İstanbul’da önceki hafta sonu bir konferans düzenlendi.

Adı oldukça iddialı…

“Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı.”

Özü ise “Kürt Meselesi Konferansı” …

Düzenleyen ise (durun hemen önyargılı bir şekilde DEM Parti demeyin!):

(Geçmişte PKK’nın yasal siyasi örgütleriyle seçim iş birlikleri yapan;

Parti üst yönetimini PKK’lılarla dolduran;

Seçimlerde baş sloganı “Bir oy HDP’ye bir oy CHP’ye” olan,

Son yerel seçimde “seçim uzlaşısı” adı altında yaptığı iş birliği ile ele geçirdiği büyük kentlerin, belediyelerini PKK’lı teröristlerle dolduran,

CUMHURİYET Halk Partisi (CHP.)

Katılımcı ve panelistler dikkat çekici:

Sevr’in mimarı Chatham House’un Danışmanı Galip Dalay,

İHH’nin Başkan Vekili Hüseyin Oruç,

DEM Parti’den Mithat Sancar ve Saruhan Oluç

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nden Rudaw’ın Başkanı Ziryan

Rojhilati vs.

Davetli olduğu halde MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren katılmadı.

Konferansta 12’ye 5 kala alınan kararla oturumlar basına kapalı yapıldı.

Ne fotoğraf çektirildi ne de kamera çekimi yaptırıldı.

Yazımızın konusu nedeniyle konferansın iç detayı ve eleştirisini yapmayacağız.

Konumuz başka…

İBB’nin başına seçildiği andan itibaren,

Yeni pil takılmış yerinde duramayan oyuncak bebekler gibi,

Ülkenin dört bir yanını gezmeye başladı.

Hem de ne geziş!

Büyük gösterişli karşılama törenleriyle,

Cümbüşlü alayı vala ile…

İstanbul’un meselelerini yüzüstü bırakarak,

Koltuğunda bir gün bile oturmamacasına…

Bir gün Erzurum’da, başka bir gün Kayseri’de…

Bir bakmışsın Londra’da;

Derin İngiltere’nin Mutfağı olarak anılan, Sevr’in mimarı Chatham

House’da…

Ertesi gün dişi kanlı küresel finans kuruluşlarından biriyle kredi görüşmesinde.

Sonraki gün İstanbul halkı karla boğuşurken İngiltere Büyükelçisi’yle balık sofrasında buluşmada…

Bu arada kendisini öylesine büyük görmeye başlamıştı ki;

Devlet memurlarına ve devlet adamlarına hakaretlere başladı.

Egosu biraz daha büyünce “beni kim tutuklamaya cesaret edecekmiş!” böbürlenmesine yeltendi.

Kendisini devlet kuvvetlerinden büyük görüyordu.

Ünlü çocuk masalındaki gibi öküze benzemeye çalışan kurbağa misali,

Şiştikçe şişti,

Ve sonunda patladı.

Silivri’yi boyladı.

Şimdi bu şahıs, Silivri’den görüş belirtmeyi sürdürmektedir.

En son olarak fiyasko konferansa PKK meselesi hakkında fikirlerini mesaj olarak göndermiş.

İleri sürdüğü çözüm önerilerini okuyunca somut gerçeklik hakkında,

Yaşadığımız toplum hakikatleri hakkında zırcahil olduğunu gördüm.

PKK taleplerinden olan “eşit vatandaşlık” kavramının içeriğini doldurmaya çalışmış.

Bu konudaki önerisi Türkiye’de yürürlükte olan uygulamalar hakkında ne kadar bilgisiz ve habersiz olduğunu gösteriyor.

“Eşit vatandaşlık” tabiriyle önerdiklerinin alakası yok!

İki farklı meseleyi birbirine karıştırmış.

Önerdiklerini demokratik hak ve hürriyetlerle ilgili.

Diğeri ise ABD-İsrail destekli PKK’nın bölücü “kültüralist” talepleriyle ilgili.

Bu nedenle sanırım konferans katılımcıları da ciddiyetsiz bulmuşlardır.

Bu konuda Kürt halkının “dillerini ve kimliklerini koruma ve geliştirme hakkı”nı önermektedir.

DEMOKRATİK HAKLAR BAKIMINDAN ÇÖZÜLMÜŞ OLAN KÜRT MESELESİ

Bugün Türkiye’de Kürt meselesi demokratik haklar bakımından çözüme kavuşturulmuş haldedir.

Yeni yüzyılın başından bu yana Kürt meselesinin çözümü için hukuki, idari ve siyasi adımlar atılmıştır.

  • Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Olağanüstü Hal (OHAL) kaldırıldı.
  • Ailelere yeni doğan çocuklarına Kürtçe isim verme hürriyeti tanındı.
  • Kürtçe yayın ve müzik serbest bırakıldı.
  • Devlet “TRT Şeş” ile Kürtçe televizyon kanalı kurdu.
  • Kent, kasaba ve köylerin eski adları geçerli hale getirildi.
  • Kürtçe, ortaöğretimde seçmeli dersler arasına eklendi.
  • Yükseköğretimde Kürdoloji bölümleri ve enstitüleri çalışmalara başladı.
  • Özel kurs ve eğitim merkezlerine Kürtçe öğretme imkânı verildi.
  • Siyasi partilerin ve adayların seçim propagandalarında Kürtçe kullanmasının önü açıldı.
  • Cezaevlerinde mahkûmlara yakınlarıyla Kürtçe görüşme hakkı,
  • Ve mahkemelerde Türkçe bilmeyenler için Kürtçe savunma hakkı tanındı.
  • Resmi dil Türkçe olmak şartıyla Kürt dili ve kimliği korunma ve geliştirilme hakkına zaten sahip.

Yani ABD ve İsrail güdümlü terör faaliyetleri dışında Kürt meselesi çözüme kavuşmuş durumda.

Öcalan da 27 Şubat çağrısında bunu saptamaktadır.

Türkiye’de ağzı olan konuşuyor.

Ama sesin nereden çıktığı, önden mi arkadan mı, belli değil!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir