Dünya Şiir Günü şiirsiz kutlandı

Usta Şair, bugüne kadar emperyalizme karşı mücadelenin sesi oldu. Çocuklukta uyanan vicdanını şiirin ışığıyla birleştirdi. Hüseyin Haydar’la Dünya Şiir Günü’nün ardından şairin ve şiirin tarihsel rolünü konuştuk

Bora Gözen Esmer

Dünya Şiir Günü bildirileri Türk edebiyatının geldiği son durumu da ortaya koydu. Bildirilerde emperyalizmin saldırılarına dair tek söz edilmemesi epey çarpıcı. Sorularımızı yanıtlayan Usta Şair Hüseyin Haydar, “Nazım Hikmet’in duruşunu duruşumuza katalım.” diyor.

Neredeyse 20 yıldır gazetemizde her hafta ‘Şairin Emeği’ köşesinde şiirler yayımlayan ve Türk milletinin, insanlığın sesi olan Haydar, büyük insanlığın umudunu büyütmek gerektiğine dikkat çekti.

ÇOCUKKEN UYANAN VİCDAN

Bora Gözen Esmer- Dünya Şiir Günü’nü arkamızda bıraktık. Pek çok şiir bildirisi, anma mesajları yayımlandı. Ancak bunların, içinde yaşadığımız dünyayla pek de ilgisi olmadığı görüldü. Öyle mi? Şairin vicdanı kayıp mı?

Hüseyin Haydar- Benim umudum çok yüksektir. Söyleşimizin başında “şiiri, şairi, olayı, cesareti, ihaneti vb.” anlatan küçük bir çocukluk anısını kısaca aktarmak isterim. Şiire başladığım 7-8 yaşlarımdan beri mutlaka bir olgu, olay, ilişki, durum için yazdım. Örneğin, ilkokul 2. sınıfta (Kasım 1963), Amerikan Başkanı Kennedy’nin öldürülmesi üzerine bütün Türkiye’de yas ilan edildi. Bayraklar yarıya indirildi, saygı duruşları yapıldı. Bizi de öğretmenimiz bahçeye götürdü. Öğretmenim bunu Amerika Başkanı’na saygı için yaptığımızı söyleyince, ben sınıf başkanı olarak isyan ettim. “Olmaz öğretmenin!” dedim. Öğretmenim topla arkadaşlarını bahçeye çıkın, dedi. (Tereyağının ve sütün bol olduğu Trabzon köyünde bizlere ‘margarin ve süttozu’ dağıtan ABD’nin düşmanlığını Köy Enstitülü birinci sınıf öğretmenim Cevat Özyurt’tan dinlemiştim.) Bizim sinsi düşmanımız Amerika için Türk bayrağı asla inemezdi!

Venezüella’ya destek- Şangay Başkonsolosuyla – Eşkıya Amerika’nın kaçırdığı Kahraman Maduro’nun önünde. (Şubat 2019)

Şairin vicdanı buna izin veremezdi.

Fakat çocuktan dönen ihanet reddinin bir faydası olmadı elbette. Neyse bahçeye çıktık. Çok zoruma gitti. Öğretmenimle göz göze geldik. Bana yüz ifadesiyle “ses etme” mesajı yolladı. Bayrak yarıya indi, saygı duruşu yapıldı. Eve varır varmaz bunun şiirini yazdım. Adı, “Bayrak İnmez!”di: “Bayrak inmez, bayrak inmez / Bir Amerikalı için bayrak inmez. / Bayrak iner, Anıtkabir’de Atatürk için…” diye başlıyordu. Ahmet Öğretmenim şiiri çok beğendi, okulun panosuna asmak istediyse de müdürden çekindi, “Başımıza iş açarız Öztürk!” dedi. “Başımıza iş açarız”ı anlamıştım. Şu işe bakın: Çocuk ben direniyorum, yurtsever öğretmenim müdürden çekiniyor, demek ki müdür de milli eğitim müdüründen korkuyor, milli eğitim müdürü milli eğitim bakanından ödü kopuyor, bakan başbakandan, demek ki başbakan kendisine görev veren yabancı merkezlerden korkuyor. Kendisine görev verenler kimler?

İktidar ve muhalefet partilerini kontrol altında tutan emperyalist kuvvet ve onun ihanet eden bürokratları. Amerikalı Barış Gönüllüleri adı altındaki CIA ajanları 1945’ten beri Türkiye’deki “Emperyalist Gönüllüleriyle” birlikte çalışıyordu. Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi atmaya devam ediyorlar. Ben sistem yandaşlarının, zorba uşaklarının başlarına iş açmayı sürdürüyorum: Yaşadığım, gördüğüm, olaylar, olgular, durumlar, büyük idealler üzerine. Örneğin lise sıralarında, (1973) Cumhuriyet’in 50. Yılı için Millî Eğitim Bakanlığının düzenlediği şiir yarışmasında birinci oldum. Ben Cumhuriyet’i övüyordum, demek ki onlar kendilerini övdüğümü düşünüyorlar. Şiirim Erzurum Atatürk Lisesi duvarında yıllarca asılı kaldı.

Suriye’ye destek-Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ile Şam direniş mitingindeyiz (Temmuz 2011)

‘NAZIM’IN DURUŞUNU DURUŞUMUZA KATALIM’

Bunları neden anlattım? Şairin vicdanı nasıl oluşur ve yaratıcı süreç nasıl beslenir sevgili Gözen? Şair dediğimiz, insanın en önemli yaratıcı etkinliği olan şiir, mutlaka hayatın içinden doğar. Hayat, yaşanan şiirin toprağıdır, orada kök salar. O toprağı verimli tutmak şairin işidir. Emek gerektirir. Orada meyve ağaçları da savaş mangaları da üretmek Şairin Emeği’nin çabasıyladır. Üzülerek söylüyorum ki, çok iyi niyetlerle, şair arkadaşlarımızın hazırlayıp sunduğu 21 Mart Dünya Şiir Günü bildirileri bu büyük sorumluluğu göğüslemekten uzaktır. Çünkü bugünün en büyük olgusu, ülkemizi de içine alan ve 1940/50’lerden beri devam eden emperyalizmin Türkiye’ye saldırılarıdır.

Ülkemizin anasının sütü olan varlıkları çalınırken, Amerikancı yönetimlerle milletimiz köleleştirilmek istenirken, şairlerin bir günü bile isyansız geçmemelidir. O nedenle ben buradan sanatçılarımıza, şairlerimize çağrıda bulunuyorum: Eğer bazıları, dünyanın en büyük zalimi Amerikan ve İsrail saldırısına uğrayan İran’a sahip çıkmayıp, “onlar molla takımı, şeriatçı” vs. derse, ABD’nin saflarına savrulmuş olur ve buradan şiir çıkmaz. Nazım Hikmet emperyalizmle mücadelenin kalesidir. Nazım’ın duruşunu duruşumuza katalım. Bu duruş “Dünya Şiir Günü”nde kendini göstermeliydi.

ŞAİRİN ŞİİRİ İNSANLIĞIN UMUDUNU BÜYÜTMELİ

Bora Gözen Esmer- Bugün şair hangi tarihsel sorumluluğu üstlenmeli?

Hüseyin haydar- Biraz önce sözünü ettiğim gibi şair işinin gereğini yapmalıdır. Toplumsal sorumluluğu bunu gerektirir. Şairler tarihine şöyle bir baktığımızda gerçek şiirin en ön saflarda halka tebelleş olan zalimlerle mücadele ettiği görülür. Aynı zamanda insanın doğasında var olan sapmalar, yanılmalar, ihtiraslar vb. ile uğraşır. Şairin pusulası, insanlığı yetkinleşmeye götüren yolu gösterir. Böylesine kutlu bir görev üstlenen Şair, kendi sorumluluğunu bilmek zorundadır. Elbette bu da donanım gerektirir. Gözleri görmeyen Aşık Veysel’imizin Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde eğitim gördüğünü unutmayalım. Cumhuriyet devrimlerinden habersiz, Atatürk ve ilkelerine düşman bir Veysel olabilir mi? Bugün şair öyle bir savaş merkezinde bulunmalı ki şiiri, büyük insanlığın umudunu büyütsün, yaşama sevincine sevinç katsın.

Direnen şiir düş kurma yeteneğini ateşler

Usta Şair Hüseyin Haydar, şiirin insanı ve toplumu harekete geçiren gücünü hatırlattı. Emperyalizmin hayal kurmayı yasaklamak istediğini belirten Haydar, ‘Direnen şiir, öne geçer ve halkın düş kurma yeteneğini ateşler. Ardından zafer gelir. Devrim zaferlerinde şiirin, sanatın payı çok büyüktür’ dedi

İnsanlığın emperyalizmle büyük bir hesaplaşma içine girdiği dönemde kökeni binlerce yıl öncesine dayanan şiirin ve şairin tarihsel sorumluluğunu konuşmaya devam ediyoruz. Şair Hüseyin Haydar, egemenlerin özellikle insanların hayal etme yeteneğini elinden almak istediğine dikkat çekti.

‘ŞİİR IŞIK SÖZCÜĞÜNDEN GELİYOR’

Bora Gözen Esmer- Şiir ve şuur aynı kökten geliyor. Şairin aslında bir yönüyle bilinç taşıyan bir konumda olması gerekmiyor mu?

Hüseyin Haydar- Şiir sözcüğü, bir kavram olarak ele alınmalı. Arapça kökenli olan şiir kavramı, derin sezgi, kapsamlı kavrama ve duyguların ayık olarak en derine işlemesidir. Şuur sözcüğünün de bunları kavradığını düşünüyorum. Bu kavram aynı zamanda bilmek, bilincine ermek, hayat donanımıyla duyguların sezgisel bir farkındalıkla dile getirilmesini işaret eder.

Benim şiir sözcüğünün kökeni konusunda şöyle bir yaklaşımım var: Ayet sözcüğü “aydınlatma” kökenlidir. “Aymak”tır. Hatta eski destanlarımızda söyledi yerine kullanılır: “Dedem Korkut aydı”, yani söyledi vb. Buradaki söylemek bir soruna açıklık getirmek anlamındadır. Benim için şiir sözcüğü, “şua” yani ışık-ışın kökenlidir. “Şuara” aynı zamanda şairler demektedir. Kur’an’daki Şuara Suresi bunun en güzel örneğidir. Bu önemli konu üzerinde başka zaman daha ayrıntılı ve derinlikli konuşmak isterim.

‘TÜRK ŞİİRİ TÜRK TARİHİNİN AYNASIDIR’

Bora Gözen Esmer- Şiire “görev” yüklenmemeli deniyor hep. Ya da şiirin kendisinin toplumsal olduğu öne sürülüyor. Ancak şiiri ve genel anlamda edebiyatı oyun olarak görenler de var. Bir okur şiirden ne beklemeli?

Hüseyin Haydar- Bir okur, okuduğu ya da dinlediği bir şiir karşısında “Ben de böyle söylemek isterdim!” diye düşünürse, şair doğru yoldadır: Aklı ikna edip duygularla bağ kurmuş demektir. Türk şiiri, Türk tarihinin aynasıdır. (Daha derinde ve yaygını olan türkü sözleri de hesaba katılmalıdır.) Gelelim modern şairin tavrına: Şiiri bir eğlence, bir söz oyununa indirgeyenlerin, halkın mücadelesinden ne kadar uzak olduğu görülür. Bugün baktığımızda şairi emperyalizmle mücadele cephesinden uzaklaştırmak için pek çok yol denendiğini görüyoruz.

‘DEVRİM ZAFERLERİNDE ŞİİRİN PAYI ÇOK BÜYÜKTÜR’

Bora Gözen Esmer- Konuşmalarımızda hep emperyalizmin insanların hayal kurma yeteneğini elinden almak istediğini söylemiştiniz. Bence bu önemli. Hayal kuran insandan neden korkar sistem?

Hüseyin Haydar- Harika! Düşünce olup biteni kavramak içindir. Yaşanan üzerine iradi tavır alma gücünü harekete geçirir. Bu süreç emperyalizmin, düşman saydığı sanatçıya, şaire karşı belli “tedbirler” almasıyla, müeyyideler uygulamasıyla aralıksız devam eder. Medya, kurumlar ve pek çok araçla bu baskılar sürdürülerek halk da sindirilir. Bu durumda boyun eğmekten, kontrole girmekten şöhret çıkarı sağlayan şair az değildir. Öte yandan hayal kurmak dediğimiz, düş kurmak ele avuca gelmez, kontrol edilmesi olanaksızdır. Bir milleti, halkı esir etmek isteyenler, öncelikle onun düş kurma yollarını tıkamak, engellemek, siyasi erk aracılığıyla yasaklamak isterler. Ancak, insanın ve giderek toplumun düş kurma eylemine kurşun işlemez. Bu düş gücü, hayal olmaktan gerçeğe dönüşmeye başladığında zulüm artar. Direnen şiir, öne geçer ve halkın düş kurma yeteneğini ateşler. Ardından zafer gelir. Devrim zaferlerinde şiirin, sanatın payı çok büyüktür. Belirleyicidir.

‘ŞİİRİM ŞEYTANLARA TEHLİKELİ GÖRÜLÜR’

Bora Gözen esmer- Sizin için Türkiye sınırlarını aşarak, “Dünyanın neresinde bir mazlum varsa, Şair Hüseyin Haydar oradadır.” diyorlar. Bu onurlandırmanın size yansıyan bedelleri nelerdir?

Hüseyin Haydar- Teşekkür ederim. Ben şiir yazmak için ilahi uyarılar bekleyen bir şair değilim. Denilebilir ki, benim için şiire ulaşmanın, şiir yazmanın özel bir anı yoktur. O esin, o duygu denizinde yüzüyorum ben. Kendi somut varlığımın ötesinde hiç bitmeyen, hiç ara vermeyen rüzgârlı bir fırtınada yürüyorum. Elbette bu tavrım o sözünü ettiğim odakların hoşuna gitmiyor.

Benim şiirim bulunduğu topluma umut yayar, düş gücü aşılar. O nedenle şeytanlara tehlikeli görülür. Bakın, Facebook’tan, medya ortamlarında bir bahaneyle yasaklanıyorum. Hatta 80 sonrası Türk şiiri diye internete girin bakın, genellikle benim adımı göremezsiniz. Kötülüğün örgütlenmesine bakın. Nerelere kadar sızıyor. İngiltere bana terör vs. saçma nedenlerle vize vermedi. Sanat kurumları benim ödüllü kitaplarımı yayımlamaktan çekiniyor, bana ambargo uyguluyorlar. Bakın, emperyalizmin saldırdığı bütün cephelerde şiirimle, kişiliğimle durdum. Suriye’den Filistin’e, Libya’dan Venezuela’ya, Çin’den Rusya’ya, Arabistan’dan Küba’ya, Irak’tan Yunanistan’a, Ukrayna’dan Filipinler’e, Afganistan’dan Ruanda’ya, Mısır’dan Cezayir’e, Brezilya’ya… Fakat ülkemde kitaplarımı yayımlayamıyorum. Niçin?! Çünkü ben şair vicdanıyla, emeğimin şiiriyle yaşıyorum, çok şükür. Bedel ödemiyor, bedel ödetiyorum.

Benden, şiirlerimden korkuyor, yasak koyuyorlar.

Yaklaşık 20 yıldan beri Türk Milleti’nin Şair Oğlu olarak şiirlerimi Aydınlık’ta yayımlıyorum. Her hafta Şairin Emeği köşesinde, şiir emeğinin bilinciyle, Türk Milleti’nin ve mazlum milletlerin verdiği görevi yerine getirmeye çabalıyorum. Aynı çabayı örgütlemek için çağrı manifestoları yayınladım: Asya Çağı Şairlerine, Büyük İnsanlığın Şairlerine, İpek Yolu Şiir Kuşağı Şairlerine vb. Amacım yakın uzak şairleri göreve çağırmaktı. Dünya Şiir Günü’nde Yükselen Asya’da bir araya gelmekte ruhunu bulur. Bu ruh sizi bugün emperyalizme, siyonizme direnen İranlı şairlerin safında görevlendirir.

Bora Gözen Esmer- Son olarak ne söylemek istersiniz?

Hüseyin Haydar- Öncelikle teşekkür ederim Gözen. Şunu söylemek isterim ki: Bugün insanlığın ön cephesi Batı Asya’dır. Zalim Amerikan emperyalizmi ve emir eri İsrail’in adına savaş değil, cinayet saldırıları diyeceğimiz sivil kırımı durdurulmalıdır. Emperyalizmin insan varlığına, canlı hücrelere düşmanlığı aşikârdır. Bu söyleşimizi büyük devrim liderleri Atatürk, Lenin, Mao, Kastro vb. sanat üzerine görüşlerini birleştirerek bitirelim: Toplumların en önemli hayat damarı olan sanat, tarafsız olamaz. Seçkinlerin, elitlerin, egemenlerin değil, işçiler, köylüler ve yurtsever askerler için devrime hizmet eder. Ben de büyük insanlığın bütünlüğüne doğru giden yolda kendi kavlimce, devrimlerin naçizane hizmetkârıyım. İşimiz çoktur ve zorludur. Biz de zorlu şairleriz.

Yeri gelmişken belirtmeliyim: Binbir güçlükle, çetin fedakârlıklarla mücadeleye kattığımız kurumlarımızı, halkımızın desteklemesi gerekmektedir. Ulusal Kanal’ın, Aydınlık’ın yanında olmalıyız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir