
Ünlü ve usta yazar ve araştırmacı gazeteci, Türk romancılığının doruğu olan İnce Memet’in yaratıcısı Yaşar Kemal 11 yıl önce 28 Şubat 2015’te 92 yaşında aramızdan ayrılmıştı. Kamuoyunda genellikle genel bir söylem haline gelmiş olan “O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler.” sözüyle anılıyor.
2005’lerde ilk Açılımın arifesinde yükselen PKK terör örgütü ayrılıkçılığından etkilenen ünlü yazar Yaşar Kemal’in de “Kürtçülüğü” (!) depreşerek bulunduğu ortamlarda Türk değil Kürt yazarı olduğunu söylemeye başlamıştı. Balcıoğlu’nun cenaze töreninde Yaşar Kemal’in bu tutumunu eleştiren Dr. Doğu Perinçek’le ünlü yazar arasındaki polemiği Ertuğrul Özkök yazmıştı HaberTürk’te 31 Ekim 2006 tarihinde.
Perinçek’le Yaşar Kemal arasında şöyle bir diyalog geçmişti:
| – Her yerde Kürt olduğunu söylüyorsun. Sen Türk yazarısın, nereden Kürt oluyorsun? – Elbette Kürt’üm. Kendimi bildiğimden beri Kürt’üm. – Sen Türk yazarısın. – Anadilim Kürtçe. – Anadilim Kürtçe diyorsun, ama Kürtçe roman yazamazsın. – Oturup bir hafta çalışayım, Kürtçe roman yazarım. Baban Sadık Bey hayatta olsaydı, bunu sana çok güzel anlatırdı. |

Yaşar Kemal gibi bir roman dehasının, Perinçek’in “sen Türk yazarısın” sözündeki tarihi, siyasi ve sosyolojik içeriği anlayamayarak ya da anlamak istemeyerek hala “kendimi bildim bileli Kürt’üm, anadilim Kürtçe” diye ısrar etmesi, millet ile milliyet kategorilerinin tarihi ve sosyolojik içeriklerini boşaltması ibret alınacak bir durumdur.
Öte yandan ilerici bir edebiyatçı olarak bilinen ünlü yazarın “feodalizm hayranlığı”na da dikkat çekilmektedir. Konuyla ilgili olarak Gözen Esmer’in Aydınlık Sanat sayfasındaki yazısı, Yaşar Kemal’in atlara binip giden güzel insanlarının kimler olduğunun hala tartışıldığını ortaya koymaktadır.
Esmer yazısında, “Usta yazarın bir yandan kapitalizmin yarattığı sömürü ilişkilerini eleştirirken diğer yandan feodal beyleri savunması”nın çelişki oluşturduğunu belirtti.
YAŞAR KEMAL’İN FEODALİZM ÇELİŞKİSİ
Yaşar Kemal’in Akçasazın Ağaları serisinin ilk kitabı olan Demirciler Çarşısı Cinayeti’nde geçen ve bugün hemen hemen herkesin dilinde dolaşan “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.” sözü, ardında büyük bir sınıfsal hüznü barındırıyor. Aslında bu söz yitip giden insanlık erdemini simgelemekten çok uzak.
Çukurova’daki makineleşmenin ardından ortaya çıkan sömürü ilişkilerini eleştiren usta yazarın bu tutumuyla feodal düzeni “mertlik” olarak nitelendirmesi arasında bir tezat oluşuyor. Yaşar Kemal’in “Yılanı Öldürseler” romanında Çukurova’yı tümden hedef alarak, “Çukurova insanları gittikçe zalim, kötü, sevgisiz oluyorlarmış.” tanımlamasını yapması da feodal düzene olan özlemin bir yansıması olarak gösteriliyor.
İNCE MEMED’İN NAMLUSUNDA CUMHURİYET VAR
Gözen Esmer Yaşar Kemal’i şu ifadelerle eleştiriyor:
“Yaşar Kemal’in ‘eski dünya’ özlemi, otuz iki yıla yayılan başyapıtı ‘İnce Memed’ serisinde çarpıcı biçimde kendisini gösterir. Romanın ilk ciltlerinde Abdi Ağa’nın şahsında köylüye uygulanan zulme karşı dağa çıkan İnce Memed’in namlusu, ilerleyen bölümlerde yapısal bir eksen kayması yaşar. İsyanın yeni hedefi artık sadece yozlaşmış ağalar değil; traktör sahibi yeni kapitalist çiftçiler, kasaba eşrafı ve bizzat Ankara’yı temsil eden Cumhuriyet bürokratlarıdır.
Özellikle serinin üçüncü ve dördüncü ciltlerinde Ankara, feodaliteyi tasfiye eden kurumlarıyla açık bir hedefe dönüşür. Romanda Cumhuriyet’in temsilcisi olan güçler ve yeni düzen, ‘Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Anadolu’nun doğusunda, batısında, güneyinde, bütün yurdun üstünde kara bir fırtına gibi esmiş, bir yangın yeli gibi bu başkaldırıcı hain köylünün üstünden geçmiş.’ sözleriyle betimlenerek, devletin modernleşme adımları bir zulüm makinesi gibi resmedilir.
Bu yeni düzende ‘at’, isyanın, yiğitliğin ve konar-göçer obaların o el değmemiş dünyasının sembolü olarak yüceltilirken; ‘araba’ ve traktör, sömürünün, yozlaşmanın ve Cumhuriyet’in soğuk yüzü olarak gösterilir.”
KISACA YAŞAR KEMAL: “KÜRDÜM” DESE DE TÜRK YAZARI
Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta edebiyatçı, 1923 yılında Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite Köyü’ne -Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu’da Rus işgali nedeniyle Van’dan ayrılarak yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak -dünyaya geldi. İlk gençliğinde tarım işçiliği gibi işlerde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında Abidin Dino ve Boratav gibi isimlerle sol siyaset ve edebiyat çevresine girdi. 1952’de yayımlanan “Sarı Sıcak” öykü kitabı ve ardından kaleme aldığı “İnce Memed” ile dünya çapında tanındı. Yaşamı boyunca sayısız ulusal ve uluslararası prestijli ödülün sahibi olan, aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk yazar unvanını taşıyan Yaşar Kemal, ardında devasa bir kültür mirası bırakarak 28 Şubat 2015’te aramızdan ayrıldı.
Gözen Esmer’in Aydınlık’ta yayımlanan yazısı (28 Şubat 2026), Yaşar Kemal’in ölümünün 11. yılında onun en çarpıcı ifadelerinden biri olan “O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler” cümlesini merkeze alarak sert bir ideolojik eleştiri getiriyor. Yazı, esas olarak “Kemal’in ‘güzel insanlar’ı, nostaljik bir şekilde idealize ettiği figürler aslında feodal ağalar, beyler ve o dönemin egemen sınıfları, yani sömürü düzeninin temsilcileri” tezini savunuyor. Yazar, Yaşar Kemal’in kapitalizmin getirdiği sömürüye karşı çıkarken aynı anda feodal beyleri (dolaylı olarak) güzelleştirdiğini, bu ikisinin çelişkili bir romantizm yarattığını öne sürüyor. Yaşar Kemal’in eserlerini (özellikle Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni) okuduğumuzda bu tespitte kısmi bir gerçeklik payı var: “O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler” ifadesi, romanda Çukurova’daki eski feodal düzenin (Türkmen aşiret reisleri, köklü ağaların) kapitalist dönüşümle yok oluşunu anlatıyor.
Yaşar Kemal burada (Derviş Bey gibi) “eski ağalar”ı genellikle daha “asil”, itibara önem veren, paraya tapmayan, köylüyle belirli bir “sözlü kültür” bağı olan figürler olarak resmediyor.
Buna karşılık yeni zengin, tapu oyunlarıyla toprakları ele geçiren “sonradan görme” kapitalist ağaları çok daha acımasız, kaba ve yıkıcı olarak betimliyor.
Bu ayrım, Yaşar Kemal’in feodalizmi toptan lanetlemek yerine onun “göçer/Türkmen” damarını, tabiatla iç içe geçmiş halini, sözlü destansı kültürünü romantik bir şekilde sahiplendiğini gösteriyor. Kapitalizmin getirdiği makineleşme, ormanların yok oluşu, bataklıkların kurutulması, insanın doğadan kopuşu gibi süreçleri trajedi olarak görüyor. Esmer’in yazısındaki “feodal beyleri savunması” iddiası biraz indirgemeci ve aşırı zorlama kalıyor. Yaşar Kemal’in eserlerinde ağalık sistemi genel olarak eleştirilir (İnce Memed serisi bunun en net örneği: köylü ezilmekte, toprak gasp edilmekte, adaletsizlik doruktadır).
Feodal düzenin çözülüşünü “trajedi” olarak görmek, feodalizmi savunmak demek değildir. Yaşar Kemal’de daha çok, ani ve vahşi kapitalist dönüşümün yarattığı yıkımın, doğa-insan ilişkisindeki kopuşun, eski değerlerin çöküşünün anlatımı öne çıkmaktadır.
Yaşar Kemal sosyalist dünya görüşüne yakın durmuş, sol çevrelerde hep “ilerici” kabul edilmiş bir yazar. Feodalizmi özlediği iddiası, onun eserlerindeki çok katmanlı anlatımı tek bir ideolojik kalıba indirgiyor.
Sonuç olarak, Gözen Esmer Yaşar Kemal’in romantik-nostaljik damarını yakalıyor ama bunu abartılı bir “ağalık savunuculuğu”na dönüştürüyor. Yaşar Kemal’in “güzel insanlar”ı feodal beylerin tamamı değil; daha çok eski Anadolu’nun destansı, tabiatla bütünleşik, sözlü kültür insanları (göçerler, köylüler, aşıklar, eşkıyalar). Onun hayranlığı feodal sömürüye değil, o kültürün taşıdığı insani zenginliğe ve tabiat-insan uyumuna yönelik.
Yazıda Gözen Esmer, Yaşar Kemal’in eserlerindeki kapitalizm eleştirisi ile feodal nostalji çelişkisini doğru tespit ediyor ama bunu “ağalığa ağıt yakmak” diye aşırı sert ve indirgemeci bir yargıya bağlıyor.

- Yaşar Kemal’in ‘güzel insanları’ güzel miydi; Ağalığa mı yakılmıştı ağıt?
- 30 yıl sonra Mumcu suikastı aydınlanıyor mu?
- 2017 BUREMDER Yemeği
- Patriot sistemi Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirir
- Sosyal medya icat oldu; provokatörlere ve yalancılar gün doğru

