15 Temmuz, zafer midir?

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü münasebetiyle ülke çapında çeşitli faaliyetlerle dolu kutlama programları düzenlendi. Beştepe’deki anma programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın günün anlam ve önemine aykırı bir şekilde, milli birliği ve iç cepheyi bölen, ayrıştıran “Bay Kemal” söylemleri ve bunun üzerine Milletvekili ve Belediye Başkanının meydanı terketmesi gölge düşürse de, Burdur’da da Valiliğin önderliğinde içi çeşitli faaliyetlerle doldurulan kutlama programının Türk bayrakları, Atatürk ve Milli Mücadelenin öne çıkarıldığı finali (yürüyüş ve anma gecesi) muhteşem oldu.

Ancak 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 15 Temmuz’u “zafer” bayramı olarak öne çıkarması karşısında kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayan kimileri “bizim zaferimiz 15 Temmuz değil 30 Ağustos’tur” söylemini savunmaya başladı. Gün’ün adındaki “demokrasi” kavramı karşısında da “hani nerde demokrasi mi var memlekette?” sorusunu öne çıkarıyorlar.

Genelde PKK’nin “dinci faşist diktatörlük” ve FETÖ’nün “darbe değil, tiyatro” söyleminden etkileniyorlar.

Şabloncu kafa, tarihteki örneklerine bakıyor.

12 Mart ve 12 Eylül darbelerine bakıyor.

15 Temmuz için “böyle bir darbe mi olur?” değerlendirmesi yapıyorlar.

“Erdoğan’ın bir oyunu” olarak görüyorlar.

“Saray savaşı” değerlendirmesinde bulunuyorlar.

“15 Temmuz’u savunursam, Erdoğan’ı savunmuş olurum” zihniyetine sahipler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Amerikancı FETÖ darbesini ordu-millet elele bastırmasındaki rolünü içlerine sindiremiyorlar. Sırf bu sebeple onun yanında olmamak zihniyetiyle 15 Temmuz’u savunamıyorlar.

Şimdi burada bir parantez açıp 15 Temmuz’un gerçek anlamını açmak gerekiyor.

15 Temmuz darbe girişiminden ABD’yi çıkarırsanız açıklayamazsınız.

ABD’nin rolü belirleyicidir.

ABD, 1968’lerden bu yana devlet ve ordu içine mevzilendirdiği, yerleştirdiği FETÖ Gladyosunu kullanarak ülkemizde darbe yaptırmaya kalkıştı.

Yani dış bir düşman kuvveti, Türkiye’ye karşı silahlı girişimde bulunuyor.

Buna karşı koymak ne anlama gelir?

İzmir’e çıkan Yunan, İstanbul’u işgal eden İtilaf devleri ne anlama geliyorsa bu da o anlama gelir.

Yani vatan savaşı…

Yani bağımsızlık savaşı…

Yani Milli Mücadele…

Bu olay Erdoğan’a ve Saraya yarar diye karşı çıkmak ve karalamak ne anlama gelir acaba?

Adını siz koyun!

Trablusgarp Savaşı, Çanakkale Savaşı hangi dönemde yapıldı?

Hangi devlet başkanı vardı o zaman?

Maazallah, Mustafa Kemal “bu padişahın savaşı”, “bu savaştan padişah yararlanır” diye savaşa gitmeseydi tarihin akışı ve Türk milletinin hali ne olurdu sizce?

İzmir Marşıyla coşan, sık sık “sözkonusu olan vatansa gerisi teferruattır” söylemine sarılan bu Atatürkçülerimizin kavramadığı kritik noktanın, olayın bir vatan savaşı olduğu, sarayın ve Erdoğan’ın “teferruat” olduğunu öğrenmeleri gerektiğidir.

Yani önce vatan…

15 Temmuz, bir zaferdir.

1878’lerle başlayan, 1908’lerle ivmelenen, Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyet Devrimimizle taçlanarak bugünlere gelen iki asra yakındır süren demokrasi mücadelemizin bir devamadır.

Bu süreç içinde 30 Ağustos bir aşamadır.

Bu süreç içinde 15 Temmuz, 30 Ağustos’un karşısında değil bir devamıdır.

Türkiye’nin yakın ve uzak geleceğini belirleyen bir zafer…

Evet, iktidar sahipleri için de bir zafer…

Ama esas olarak Atatürkçüler için, Türkiye’nin anti-emperyalistleri için gerçek bir zafer…

Türk milleti için bir zaferdir.

Çünkü kendi iradesine karcı yapılmış bir kalkışmadır.

Çünkü ABD emperyalistleri altedilmiştir.

Atatürk, girdiği savaşa “kime yarıyor”, “kimin değirmenine su taşıyor”, “başta kim var” diye düşünmedi.

Vatan savaşlarına ruhuyla, bütün varlığı ile balıklamaya girdi.

Sarayın, padişahın birer teferruat olduğuna hükmetti.

Zaten Atatürk, şimdiki Atatürkçüler gibi düşünseydi Türk milletinin ve Türk yurdunun işi yaştı.

Bu sebeple 30 Ağustos, 15 Temmuz’un karşısına konamaz.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir