

Çıkar topraktan sazını da karam, dirilt şu dertli âlemi,
Gam yükünün kervanını yardan aşır, sevinç örtsün elemi,
Çıkart yücelere akça kızı, Çukurova’nın yıldızı parlasın.
Bağla yurdumuzu ölümsüz hayatın kara sevdasına,
Nerede başlamıştı büyük macera, ey dokuz doğuran oğul?
Ataların göç yolları, ana karnımızdır, oradan doğarız,
Ey yıldızların yeşil meyve verdiği, o düğünlü çağda,
Devran çevirir kirmenini, hak aşığı zülüf telinden asılır.
Ak ellerini sala sala yürüyen gelinlik kız, gövel ördek,
Bizi görebiliyor musun, sırma perçemlerin arasından?
Sarıçiçek uzanıp öper Ülker burcunu iki yanaktan,
Yeşilbaşlı turnalar ile semah döner göğün uluca burçları.
Bizi dünyaya getiren aylı türkülerin oğlu, deli rahmet,
Yiğitliği, erliği, ermişliği öven ta Enkidu’dan beri.
Coşup taşmıştı duygularımızın buluştuğu ezgi çağlayanı,
Hangi devrin düşüp kalkan sahibi ki bu yüceliklidir.
Dünyaya gelirken çiçek açma zamanı gelmiş Karaca,
İçmişsin Türkçenin iksirini mey yerine, esrik olmuşsun:
Söz badelerin dolaşır Kırklar meclisinden düğünlere,
Dert çekmeye gelmişsin, dermanı sunmuşsun dille.
Acımasız zamanın en yiğit günleri sancıyla kıvranırdı.
Şemsin, Kamer’in ille de Elif’in aşkıyla aklını şaşıran,
Haydi, al sazını geç öne, kov başımızdan şu üzgüyü:
Bizim bahçeye gel, bahçemiz Cennet düzü, yerin yüzüdür.
Koymazsa zalim bağban, kovar saz ile Karacaoğlan.
Dedim ey ozan, aşabildin mi karlı dağların başından,
Dedi: Ben susayım, mezar taşım sazım olsun konuşsun.



