
Hayatının büyük bir kısmı savaş alanlarında düşmanlarla çarpışarak geçmiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, o sert, savaşçı, ilkeli, vurduğu yerden ses çıkartan karakter yapısının gerilerinde duygusal ve insancıl bir haleti ruhiyeye de sahiptir.
Düşman toplarının gürlediği ve ortalığı cehenneme çevirdiği, şarapnellerin ve kurşunların eşek arıları gibi ortalıkta vızıldayıp durduğu, her şeyin tutuştuğu savaş alanında düşmanın üzerine askerlerini taarruza kaldıran, onlara ölmeyi emreden Mustafa Kemal Atatürk, o acımasız ve sert sanılan mizacının bir yanında da derin bir merhamet duygusu taşıdığı bir hakikattir.
Sınıf ve silah arkadaşı, Ankara merkezli 15. Kolordu Komutanı, Kurtuluş Savaşı başlangıcında Batı Cephesi Kuvayı Seyyare Komutanı, ardından BMM Hükümeti Moskova Büyükelçisi General Ali Fuat Cebesoy’un “Sınıf Arkadaşım Atatürk” adındaki hatıralarının ikinci cildinde anlattığı iki olay büyük Atatürk’ün o sert mizacının gerisinde yumuşacık bir duygusallık ve insancıl derin bir haleti ruhiye taşıdığını göstermektedir.
I. Meşrutiyet Devrimi’ni Meclis’i kapatarak tasfiye eden 2. Abdülhamid, ülkeyi 30 yıl istibdatla yönettikten sonra 1908 Genç Türk Devrimi (2. Meşrutiyet Hürriyet Devrimi) sonucu 23 Temmuz 1908 tarihinde boyun eğmek mecburiyetinde kaldı.
Devrim asker ve sivil aydınların devrimiydi.
Çeşitli Osmanlı kentlerindeki halk hareketlerine dayanarak devrimi yapan İttihat Terakki Cemiyeti üyeleri çoğunlukla asker kökenliydi. Ordu siyasete aşırı bir şekilde müdahil olmuş, ast üst ilişkisi ortadan kalkmış, hiyerarşiye dayanan çelik askeri disiplin gevşemiş, Osmanlı orduları bir kuvvet olmaktan çıkmak üzereydi.
Mustafa Kemal, bu sıralarda Makedonya’daki 3. Ordu’da genç bir Kolağası subaydır. İttihat Terakki üyesidir. Ancak olaylara ve topluma eleştirel bakışı, bundan kaynaklanan gerçekçiliği, cereyanı göğüsleme ruhu, bildiğini ve düşündüğünü apaçık ve dobra dobra söylemesi nedeniyle arkadaş çevresinde ve İttihat terakki içinde ve yönetiminde çekinilmekte, idari mekanizmada düşmanlıklar kazanmaktaydı.
Bu kapsamda askerin siyasete karışması ve siyasetin orduya girmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Sert eleştiriler yöneltiyordu. Eleştirileri şok etkisi yapıyor, insanları sarsıyordu.
Ona göre, “ordu derhal ve muhakkak siyasetten çekilmelidir. Aksi takdirde, bir kuvvet olmak vasfını kaybedecektir. Bu ise memleket için bir felaket olacaktır.” (*1)
Balkan Savaşlarının makus akıbetini işte bu şartlarda savaş patlak vermeden aylar öncesinden görmüştü. Patlak veren Trablusgarp Savaşı’na gitmeye hazırlandığı sıralarda Balkanlar’daki kuvvetler dengesi, mevcut ekonomik, askeri ve siyasi şartları inceliyor, Osmanlı’nın üzerine çullanarak gelen heyulayı görüyor, kaygılanıyordu.
Politikaya bulaşmış İttihatçı askerlerin bundan vazgeçememesi Mustafa Kemal’de derin bir üzüntüye neden oluyor; Arnavutluk Harekatı sırasında kurmay başkanı olarak hizmet ettiği Mahmut Şevket Paşa’ya bu durumu, yaratacağı tehlikeleri, mukadder tehdidi anlatıyor; ancak o da artık cemiyete söz geçiremediğinden çaresizlik içinde boynunu büküyordu. (*2)
Güncel ve genel durum üzerinde iki arkadaş, Ali Fuat Cebesoy ve Mustafa Kemal oturup dertleşirlerken içini çekerek 3. Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın bile İttihat Terakki’ye söz geçiremediğini söyledi.
Bu sahneyi Cebesoy Paşa şöyle betimler:
“O gece ay Olimpos Dağları’nın arkasında kaybolurken, Mustafa Kemal içini çekerek:
“-Ah, Selanik, seni bir daha Türk olarak görebilecek miyim?”
Dedi. Baktım, ağlıyordu. O altın sarısı saçlarını okşadım. Teselli etmeye çalıştım. Ben, Mustafa Kemal’in, bütün müşterek hayatımız boyunca bu derece müteessir olduğunu görmemiştim.” (*3)
Nitekim, Mustafa Kemal’in korktuğu başına geldi.
1. Balkan Savaşı’nda kendi içinden çıkmış, kendi topraklarında kurulmuş, yeni ve küçük dört Balkanlı devletin orduları karşısında Osmanlı orduları darmaduman oldu. İttihat Terakki yanlısı askerlerle Hürriyet ve İtilaf yanlısı askerler birbirlerine yardım etmemişler, ordular arasında irtibat kesilmiş, paniğe kapılmış erat düzensiz bir şekilde dağılmıştı. Bu süreç içinde Selanik kentini savunan Messaira (Molista) doğumlu Arnavut asıllı bir Osmanlı Generali olan Hasan Tahsin Paşa, 26 bin mevcutlu ordusunu ve kenti savaşmadan Prens Konstantin komutasındaki Yunan kuvvetlerine teslim etti. Bu nedenle Divanı Harp tarafından vatan haini olarak yargılandı ve idama mahkum edildi. Esaretten kurtulduktan sonra Fransa’ya kaçtı. İsviçre’de öldü.
10 yıl sonra.
Mustafa Kemal Anadolu’da BMM Reisi ve Meclis yetkileriyle mücehhez hale gelmiş BMM Orduları Başkumandanıdır.
Sakarya Savaşı’nda Yunan ordusu Mustafa Kemal’in yeni savaş taktiği “Sathı müdafaa yoktur, hattı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” ilkesi uygulanarak bir testereyle biçilmişçesine püskürtülmüş, Milli Kurtuluş Savaşı bir bekleme ve hazırlık aşamasına geçmiştir.
Ağustos ayının başlarında bozkır sıcağı Orta Anadolu’yu kasıp kavurmaktadır.
BMM, bir heyetle ordunun Kurban Bayramı’nı tebrik etmek için Batı Cephesi’ne gidilmesine karar vermişti. Heyet, Ali Fuat Cebesoy Başkanlığında Karesi Milletvekili Abdülgaffar Hoca, Burdur Milletvekili Şair Mehmet Akif ve Kayseri Milletvekili Atıf Bey’den oluşmuştu.
Heyet, orduların ve karargahın bayramını kutlayacaktı. Ali Fuat Paşa’nın bundan başka Mustafa Kemal’den aldığı özel bir görevi daha vardı. Fuat Paşa, ordularımızın “maddi ve manevi savaş kudreti”nin derecesini anlamaya çalışacaktı.
Cephede heyetle askerler, subaylar ve kumandanlar can cana dört gün geçirirler. Askeri kıtalar bazı gösteriler sahnelerler. Geçit törenleri düzenlerler. Askeri birliklerin canlılığı, cesareti, savaş yeteneği heyeti derinden etkiler. Bir teftişte tümenin kıtalarının geçit töreninde heyetin önünden askerler aslanlar gibi, çelik gibi yürüyüşle geçerken, Mehmet Akif’in kendinden geçmiş, büyülenmiş gibi gözlerinden yaşlar dökülürken dudaklarından da kendi yazdığı İstiklal Marşı’nın mısraları dökülüyordu:
| Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım, Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım, Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım. |
Heyet görevini ifa edip Ankara’ya döndüğünde Meclis’i bilgilendirdikten sonra Ali Fuat Paşa Mustafa Kemal Paşa’ya izahatta bulunur ve Mehmet Akif’le yaşadıkları sahneyi de aktarır.
“Gazi’nin dinlerken o ışık saçan mavi gözlerinde tanelenen yaşlar birden yüzüne döküldü, ağlıyordu. Fakat bu yaşların manası çok daha başka ve çok daha ulvi idi (…) ‘Fuat Paşa, muzaffer olacağız’, dedi.” (*4)
Ve muzaffer oldular.
Başı dik ve bağımsız bugünlerimizin minnetiyle, büyük bir özlemle anıyorum.
| Kaynaklar: (*1) Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürl-2, Yenigün Haber Ajansı, Cumhuriyet Kitaplar, Ekim 1997, S. 180. (*2) Ali Fuat Cebesoy, Age, s. 208 (*3) Ali Fuat Cebesoy, Age, s. 209 (*4) Ali Fuat Cebesoy, Age, s. 211-212 |
Kitap önerisi:
Sınıf Arkadaşım Atatürk- Ali Fuat Cebesoy, İnkılap Kitabevi, 2017

- Büyük Atatürk’ü ağlatan iki neden
- Prof. Dr. Murat Türkeş: “Her damla yağmurdan yararlanmalıyız!”
- Nafaka ceza değil!
- Hızır’ı beklemek değil, Hızır olmak
- İtalyan Siyaset Bilimci: “Erdoğan’ın patronu varsa Doğu Perinçek’tir”

