“KAYNAK YOK!” KUYRUKLU BİR YALANDIR

Emekliyi ve emekçi kitleleri açlık ve yoksulluğa sürükleyen iktidar sahipleri “kaynak yok!” yalancılığına sığınırlar.

Her şeye kaynak vardır.

Sermayeye teşvik projelerine kaynak boldur.

Vergilerini silmekte acele ederler.

Bütçeden yerli yabancı kan emici tefecilere 2 trilyona yakın kaynak ayırırlar.

Hele muhalifiyle iktidarıyla kendi maaşlarına zam söz konusu oldu mu kaynak deniz deryadır.

Halk kitlelerinin ücret ve maaş zammına sıra geldiğinde,

Ikınırlar sıkınırlar;

Binbir dereden su getirirler,

“Kaynak yok!” utanmaz arsızlığına sığınırlar.

Aslında Türkiye, kaynağı bol,

Ama dışarıdan emperyalist yamyamlar, içeriden işbirlikçiler yağmalaya yağmalaya olağanüstü para yığdıkları bir ülkedir. Bunun somut kanıtı yurt dışı bankalarda ve yurt içi banka kasalarında atıl durumda -üretimden uzakta- yatan 1 trilyonu aşan altın ve nakit paradır.

“Kaynak yok!” gerekçesinin esası ise tercih meselesi olmasıdır.

Mesele kaynak değil işin özünde;

Mesele tercih ve paylaşım meselesidir.

Türkiye’nin 2025 itibariyle Gayri Safi yurtiçi Hasılası (GSYİH) 1,580 trilyon dolar;

Kişi başına düşen milli geliri 18 bin doları aşmış durumda.

“Kaynak var” ama nereye ne kadar paylaştırılacağı meselesidir.

Adil bir paylaşımla dar gelirli kesimlerde ciddi bir iyileşme sağlayabilecek kaynağımız var.

Ama siyasi iktidarların tercihi zenginin daha zenginleşmesi yönünde olmaktadır.

2023 yılından beri uygulanan neoliberal (şimdiki adı sıkılaştırma ve yüksek faiz) politikalarıyla ekonomik krizin bütün yükünü halkın sırtına yıkarsın; maaş ve ücretleri baskılarsın, emekçi halkı yoksulluk ve açlık sınırının altında bir hayata mahkum edersin. Merkezi bütçeden yerli ve yabancı tefecilere 2 trilyonu aşkın bir kalem ayırırsın. 10 büyük bankaya kar rekoru kırdırarak 674,8 milyar lira net dönem kârı elde etmelerini sağlarsın. Siyaset de işte tam olarak budur: Bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin bölüşüm mekanizmasının başında bulunmak…

Ancak bu sefer “kaziye-i anha öyle değil!” gibi görünüyor.

Seçimin arifesinde refahını artırırım zihniyetine karşılık, bu sefer özellikle emeklinin, yediği ayazı unutmayan kurt psikolojisi içinde olduğunu gösteriyor.

Sosyal medya emekli feryatlarından geçilmiyor.

Sokakta hangisiyle konuşursan konuş istisnasız topunun çığlık çığlığa yaşadıklarını anlarsınız.

——

BAYRAM İKRAMİYESİNDEKİ YÜZDE 25

Açlık sınırının altında soluk soluğa zorlu bir yaşam mücadelesi veren milyonlarca emeklinin gözü kulağı Ramazan Bayramı arifesinde ödenecek birinci bayram ikramiyesindeydi. Dağ fare doğurdu. Muhtemelen yüzde 25 zamla 5 bin lira olacağa benzer.

5 bin TL olursa “eh işte, fena değil, teşekkür ederiz” dedirtecek bir artış olur.

Ama “müjde” kategorisine girmez.

Gene de emeklinin hayatını nispeten ferahlatacak, biraz soluklanmasını sağlayacak ancak “eh işte” modunda kalıyor. Bayram alışverişine, torun harçlığına katkı olur ama market filesini doldurmaz, fatura kurtarmaz.

Kaldı ki maaş zammının yüzde 8,4’ünü ocakta geri verdik.

Yani marta girdiğimizde göre maaş ve ücretlerin 3.360 lirası eridi.

Ocak başında 20 bin liraya alınabilen bir mal ve hizmete artık şimdilerde 23 bin 360 lira ödemek zorundayız. Temmuz’a daha beş ay var.

Emeklinin işi “ölme eşeğim ölme…” lere kaldı.

NOT: Son dakika haberi/ AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıklamasına göre Meclis’e sunulan kanun teklifinde ikramiyelerle ilgili herhangi bir ibare bulunmamaktadır. SGK’ya ikramiyeler için 4’er bin lira aktarıldığını ifade etti. Yani “kurt psikolojisi”ndeki “ayaz” iyice şiddetleneceğe benzer.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir