<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Salgın hastalıklar &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<atom:link href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/tag/salgin-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Mar 2020 16:36:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2017/05/favicon-150x150.png</url>
	<title>Salgın hastalıklar &#8211; Kıvılcım Haber Burdur</title>
	<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstanbul 1500 yıl önce günde 16 bin kişinin öldüğü salgını nasıl atlattı</title>
		<link>https://www.kivilcimhaber.com.tr/istanbul-1500-yil-once-gunde-16-bin-kisinin-oldugu-salgini-nasil-atlatti/</link>
					<comments>https://www.kivilcimhaber.com.tr/istanbul-1500-yil-once-gunde-16-bin-kisinin-oldugu-salgini-nasil-atlatti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf YAVUZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2020 16:33:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Sürmanşet]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kivilcimhaber.com.tr/?p=20606</guid>

					<description><![CDATA[St. Sabestian takma adıyla da bilinen Hollandalı ressam Josse Lieferinxe’in Jüstinianus döneminde vebadan etkilenen bir mezar kazıcısının hayatı için İmparatorun İsa’ya yalvarmasını (üstte, solda) betimliyor. (15. Yüzyıl sonları. Görsel kaynağı: (www.wikipedia.com) Türkiye koronavirüs krizinden önemli dersler çıkarıp çevre, ormancılık ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>St. Sabestian takma adıyla da bilinen Hollandalı ressam
Josse Lieferinxe’in Jüstinianus döneminde vebadan etkilenen bir mezar
kazıcısının hayatı için İmparatorun İsa’ya yalvarmasını (üstte, solda)
betimliyor. (15. Yüzyıl sonları. Görsel kaynağı: (www.wikipedia.com)</p>



<p>Türkiye koronavirüs krizinden önemli dersler çıkarıp
çevre, ormancılık ve tarım politikalarını radikal biçimde değiştirmelidir.
Küresel iklim krizinin koronavirüs gibi başka belaları da dünyanın başına
saracağı konusunda yapılan uyarılar bu konuda kaybedecek zamanımızın olmadığını
gösteriyor. Yıkarak abat olunmadığını koronavirüs bir kez daha anımsattı. Henüz
zaman varken, kuşu tabakta, balığı ızgarada, ağacı şöminede gören anlayışla
tamamen vedalaşıp gidecek başka bir coğrafyamızın olmadığı gerçeğiyle yüzleşme
ve hızla gereğini yapma zamanı. Yıkımın değil, yaşamın yanında olmak için hala
zaman var…</p>



<p>Bir toplumun en büyük avantajının sahip olduğu coğrafya
ve biyolojik zenginliği olduğunu bir kez daha test ederek öğreniyoruz. Aslında
bu bilgiyi böylesi acı deneyimlerle pekiştirmek yerine yıllardır söylenenleri
dikkate alarak benzersiz zenginliğe dört elle sarılmalıydık.</p>



<p>Dünyanın en önemli teknoloji devleri bir virüs karşısında
diz çöktü, hayat durdu ve Roma’nın şatafatını yaşamayı sürdüren toplumlar
birkaç günde eve kapandı. İtalya’dan başlayarak tüm Avrupa adeta toplumsal bir
felç yaşıyor. Sokaklar, sosyal mekânlar, AVM’ler ve ibadethaneler boşaldı.</p>



<p><strong><em>KORONAVİRÜS ZAR ATMADAN İLERLİYOR</em></strong></p>



<p>Türkiye’de de durum hızla bu tabloya doğru ilerliyor. En
yetkili isimlerin açıklamalarına bakılırsa virüsün tüm ülkelerde “zar atmadan”
ilerlediği, matematiksel bir düzlemde yayıldığı görülüyor. Bu yazının kaleme
alındığı sırada Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamasına göre Türkiye’de Koronavirüs’ten
ikinci ölüm gerçekleşti ve vaka sayısı 191’e yükseldi. Bu manzara elbette
ürkütücü ancak bundan daha ürkütücü olan son çeyrek yüzyılda tüm dünyaya
dayatılan ve istisnasız dünyanın hemen her yerinde kabul gören tek tip bir
yaşama biçiminin toplumların yaşamlarını ve özgürlük alanlarını ele geçirdiği
gerçeğidir.</p>



