlı devleti “içerden birdenbire ve hep birden” (*1) çökmüştür. Yani civcivin çıkması için zaman dolmuş, kabuk kırılma noktasına gelmiştir.

Bütün bu nesnel koşul analizine bir de tarih bilinciyle halka güven ruhunu eklerseniz işte size “cahil cesareti” değil Kemalist cesaret ve kararlılık bütün ihtişamıyla karşımıza çıkar. Ne yılgınlık ne de umutsuzluk kalır ortalıkta…

***

Amerika: “Cehennemin kaynar sularını boşalttıktan sonra sihirli sözcüğü unutan büyücü”

Yukarıda emperyalistlerin “kâğıttan kaplan” olduğunu belirtmenin nesnel zeminini çizmeye çalıştık. Şimdi de mevcut koşullarda son dönemde Türk Ordusuyla giriştiği rekabette “piyonlar savaşı” aşamasını kaybetmiş olan ABD emperyalizmini Türkiye’nin yenebileceğini göreceğiz.

ABD emperyalizmi Körfez savaşını başlattığından bu yana en zor koşullarda bulunmaktadır. Irak’ta yenilmiş, ülkede Irak halkını bir türlü boyun eğdirememiş; askerlerini tahliye etmek zorunda kalmış; Afganistan’da hedefine ulaşamamanın verdiği panikle Türkiye’den savaşçı güç getirtmiş, askerlerini tahliye etmektedir. Kuzey Irak’taki kukla devletin bile akıbetinden tam emin olamamakta, Barzanistan bir türlü bağımsızlığını ilan edememektedir. Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanacak Kürt koridoru bir türlü hayata geçirilememekte, bunun sancıları Kobani’deki Suriye PKK’sı olan PYD ile IŞİD arasında savaş olarak ortaya çıkmaktadır. Bir puhu kuşu olduğu sanılan ancak bir İsrail ve Amerikan çocuğu ya da yaratığı olan IŞİD’in birinci vazifesi, kuzey Suriye’de insanlığın vicdanını kanatacak gaile çıkararak buraya müdahaleyi meşrulaştırmak, Türk ordusunu bu bataklığa çekmek, Asya kayasını tarafsızlaştırarak burada Kürt koridorunu inşa edilmesinin koşullarını yaratmaktır. Kobani’deki olay, çaresiz Amerikan emperyalizminin çırpınışıdır. Artık BOP çökmüş, Ortadoğu’daki anti-Amerikan kuvvetler üstünlüğü ele geçirmiş, Kobani PKK’nın bütün hayal ve umutlarının bir avuç sabun köpüğü gibi uçup gitmesine neden olmuştur.

Amerikan ekonomisinin çöküş trendine girmiş olduğu gerçeğini, 2008 krizi ve müteakiben gelişen küresel ekonomik gerçekler kanıtlamıştır. (*2) ABD, Morgage başta olmak üzere krizden krize sürüklenmekte, 48 trilyon dolarlık korkunç borç yükü altında bocalamaktadır. (*3) Dünyada doların hâkimiyeti gittikçe sarsılmakta, Çin ve Rusya başta olmak üzere geçerli para birimi olarak hızla dolardan çıkmaktadır. Bazı uzmanların belirttiği kehanet olarak Irak savaşını sürdürebilme yeteneğinde bile olmayan (*4) Amerikan ekonomisi, yakın bir gelecekte küresel birinciliği kaybedecektir. Bugün dünya pazarlarında esas eğilim dolardan kaçış yönündedir. Elindeki 1,5 trilyon tutarındaki dolar portföyünü daha güvenilir paralara, örneğin Euro’ya dönüştürme kararı alan Çin gibi ülkeler önümüzdeki dönemde birbiri peşisıra doları adi bir kâğıt parçası haline getirecek adımlar atmaktadır. Sadece dolar ihraç ederek ve silah üreterek ve elindeki silahlı güce dayanarak haydut gibi nereye kadar yaşayabilirsiniz? Başta ABD olmak üzere Batı toplumlarında işsizlik çığ gibi büyümekte, yüzde 10’ları aşmaktadır. İşsizlerin önemli bir kısmı sokaklarda yatıp kalkmakta, karnı sokaklara kurulan aşhanelerde doyurulmaktadır.

Tek odaklılıktan çok odaklılığa doğru ilerleyen dünyada, çağdaş uygarlık Atlantik’ten Asya’ya, Batı’dan Avrasya’ya kaymaktadır. Asya ekonomileri birer birer Amerikan ve Batı ekonomilerini önemli ekonomik göstergeler bağlamında geçmeye başlamıştır.

Saflaşma, ABD ile BOP’un hedefi ülkeler arasında

Aslında Körfez savaşıyla birlikte ön çarpışmaları başlamış olan Türk-Amerikan savaşında yenecek olan taraf Türkiye’dir, tıpkı 20. yüzyılın başındaki gibi… Emekli Tümgeneral Sayın Alaettin Parmaksız’ın Türk Amerikan Savaşını konu alan kitabını mutlaka okumalısınız. Bölge, dünya ve Türkiye gerçeklerinin bilincinde olan bir kafadan çıkmış olan kitap oldukça gerçekçi bir zemine oturtulmuştur.

BOP sürecinde bir Türk-Amerikan savaşı kaçınılmazdır diye yazmışız 2004 yılında Burdur Gazetesindeki köşemizde. Amerika bugün geldiği aşamada bu savaşın, “Türk ordusu hizadan çıktı” diye başlattığı piyon muharebeleri bölümünü kaybetmiştir.

Bir Türk-Amerikan savaşında Milli Hükümet Programını uygulayacak olan milli bir hükümetle Türkiye Amerikan emperyalizmini yenecektir.

Tıpkı 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi, insanlığın ön cephesinde Türkiye bulunmaktadır. Türkiye Ezilen İnsanlığa gene öncülük edecektir.

Kaynak:
(*1) Atatürk’ün Bütün eserleri, 2. c, s. 120 –(20 Eylül 1917 tarihinde Sina-Filistin Cephesinden Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya yazdığı ve bilgi için Sadrazama da gönderdiği rapor)
(*2) Teori dergisi, Şubat/ 2008 sayısı
(*3) Mehmet F. İlk, ABD’nin Ekonomi Politiği, Aydınlık, s.1074, s.36, 17 Şubat 2008
(*4) Ali Kocatepe/ Arslan Başer Kafaoğlu, Aydınlık
Yayınlandığı ilişim (01.11.2014)
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir