
Doç. Dr. Mehmet Perinçek
İran savaşta pazartesi günü Donald Trump’ın da kabul etmek zorunda kaldığı gibi bütün askeri tahminleri tersine çevirdi. Çatışmanın İsrail-ABD donanması ile İran arasında sınırlı bir askeri karşılaşma olarak kalması bekleniyordu. Ancak Tahran klasik savaş senaryosunu reddederek çatışmayı doğrudan küresel enerji sistemine taşıdı.
İlk gün İsrail ve Batı Asya’daki ABD üsleri hedef alındı. Fakat pazar gününden itibaren savaşın ekseni değişti. İran artık sadece askeri hedefleri değil, Körfez’den Akdeniz’e uzanan petrol ve gaz damarını vuruyor. Tankerlerin isabet alması, limanlarda bekleyen LNG gemilerinin hedef haline gelmesi, kapatılan gaz sahaları, rafinerilerin devre dışı kalması ve üretimin aksamasıyla birlikte çatışma askeri bir kriz olmaktan çıkıp enerji savaşına dönüştü.
Kısacası İran, savaşın ekonomi bombasını devreye sokmuş durumda.
BİRİNCİ STRATEJİK DÜĞÜM
Bu stratejinin merkezi ise dünyanın en kritik boğazlarından biri olan Hürmüz Boğazı. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği bu dar su yolu küresel enerji sisteminin kalbi sayılıyor. İran Devrim Muhafızları fiilen geçişi durdurmuş durumda. Bölgede yüzlerce ham petrol ve LNG tankeri demirledi, sigorta maliyetleri fırladı, sevkiyat zinciri kırıldı.
Körfez ülkeleri teorik olarak Hürmüz’e alternatif güzergâhlara sahip olsa da kapasite gerçeği farklı bir tablo ortaya koyuyor. Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattı Körfez petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu terminaline taşıyabiliyor ancak mevcut yedek kapasite yalnızca yaklaşık 2,4 milyon varil seviyesinde. Üstelik Yanbu limanı Yemen’deki Husilerin füze ve İHA menzili içinde bulunuyor. Bir başka ifadeyle bypass hattı güvenli değil.
Birleşik Arap Emirlikleri ihracatının yaklaşık yarısını Fuceyre üzerinden Hürmüz’ü atlayarak gönderebilir durumda. Ancak günlük yaklaşık 1 milyon varil petrol yine Körfez’de sıkışmış kalıyor. Küresel piyasa açısından bu bile başlı başına arz şoku anlamına geliyor.
İKİNCİ STRATEJİK DÜĞÜM
Asıl kırılma ise enerji altyapısının doğrudan hedef alınmasıyla başladı. Suudi Arabistan’daki dünyanın en büyük tesislerinden biri olan ve günlük 500 bin varilden fazla kapasiteye sahip Ras Tanura rafinerisi vurularak geçici olarak devre dışı kaldı. Kuveyt’teki Ahmedi rafinerisi hasar aldı, üretim geçici olarak duruldu. Katar’da iki, BAE açıklarında bir enerji sahası hedef alındı. Bahreyn limanında ABD bayraklı bir tanker vuruldu ve daha birçok benzer saldırı düzenlendi. Bu arada İsrail de Doğu Akdeniz’deki Leviathan gaz sahasını kapattı, savaşın ilk günü Bazan petrol rafinerisinin üretimini de askıya almıştı.
Suudi Arabistan, İran, Irak, BAE, Kuveyt ve Katar’dan oluşan Körfez üretim havzası dünya petrolünün yaklaşık yüzde 25’ini, yani günde 20 milyon varilden fazlasını sağlıyor. Bu üretim merkezlerinin ateş altında kalması artık piyasa değil sistem riski yaratıyor. Dolayısıyla mesele petrol fiyatının artması değil, enerji akışının güvenilirliğinin çökmesi.
ZİNCİRLEME KRİZ TAMLAMASI
Analistler Brent petrolün kısa sürede 100 doların üzerine çıkabileceğini, Körfez ihracatının ciddi biçimde kesilmesi halinde fiyatların 120 hatta 130 dolar bandına tırmanabileceğini belirtiyor. Bu seviyeler modern küresel ekonomi için yalnızca pahalı enerji anlamına gelmiyor, zincirleme ekonomik şok demek.
Enerji fiyatlarındaki sıçrama doğrudan dünya çapında benzin ve elektrik maliyetlerini artıracak. Petrol ithalatçısı ekonomilerde enflasyon yeniden kontrolden çıkabilir. Büyük tüketici ülkelerin stratejik petrol rezervlerini piyasaya sürmesi gündeme gelebilir. Ancak rezerv kullanımı kriz çözmez, yalnızca zaman satın alır.
TRUMP İÇİN KABUS SENARYOSU
Savaşın siyasi etkileri ise en az ekonomik sonuçları kadar ağır görünüyor. Petrolün 120 dolar seviyesine yükselmesi Donald Trump açısından tam anlamıyla bir kabus senaryosu anlamına geliyor. ABD’nin 2026 ekonomik planlaması yaklaşık 60 dolar petrol varsayımı üzerine kurulu. Petrol pazartesi açılışta varil başına 83 doları gördü. Fiyatların iki katına çıkması ise Washington’ı Stratejik Petrol Rezervi’ni açmaya zorlayabilir. Bu da ara seçim atmosferine giren ABD’de ekonomik güven anlatısını zedeleyebilir ve Kongre dengelerini değiştirebilecek bir siyasi risk yaratabilir.
AVRUPA YİNE İKİ BİR ATTI
Avrupa cephesinde tablo daha da karmaşık. Rus enerji sisteminden koparıldıktan sonra Avrupa petrol ve gazda ABD, Norveç ve Kazakistan’a daha bağımlı hale geldi. Suudi Arabistan ve Irak ise tamamlayıcı tedarikçi konumunda. Körfez arzının kesintiye uğraması Avrupa’da enflasyonu yeniden yükseltebilir, büyümeyi daha da yavaşlatabilir ve Washington merkezli enerji bağımlılığının ucu tamamen kaçabilir.
EŞİK YAKLAŞIYOR
İran’ın yaptığı hamlenin stratejik anlamı burada ortaya çıkıyor: Tahran savaşın maliyetini küreselleştiriyor. Enerji akışını hedef alarak çatışmayı bölgesel bir askeri krizden küresel ekonomik krize dönüştürüyor. Başka bir ifadeyle İran, savaş alanını cepheden piyasaya taşıdı.
Petrol arzı düşerse ya da akışı kesilirse savaş yalnızca cephede değil, dünyanın her başkentinde hissedilir. Şu anda Batı Asya’da yaşanan tam olarak bu eşiğe yaklaşmış görünüyor. Askeri çatışma artık petrol rejimlerini sarsan, finans piyasalarını kilitleyen ve küresel ekonomik felç riskini büyüten yeni bir aşamaya girmiş durumda.

- İran savaşı piyasa cephesine taşıyor: İsrail’den Suudi Arabistan’a yangın
- Vatan Partisi İstanbul İl Başkanlığı: “İran’a saldırı Türkiye’ye saldırıdır”
- Kılıçdaroğlu, İran’a yönelik Amerikan ve İsrail saldırganlığını sert sözlerle hedef aldı
- Bilimi rehber edinmeyen Orta Çağ kafası
- Özel’in Burdur mitingine İran güzellemeleri ve yargı mensuplarına hakaretler damga vurdu