<p><strong><em>YAŞAMIN ELE GEÇİRİLİŞİNİN ÇARESİZLİĞİ</em></strong></p>



<p>Eğlence mekânlarının kapanmasıyla eğlenmenin,
ibadethanelerin kapanmasıyla inancın gereğinin yerine getirilemediği bir yaşam
kurgulanmıştı ve bu kurgu toplumun hemen her kesiminde kendi meşrebine göre
kolayca satın alınmıştı. Marketler bir hafta kapalı kalırsa aç kalacağından
korkan milyonlar, birkaç paket makarnayla teslim alınabileceklerini
gösterdiler. Yaşamın nabzının yeryüzünün tamamında attığı bir dünyaya doğan
insan, bugün tüm yaşamının ele geçirilişi karşısında çaresiz.</p>



<p><strong><em>ÇİMENİN ÇİMENTOYA, OTUN ÇELİĞE YENİLDİĞİ BİR
DÖNEMİN BEDELİ</em></strong></p>



<p>Ulu bir çınar ağacının altında ya da sakin akan bir derenin kenarında ibadet edebilmeyi, bir orman yolunda türkü söyleyerek gönlünü eğlemeyi, sakınarak uzandığı bir daldan meyve koparıp karnını doyurmayı unuttuğunda başlayan bir yolun sonunda katlanmak zorunda kaldığı bedel bu. Toprağın ve çiçeğin kokusunun giderek yitirildiği, çimenin çimentoya, otun çeliğe, ağacın plastiğe, derenin kanala yenilmesinin sağlandığı bir dönemin bedeli. İnsanın bağımsız ayakta kalabilmesinin en önemli koşullarından biri olan tohumun patentlenip kısırlaştırıldığı bir dönemin bedeli.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size has-vivid-red-color"><strong><em>Koronavirüs gerçekleri</em></strong></p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<iframe width="400" height="285" src="https://www.youtube.com/embed/Y4kBVVGuVfk" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<iframe width="400" height="285" src="https://www.youtube.com/embed/gvs5jLJKZgY" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>


</div>
</div>



<p><strong><em>ROMA’YI ANADOLU VE AKDENİZ COĞRAFYASI
BESLİYORDU</em></strong></p>



<p>Anadolu toprakları ve genel olarak Akdeniz coğrafyası
binlerce yıldır yeryüzünün en önemli yaşam alanlarını barındırdı. Onlarca
uygarlığın kurulup beslenmesine ev sahipliği yaptı. Bunun en önemli nedeni
sahip olduğu biyolojik zenginliğe dayalı yaşam olanaklarıydı. Likya Pisidya
dağlarının ormanları, Kilikya ve Ege’nin zeytin ağaçları, Galatia’nın, Lykonia
bozkırlarının koyunları Roma kentlerinin ihtiyacını karşılıyordu. Zeytinyağı
bugünkü petrol kadar önemli ve değerliydi. Mısır’dan buğday gelmese Konstantinapolis
aç kalabilirdi. İlerleyen dönemlerde adına ‘Levant’ denilen ve yüzlerce yıl
Avrupalılar tarafından sömürülen Akdeniz’in doğusu Helenlerden Roma’ya,
Sasanilerden Osmanlılara birçok imparatorluğun; insandan (kölecilik) kumaşa,
gıdadan baharata, önemli tedarik alanıydı.</p>



<p><strong><em>542’DE BİZANS’I VE KONSTANTİNAPOLİS’İ VURAN
VEBA</em></strong></p>



<p>İnsanlık tarihinde salgınların yarattığı korkunç kayıplar
tarihin hafızasında kayıtlı. M.S. 6. Yüzyılda başkent Konstantinapolis
(İstanbul) dâhil Bizans İmparatorluğu topraklarını kırıp geçiren veba
salgınına, İmparator I. Jüstinyanus’un adı verilmişti. 542 yılının ilk
yarısında ortaya çıkan veba salgının Mısır’dan Avrupa’ya kadar yaklaşık 100
milyon insanın ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor. Dönemin kaynakları, veba
salgınının Mısır’ın liman kenti Pelusium’dan geldiğini aktarıyor. Lenf
bezlerinde ve kasıklarda virüslü çıbanların oluşmasına neden olan veba salgını
hakkında, dönemin Bizans tarihini yazan Stephen Mitchell şunları aktarıyor:</p>



<p>Veba salgınları Güney Asya ya da Afrika’nın kuzeyinden
başlayarak Doğu Roma coğrafyasını ve Avrupa’yı vurdu. Kimi kaynaklara göre 14.
yüzyıldaki veba salgınında Avrupa nüfusunun yarısını vebadan kaybetti.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="714" height="493" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/6.-ve-14-yc3bczyc4b1llarda-c4b0stanbul-ve-avrupayc4b1-vuran-veba-salgc4b1nlarc4b1nda-milyonlarca-insan-yac59famc4b1nc4b1-yitirdi.jpg" alt="" class="wp-image-20609" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/6.-ve-14-yc3bczyc4b1llarda-c4b0stanbul-ve-avrupayc4b1-vuran-veba-salgc4b1nlarc4b1nda-milyonlarca-insan-yac59famc4b1nc4b1-yitirdi.jpg 714w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/6.-ve-14-yc3bczyc4b1llarda-c4b0stanbul-ve-avrupayc4b1-vuran-veba-salgc4b1nlarc4b1nda-milyonlarca-insan-yac59famc4b1nc4b1-yitirdi-300x207.jpg 300w" sizes="(max-width: 714px) 100vw, 714px" /><figcaption> Veba salgınları Güney Asya ya da Afrika’nın kuzeyinden başlayarak Doğu <br>Roma coğrafyasını ve Avrupa’yı vurdu. Kimi kaynaklara göre 14. yüzyıldaki <br>veba salgınında Avrupa nüfusunun yarısını vebadan kaybetti. </figcaption></figure>



<p><strong><em>‘BİR GÜNLÜK ÖLÜM SAYISI 16 BİNE ÇIKIYOR’</em></strong></p>



<p>“Vebaya yol açan septisemi virüsü olağanüstü bir şekilde
çok tehlikeliydi ve nedenini tespit edemedilerse de çağdaş tanıkların
gözlemlediği gibi çoğunlukla saatler içinde ölüme yol açıyordu. Başkentte
(İstanbul) ölüm oranı, hızla günlük 5 binden 10 bine tırmanıyordu. Efesli
Ioannes, bir günlük ölüm sayısının 16 bine çıktığını haber veriyor ve resmi ölü
sayısının toplamda 230 bine ulaştığını gözlemliyordu. Jüstinyanus, askerlere ve
kıdemli bir bürokrata defin dehşetine lojistik yardım sorumluluğunu alma emrini
verdi. Haliç’in karşısındaki Sycae (Galata) surlarının kuleleri ölüm
çukurlarına dönüştürüldü ve çürüyen ceset kokuları geri tepip kent üzerine
yayılıyordu… </p>



<p><strong><em>‘SALGIN ÖNCE LİMAN KENTLERİNİ VURUYORDU’</em></strong></p>



<p>Procopius ve Evagrius (dönemin tarihçileri), 543’e kadar
devam eden ilk salgın patlamasının bütün dünyayı kapladığına işaret
etmektedirler.&nbsp; Salgın ilk başta gemiyle
taşınıyor ve iç bölgelere yayılmadan önce liman kentlerini vuruyordu. Veba
girdabına İskenderiye Konstantinapolis’ten (İstanbul) önce yakalandı. Filistin’in
güneyindeki Nessana’da bulunan yazıtlar, 541 Ekim ve Kasım’ına tarihlenen ve
şüphesiz vebadan kaynaklanan erken ölümleri kaydetmektedirler. 542 yılındaki
ilk veba patlamasında daha 6 yaşındaki bir çocuk olan Evagrius, salgının
Antakya’daki kendi ailesine etkisini kaydediyordu: ‘…bu büyük felaketin
başlangıcında, daha ilk öğretmenime giderken hıyarcık denilen hastalığa
yakalandım. Fakat bu felaketin takip eden değişik nöbetlerinde çocuklarımı,
karımı ve diğer akrabalarımı, hizmetçilerimi ve mülklerimizde yaşayan çok
sayıda insanı kaybettim. Şimdi indiktion (15 yıllık zaman dilimi) dönemleri
benim için felaketleri taksim ediyor gibiydi. Böylece hayatımın 58’inci yılında
ben bunları yazarken, daha iki yıldan kısa bir zaman önce bu felaket Antakya’yı
dördüncü kez vuruyordu.’</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/st.-sabestian-takma-adc4b1yla-da-bilinen-hollandalc4b1-ressam-josse-lieferinxee28099in-jc3bcstinianus-dc3b6neminde-vebadan-etkilenen-bir-mezar-kazc4b1cc4b1sc4b1nc4b1n-hayatc4b1-ic3a7in-c.jpg" alt="" class="wp-image-20610" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/st.-sabestian-takma-adc4b1yla-da-bilinen-hollandalc4b1-ressam-josse-lieferinxee28099in-jc3bcstinianus-dc3b6neminde-vebadan-etkilenen-bir-mezar-kazc4b1cc4b1sc4b1nc4b1n-hayatc4b1-ic3a7in-c.jpg 768w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/st.-sabestian-takma-adc4b1yla-da-bilinen-hollandalc4b1-ressam-josse-lieferinxee28099in-jc3bcstinianus-dc3b6neminde-vebadan-etkilenen-bir-mezar-kazc4b1cc4b1sc4b1nc4b1n-hayatc4b1-ic3a7in-c-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption> St. Sabestian takma adıyla da bilinen Hollandalı ressam Josse Lieferinxe’in <br>Jüstinianus döneminde vebadan etkilenen bir mezar kazıcısının hayatı için<br> İmparatorun İsa’ya yalvarmasını (üstte, solda) betimliyor. (15. Yüzyıl <br>sonları. Görsel kaynağı: (www.wikipedia.com) </figcaption></figure>



<p><strong><em>KARA ÖLÜM NÜFUSUN ÜÇTE BİRİNİ YOK ETTİ</em></strong></p>



<p>Veba, devletin hala bağımlı olduğu ekonomik kaynakları
daha ağır biçimde engellerken, soyluların hâkimiyetlerinin ekonomik temellerini
sarstı. Nüfusunun üçte birini kara ölüm ile kaybeden Avrupa, bir yüz yıl
içerisinde nasıl eski nüfusa ulaştıysa, Jüstinyanus dönemi vebasının etkileri
de 6. Yüzyıl sonuna kadar azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilirdi. Bazı
kentler ve kırsal alanlar diğerlerinden daha ciddi etkilenmişlerdi. Hiç
şüphesiz daha uzakta ve denize geçişi olmayan alanlar, yoğun nüfuslu kıyı
bölgelerinden daha az etkilendi ve ölüm oranı Konstantinapolis, Antakya ve
İskenderiye gibi yoğun ana kentlerde daha fazlaydı. Anadolu’nun ortasındaki
kırsal Galatia (Ankara ve çevresi)&nbsp;
bölgesinde 542’deki vebanın görüldüğünü kesin olarak bilmemize rağmen,
6. Yüzyılın sonunda çok sayıda gelişen köy yerleşimlerinin varlığı not edilmeye
değerdir.” (1)</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/veba-salgc4b1nlar-pek-c3a7ok-gravc3bcr-resim-ve-edebiyat-yapc4b1tc4b1na-konu-oldu.jpeg" alt="" class="wp-image-20611" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/veba-salgc4b1nlar-pek-c3a7ok-gravc3bcr-resim-ve-edebiyat-yapc4b1tc4b1na-konu-oldu.jpeg 800w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/veba-salgc4b1nlar-pek-c3a7ok-gravc3bcr-resim-ve-edebiyat-yapc4b1tc4b1na-konu-oldu-300x168.jpeg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/veba-salgc4b1nlar-pek-c3a7ok-gravc3bcr-resim-ve-edebiyat-yapc4b1tc4b1na-konu-oldu-768x431.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong><em>14. YÜZYILDA YAŞANAN SALGIN YAKLAŞIK 200
MİLYON CAN ALDI</em></strong></p>



<p>14. Yüzyılın ortalarında, 1347-1351 arasında yaşanan bir
başka büyük veba salgını ise Güney Asya’dan başlayarak Anadolu’ya ve Avrupa’ya
ulaşmıştı. Bu büyük veba salgınında 75 ila 200 milyon arasında insanın öldüğü
tahmin ediliyor. Vebadan koleraya Osmanlı döneminde yaşanan salgın hastalıklar
büyük yıkımlar yaratmıştı. Bu yüzden Cumhuriyet’in ilk yılları salgın
hastalıklarla mücadele ile geçti. Anadolu toprağının hafızasına kulak
verdiğinizde, onca büyük salgın, kıtlık ve savaşların ardından yeniden yaşama
sarılan insanların en büyük dayanağının tohum, toprak ve su olduğunu anlatır.</p>



<p><strong><em>ANADOLU HEP ÜRETEREK AYAKTA KALDI</em></strong></p>



<p>Yemen’den, Galiçya’dan, Çanakkale’den, Rusya’dan ağır savaşlardan ve esaretlerden atalarının toprağına dönebilen insanların sığındığı coğrafyadaki tek umudu bir avuç tohum, bir evlek toprak ve ince akışlı bir dereydi. Yağmurla buğday, keçi gübresiyle sebze yetiştiren Anadolu köylüsü Hititlerden Bizans’a, Selçuklu’dan Beyliklere kendi kendine yetebilen bir üretim biçimine tutunarak her koşulda ayakta ve hayatta kalmayı sürdürdü.</p>



<p class="has-text-color has-medium-font-size has-vivid-red-color"><strong><em>Koronavirüs gerçekleri</em></strong></p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<iframe loading="lazy" width="400" height="285" src="https://www.youtube.com/embed/lKz4uQQrczI" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<iframe loading="lazy" width="400" height="285" src="https://www.youtube.com/embed/BKxVnI50vbs" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>
</div>
</div>



<p><strong><em>İBN BATTUTA’YI ŞAŞIRTAN BOLLUK VE UCUZLUK</em></strong></p>



<p>14. Yüzyılın ilk yarısında Alanya’dan Sinop’a Anadolu’yu
ziyaret eden ünlü seyyah İbn Battuta, ünlü seyahatnamesinde Kastamonu’da gıda
fiyatlarının ucuzluğunu da anlatır: “Burası da en büyük ve güzel şehirlerden
biridir. Orada hayat şartları da yaşamaya elverişlidir… Bu beldede kırk gün
kaldık. İki dirheme bir koyunun yarısını, iki dirheme de ekmek satın alıyordum.
Bunlar bize bir gün yetiyordu. On kişi idik. İki dirhemlik bal helvasıyla
hepimiz doyuyorduk. Bir dirhemlik ceviz, bir dirhemlik de kestane alıyorduk.
Bundan hepimiz yediğimiz halde geriye de bir miktar kalıyordu. Kışın en
şiddetli zamanında bir yük odunu bir dirheme satın almak mümkün idi. Bu kadar
ucuz bir şehir görmedim…” (2)</p>



<p><strong><em>ZOR GÜNLERDE GENETİK MİRASINA YASLANAN BİR
ÜLKE</em></strong></p>



<p>Anadolu Selçuklu devletinin dağılıp beyliklerin ayakta
kalma çabası verdiği ve Moğol baskısının ağır biçimde hissedildiği bir dönemde
her türlü zorluğa karşın üreten bir coğrafyada gıdanın bu kadar ucuza temin
edilebilmesi, İbn Battuta’yı bile şaşırtması önemli bir göstergedir. Nüfusun
yüzde 75’inin kırsalda yaşadığı erken Cumhuriyet döneminden itibaren birkaç
kuşak varlığını bu üretime borçluydu. Darbeler, siyasi krizler ve ambargolara
rağmen toprağa ve üretime sarılan Türkiye, sahip olduğu coğrafyanın sağladığı
genetik miras sayesinde zor günlerde ayakta kalmayı bildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf2520.jpg" alt="" class="wp-image-20612" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf2520.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf2520-300x225.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf2520-768x576.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption> Anadolu coğrafyası binlerce yıldır her türlü zorluğa <br>her koşulda üreterek ve direnerek göğüs gerdi… </figcaption></figure>



<p><strong><em>ÜRETİMDE DIŞA BAĞIMLI OLMAMAK NEDEN ÖNEMLİ</em></strong></p>



<p>Bugün koronavirüsle mücadele eden Türkiye’nin tarımsal
üretimde neden dışa bağımlı bir ülke olmaması gerektiği bir kez daha ve acı
biçimde anımsandı. Örneğin koronavirüs yüzünden İran sınırı kapanınca, kayıt
dışı yoldan ülkeye sokulan ucuz İran sarımsağı da pazarlardan çekildi ve bir ay
önce 25-30 liraya kadar gerileyen sarımsak yeniden 60 lirayı görmeye başladı.
Tarımda günü kurtarmaya yönelik politikalarla ithalat kolaycılığına yönelen
iktidarın üretime verdiği desteğin, yalnızca üreticinin kullandığı mazotla geri
alındığı bir kısır döngünün içinde bocalayan çiftçiler tarlasına küstürüldü.</p>



<p><strong><em>TARIM, ÇEVRE VE ORMAN POLİTİKASINDA RADİKAL
DEĞİŞİKLİK GEREK</em></strong></p>



<p>Buğday ithal edip makarna ihraç etmenin başarı olarak
görüldüğü tarım politikası, orman ağacını kesip yerine ıhlamur dikmenin
ormancılık sayıldığı orman politikası, nehirlere beton döküp kanal inşa etmenin
çevrecilik olarak görüldüğü çevre politikası iflas etti. Bir zamanlar yıllarca
süren kriz dönemlerinde coğrafyasına yaslanıp üreterek ayakta kalan bir ülke,
koronavirüs kriziyle bir paket makarnanın derdine düştü.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf1536.jpg" alt="" class="wp-image-20608" srcset="https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf1536.jpg 1024w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf1536-300x225.jpg 300w, https://www.kivilcimhaber.com.tr/wp-content/uploads/2020/03/dscf1536-768x576.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption> Yıkımın değil, yaşamın yanında olmak için hala zaman var… </figcaption></figure>



<p><strong><em>YIKIMIN DEĞİL, YAŞAMIN YANINDA OLMAK İÇİN
HALA ZAMAN VAR</em></strong></p>



<p>Türkiye koronavirüs krizinden önemli dersler çıkarıp
çevre, ormancılık ve tarım politikalarını radikal biçimde değiştirmelidir.
Küresel iklim krizinin koronavirüs gibi başka belaları da dünyanın başına
saracağı konusunda yapılan uyarılar bu konuda kaybedecek zamanımızın olmadığını
gösteriyor. Yıkarak abat olunmadığını koronavirüs bir kez daha anımsattı. Henüz
zaman varken, kuşu tabakta, balığı ızgarada, ağacı şöminede gören anlayışla
tamamen vedalaşıp gidecek başka bir coğrafyamızın olmadığı gerçeğiyle yüzleşme
ve hızla gereğini yapma zamanı. Yıkımın değil, yaşamın yanında olmak için hala
zaman var…</p>



<p><strong><em>Kaynaklar:</em></strong></p>



<p><strong><em>(1): Stephan
Mitchell, (Geç Roma İmparatorluğu Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları-2016)</em></strong></p>



<p><strong><em>(2): İbn
Battuta Seyahatnamesi, (Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2015)</em></strong></p>



<pre class="wp-block-code"><code>[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]</code></pre>



<iframe loading="lazy" width="900" height="375" src="https://www.youtube.com/embed/FGXbAQIoC_g" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; 
encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen=""></iframe>


<ul class="wp-block-latest-posts__list wp-block-latest-posts"><li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/epstein-denilen-batinin-ve-siyonizmin-lagim-cukuru/">Epstein denilen Batı’nın ve Siyonizm’in lağım çukuru</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari10/">Emekli yazıları10</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/israil-ve-abd-pes-etti-iranin-sartlari-kabul-edildi-ateskes-gerceklesti/">İsrail ve ABD pes etti; İran’ın şartları kabul edildi, ateşkes gerçekleşti</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/emekli-yazilari9/">Emekli yazıları9</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/antalya-expo-2016daki-ongorusuzluk-hovardaligi/">Antalya EXPO 2016’daki öngörüsüzlük hovardalığı</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/avukatlar-gununde-birlik-ve-hukuk-vurgusu/">Avukatlar Günü’nde Birlik ve Hukuk Vurgusu</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/antalya-vatan-partisinden-trci-ittifaki-konusunda-ziyaret-turu/">Antalya Vatan Partisi’nden TRÇİ İttifakı konusunda ziyaret turu</a></li>
<li><a class="wp-block-latest-posts__post-title" href="https://www.kivilcimhaber.com.tr/burdur-emekli-meclisi-sendikasi-toplantisi/">Burdur Emekli Meclisi Sendikası toplantısı</a></li>
</ul>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kivilcimhaber.com.tr/istanbul-1500-yil-once-gunde-16-bin-kisinin-oldugu-salgini-nasil-atlatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
