EMEKLİNİN KARA GÜNÜ YA DA MAKUS TALİHİ

Türkiye’de emekli kitlelerinin yaşadığı geçim sıkıntısı, son yıllarda ve özellikle 2023 sonrası dönemde hem ekonomik hem de siyasi tartışmaların merkezinde yer alan önemli bir mesele haline geldi. 16 milyona yaklaşan emekli nüfusunun büyük bir bölümünün düşük maaşlarla yaşamaya çalıştığı ve bunun ciddi bir sosyal sorun ya da yara haline geldiği yönünde geniş bir mutabakat var.

Türk emeklisinin kara günü, 1980’lerde Turgut Özal ve 12 Eylül generalleriyle kurulan “Dünya ekonomisiyle bütünleşme” anlamında neoliberal ekonominin (sosyal devletin yıkımının) başlatıldığı 24 Ocak kararlarının acımasızca uygulamaya başlandığı 21. yüzyıl başlarındaki süreçlerde ortaya çıktı. Sosyal devlet ilkesi, “çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi” alınmak suretiyle, yüksek dolaysız vergiler aracılığıyla sermaye kesiminden halk kitlelerine kaynak aktarılması esasına dayanır. 12 Eylül generallerinin sopasıyla uygulamaya sokulan 24 Ocak kararları işte bu sosyal devlet ilkesinin bertaraf edilerek aktarma sürecinin tersine çevrilmesiyle başladı.   

2008 DARBESİNİ YEMESEYDİ EMEKLİ, ŞİMDİ TABAN AYLIĞI 46.000 LİRA OLACAKTI

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Uzmanı Ali Tezel, “2008’de eski kanundan gelen taban aylık kaldırılmasaydı, 01 Ocak 2026 günü taban aylık 46 bin liraya yükselecekti. Yani hiçbir emekli 46 bin liradan az almayacaktı.” demektedir.

2008 ÖNCESİ AYLIK BAĞLAMA ORANI

Bir memur 2000 yılı öncesi dönemde sigorta başlangıcı varsa ve 25 yıl boyunca prim ödemişse, aylık bağlama oranı yüzde 65 olarak alınıyordu. Bu oran, çalışanın brüt maaşı ile çarpılarak emekli maaşı hesaplanıyordu. 2000-2008 arası dönemde bu oran 10 puan azalttırılarak yüzde 55’e, 2008 sonrası dönemde ise 10 puan daha azaltılarak yüzde 45’e kadar düşürüldü.

EKONOMİK TABLO

Türkiye’de emekli maaşlarının önemli bir kısmı, özellikle en düşük emekli aylığı, resmi olarak belirlenen taban seviyeye yakın seyrediyor. Bu tutar çoğu zaman sendikaların ve araştırma kuruluşlarının açıkladığı açlık sınırının altında veya çok yakınında kalmaktadır. 2026 yılı belirlemelerine göre şubat ayı itibariyle açlık sınırının 12 bin 325 lira altında 20 bin lira olarak belirlendi.

Bunun birkaç temel nedeni var:

İlki yüksek enflasyon;

Son yıllarda Türkiye’de ekonomik buhran yüzünden enflasyonun yükselmesi alım gücünü ciddi biçimde eritti. Maaş artışları çoğu zaman fiyat artışlarının çok gerisinde kaldı.

İkincisi prim ve sistem yapısı;

Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemi, özellikle düşük primle veya düzensiz çalışmış kişiler için düşük emekli aylıkları üretebiliyor.

Üçüncüsü çalışan–emekli dengesi;

Aktif çalışan sayısının emeklilere oranı düştükçe sistem üzerindeki mali baskı artıyor.

Neoliberal politikalar tartışması

Dördüncüsü, eleştirilerin önemli bir kısmı, 1980’lerden sonra Türkiye’de uygulanan ekonomik dönüşümlere dayanıyor.

Bu eleştirilere göre;

Sosyal devlet harcamalarının sınırlanması,

Emeklilik yaşının yükseltilmesi,

Emek gelirlerinin milli gelirden aldığı payın azalması gibi faktörler emeklilerin refahını olumsuz etkiledi.

Ancak farklı görüşler de var.

Bazı ekonomistler sorunun yalnızca “neoliberal politikalar” ile açıklanamayacağını, başka bazı faktörlerin de etkili olduğunu savunuyor.

Türkiye’de kayıt dışı çalışma oranının yüksek olması,

Uzun yıllar düşük prim yatırılması,

Siyasi nedenlerle erken emeklilik uygulamalarının sisteme mali yük getirmesi,

Demografik değişim (nüfusun yaşlanması) gibi etkenlerin de hesaba katılması gerektiği ileri sürülüyor.

DEVAM EDECEK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir