Anneler Günü: Süslü paketlerin ardındaki gerçek

Işıl Gürsoy

YARIN Anneler Günü. En süslü paketlere sarılmış hediyelerin pazarlandığı, ışıl ışıl pırlanta reklamlarının son günü. Çiçek, kozmetik, beyaz eşya sektörünün cirolarını ne kadar katladıklarının hesabını yaptıkları gün. Peki bu “gün” nereden çıktı?

VİLSON VE EMPERYALİST PROJE

Anneler Günü, 1914 yılında ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından ortaya atıldı. Tam da ABD emperyalizminin dünya sahnesine en saldırgan biçimde çıktığı yıllarda… Mazlum milletlere yönelik “medeniyet” götürme adına yürütülen katliamların hız kazandığı ve devletlerin bağımsızlıklarına “Demokrasi götüreceğiz!” yalanıyla gözünü diken bir canavara döndüğü dönem. Topraklarımızda mandacılığın babası odur. İzmir’in işgali sırasında, İzmir Limanı’nda gemileriyle Yunanistan’a lojistik destek veren yine Wilson’du. Kurtuluş Savaşımız, Wilson’un dayatmalarını reddetmeyle başladı.

ABD’nin içi de dışından farklı değildi. İçerde, Wilson’un ırkçılığı körükleyen politikaları başı çekiyordu. Jim Crow yasaları ile trenler, otobüsler, okullar, hastaneler, tuvaletler, restoranlar, parklar, mezarlıklar, ırka göre ayrılıyordu. Sadece 1867 öncesi oy kullananların torunları oy kullanabiliyordu. Yani sadece beyazlar. Siyah işçiler, beyazların yarısı ücret alabiliyordu. Sendikal haklardan mahrum bırakılıyorlardı. Siyah erkeğin, beyaz kadına bakması yasaktı ancak beyaz erkeğin siyah kadına tecavüzüne ceza yoktu.

Öte yandan aynı dönem, kadınların seçme ve seçilme hakkı için yükselttiği süfrajet hareketinin de en güçlü yıllarıydı. Kadınlar meydanlardaydı. Wilson’u korkutan da buydu. Çünkü siyasallaşan kadın yalnızca oy hakkı değil, toplumsal düzenin de değişmesini talep ediyordu. Onları siyasetten koparmak için bir araç gerekiyordu. O araç, kadını siyasal mücadelenin öznesi olmaktan çıkarıp “kutsal annelik” rolüne hapsetmeliydi. İşte Anneler Günü projesi tam da bu noktada işlev kazandı. Bu proje ile içeride kadın hareketi yumuşatılacak hem de dışarıya “anneleri koruyan medeni devlet” görüntüsü verilecekti. Ancak burada kutsanan herkes değildi. Siyah anneler, emekçi, yoksul anneler “kutsal anne” tanımının içinde yoktu. Wilson’un ihtiyaç duyduğu şey “beyaz anne” figürüydü.

KAPİTALİZM VE ANNELİK

Bugün de öyle değil mi? Anneler Günü, şehirlerde “tuzu kuru” hayatların içindeki “beyaz” kadınların tüketim festivali şeklinde kutlanmıyor mu? Hiçbir Anneler Günü’nde ücretsiz ev emeğinden, bakım yükünden, çalışan annelerin sorunlarından bahsedilmez. Kadınların üretimin içine dahil olabilmeleri için koşullarının uygun hale getirilmesi gerektiğini kimse konuşmaz. “Fedakâr anne” övülür ama çalışan annelerin düşük ücretleri, kreş sorunu, güvencesizliği gündeme getirilmez. Doğum yaptığı için işten çıkarılan kadınlar görülmez. Anneleri “koruyan” ABD emperyalizmi, yıllardır dünyanın dört bir yanında başka kadınların çocuklarını öldürüp, başka çocukların annelerini katlederken diğer yandan bu gibi projelerle kadınları, satış yapılacak bir pazarlama alanı olarak görür.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ DAYATILIYOR

Geçen hafta bir beyaz eşya firmasının reklamında, evcil hayvan besleyen kadınların “anne” olarak gösterilmesi işin artık sadece pazar payını büyütme çabasından öteye geçtiğini gösteriyor. Bu sefer annelik kavramı yeniden tanımlanıyor, biyolojik olmaktan çıkarılıyor. Doğal olan reddediliyor, yerine yapay olan konuyor. Alın size toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisi. İster cinsiyet olsun ister annelik… Sonuç değişmez. Toplumsal cinsiyet eşitliğine göre, annelik biyolojik temellerden ayrıştırılır, doğuran, büyüten değildir. Cinsiyet gibi, anne-baba kavramları da akışkandır. Sonradan tanımlanabilen kimliklerdir. Bu reklamla insan kendi doğasından koparılıyor ve toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisi meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

NOT: Bu yazıyı henüz 6 aylık kızıma armağan ediyorum. Bilsin ki ABD’nin daha fazla kadını katletmek için, daha fazla anneyi sömürmek için ortaya attığı bugünü annesi reddediyor.

AYDINLIK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir