17 MİLYONUN BELİRLEYİCİLİĞİ: YEDİĞİ AYAZI UNUTMAYAN KURT PSİKOLOJİSİ

Türkiye’de yaklaşık 16-17 milyon emekli ve hak sahibi (pasif sigortalı) bulunmaktadır.

Bu kitlenin ezici bir çoğunluğunun geliri çok düşüktür.

En düşük emekli aylığı 2026 itibariyle 20 bin lira oldu.

Ortalama aylık ise 23-24 bin lira civarındadır.

Şimdilik siyasi iktidarın pek umurunda değilmiş gibi gözükmekle beraber,

(Ana muhalefetin böyle bir meselesi zaten olmadığından dikkate bile almıyoruz)

Bu gerçekliğin ekonomik, toplumsal ve siyasi sonuçları kısa ve uzun vadede ciddi etkiler yaratacaktır.

Bir kere seçimlerde oy belirleyici rolü önem taşıyor.

Bu nedenle seçim öncesi yüklü zam gibi kısa vadeli adımlar atmak bu kez işe yaramayabilir.

Çünkü bu kez emekli yediği ayazı unutmayan kurt psikolojisi içinde görünüyor.

SGK verilerine göre, Kasım 2025’te emekli/hak sahibi sayısı 17 milyona yaklaşmış durumda;

Mart 2025 itibariyle 16 milyon 860 bindi.

GERÇEK EMEKLİLER 12,2 MİLYON

Bunun yaklaşık 12,2 milyonu yaşlılık aylığı alan gerçek emeklilerdir.

Bu grup, nüfusun %18-19’unu oluşturmaktadır.

Türkiye’nin en büyük toplumsal kesimlerinden biri.

DİSK-AR raporları ve TÜRK-İŞ verilerine göre,

EMEKLİ YOKSULLUĞU

Emekli aylıkları açlık ve yoksulluk sınırının çok altında kalıyor.

Birçok emekli temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Ortalama maaşlar asgari ücretin altına düşmüş durumda.

Yüksek enflasyon reel alım gücünü sürekli eritiyor.

Neoliberal ekonomi anlayışına saplanmış olanlar dikkate almasalar da;

Öte yandan düşük emekli gelirleri, ekonomiyi doğrudan ve dolaylı etkisi altına alıyor.

Büyük bir tüketici grup olarak iç talep ve tüketim daralmasına neden oluyor.

Dolayısıyla genel ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor.

Düşük emekli gelirinin işgücü piyasasına baskısı önemli bir çalışma hayatı meselesidir.

Düşük maaşlar nedeniyle emeklilerin %65,7’si çalışıyor ya da iş arıyor

2002’de bu oran %36,6’ydı;

Bugün kayıtlı çalışan emekli sayısı 2 milyonu aştı.

Bu toplumsal ve ekonomik gerçeklik gençlerle rekabeti artırıyor.

Kayıt dışı ekonomiyi besliyor.

Genel işsizlik dinamiklerini bozuyor.

DİSK-AR araştırmalarına göre, emeklilerin büyük kısmı (yaklaşık %90’ı) açlık sınırının altında yaşıyor.

Yaşlı yoksulluğu, beslenme, ilaç, barınma ve ısınma gibi temel ihtiyaçları yeterince karşılayamayınca kronik hastalıklar, malnütrisyon ve erken ölüm riskini artırıyor.

Bundan dolayı emeklilik “rahat dönem” olmaktan çıkıyor.

Hakemli dergi makaleleri platformu olan sciencedirect.com’un bir araştırmasına göre;

Düşük gelir emeklilerde toplumsal izolasyon ve ruh sağlığının bozulmasına neden oluyor.

Çay içmek, toruna harçlık vermek gibi dış toplumsal aktivite lüks hale gelince yalnızlık, depresyon ve ruhsal sağlık sorunları yaygınlaşıyor.

Emekliler arasında “dignity kaybı” (dikniti/insan onuru erozyonu) hissediliyor.DEVAM EDECEK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir