
TÜİK’e göre, geçen yıl teşviklere karşın evlenmeler dibe vurdu, boşanmalar aldı başını gitti. Dr. Ali Emre Şevik, ‘Anlık bir sorun olmanın çok ötesinde, neoliberal politikaların en az üç kuşaktır neden olduğu birikimin sonucunu yaşıyoruz.’ dedi.
Z. RUHSAR ŞENOĞLU
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2025 evlenme ve boşanma istatistiklerine göre geçen yıl her üç evlilikten biri evliliğin ilk beş yılında, her beş evlilikten biri ise evliliğin ilk 6-10 yılı içinde boşanmayla sonra erdi. Bin kişi başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı Türkiye genelinde binde 2,26 oldu.
Evlenen çiftlerin sayısı 2024 yılında yaklaşık 570 binken geçen yıl 552 bin dolayına geriledi. Ortalama ilk evlenme yaşı aynı yıl erkeklerde 28,5’e, kadınlarda 26’ya yükseldi.
Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Dr. Ali Emre Şevik, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

| – Evlenmeler azalırken boşanma davranışlarının artması, bu ikisinin ortak bir nedene bağlı olmasından mı kaynaklanıyor? |
Ortak bir nedene bağlayabiliriz. Farkında olunması ve akılda tutulması gereken şey; dönüşüm veya değişim, tarihsel süreçte sosyal yapıların hepsinde ve her dönemde var. Var olmaya da devam edecek. Esasen toplumu tehdit etmesinden ziyade, bu durumun önemi, bireylerin mutsuz-tatminsiz yaşamlar sürüp, göçüp gitmeleri.
BU ‘YENİ GERÇEKLİK’ DEĞİL!
Şu an içinde bulunduğumuz durum sorunlu bir durum mudur? Evet! Aynı Roma İmparatorluğu’nun son döneminde artan maddi birikim ve Roma vatandaşı kadınların -yani özgür bireylerin- evliliklerinde tek çocuk yapmayı tercih etmeleri gibi, benzer bir durumu şu an biz global ölçekte, tüm insanlık olarak yaşantılıyoruz. Ülkemizde de çok boyutlu ele alırsak, hem azalan-yok olan gerçek sosyal bağların -hem yatay hem dikey düzlemde- hem de maruziyetinden kaçınılamayan sosyal medyanın gerçek olmayan sanal etki ve çıktılarıyla, bizim toplumumuzda da görüyoruz, yaşıyoruz.
Bu durumun üstesinden gelmemizde hem bireyler olarak hem de toplum olarak, mevcut yeni duruma hızlı adapte olma becerimizi koruyup koruyamadığımız sorusu temel alınarak, ilk bakışta yanıtlanmaya çalışılabilir. Bu durum adapte olunması gereken yeni gerçeklik gibi ele alınırsa ki refah düzeyi yüksek topluluklar, kanımca hatalı olan bu yaklaşımın neden olduğu toplumsal yanılsamaya düşmüş ve çıkmaya çabalarken, bizler de düşebiliriz.
ALIŞILAGELEN ORTAM BOZULDU

Boşanma davranışları ve evlenme davranışlarının dönüşümü ve buna neden olan sosyal faktörler nedir diye sorulduğunda, açıklama kısmı esasen, mevcut içine düşülen durumu rasyonalize etme çabası olarak yanıltıcı oluyor. Buna benzer bir sosyal referansla yaklaşıldığında ‘woke culture’ diye isimlendirilen bir tanımlama doğmuş durumda, hatta bunun toplumlara dayatılmasının olumsuz sonuçları da yaşantılanıyor farklı toplumlarda. Ama temel anlamda, bir psikiyatrist gözüyle baktığımda, boşananların ya da mevcut evliliklerin ülkemizdeki durumu, tek kuşağın hızlı bir dönüşümle yüz yüze kaldığı anlık bir sorun olmanın çok ötesinde, özellikle 1980 sonrası ülkeye dayatılan neoliberal politikaların en az üç kuşaktır neden olduğu bir birikim gibi görünüyor. Bizden öncekiler, bizler, bizden sonrakiler bu sorunlu ortam ve etkileşimlere maruz kalagelmiş kuşaklarız, sadece neticeyi yaşıyoruz.
| – Sorunlu ailelerden mi söz ediyoruz? |
Sorunlu aileler de demeyelim, ideal, alışılagelen ortamın bozulmuş olmasının getirdiği bir sürecin nihai sonu diyelim.
KÜRESEL ÖLÇEKTE İLK
| – Evliliğe karşı bir tavır mı bu? |
Doğru. Ama bir taraftan da mevcut evliliklere baktıklarında, ‘Bunlar mutlu değiller, tartışıyorlar, iki üç yıl sonra boşanıyorlar.’ diyor. Evli olmayanlar veya bir evlilik kararını ertelemiş olanlar da mevcut durumlarını rasyonalize eder ve reklamını yapar şekilde ‘Bekârlık sultanlıktır!’ diyor. Bunlar eski sözler. Bu, bizim içinde bulunduğumuz döneme özgü, salt bizim kuşak olarak yaşadığımız ve maruz kaldığımız bir şey değil, insanlık dönemsel olarak bu tarz sorunlar yaşamıştı. Ama global ölçekte dünya ölçeğinde belki bu ilk oluyor. Bunun arkasına güncel teknolojik etkenler de eklenmiş durumda. Ama yaşadığımız şeyin temelinin ‘insan’ olgusuna dayanmasından ötürü çözümü de orada bulabileceğimizi düşünüyorum.
SANAL BİR İYİLİK HALİ ARZUSU
‘Hayatımı yaşıyorum!’, ‘Bekârlık sultanlıktır!’ gibi eski söylemlere sığınan, evlenmeyi ertelemiş ve kendince gününü iyi geçirdiğini düşünerek durumunu rasyonalize eden, bir taraftan da antidepresanını alıp terapistine giderken, kendi benlik bütünlüğünü korumak için bulunduğu durumun reklamını yapan kişi, yeni evli genç çiftler için de ‘Ben buna niye katlanıyorum? Bu sorunlara neden göğüs geriyorum? Tek başıma olsam, ben de şu arkadaşımın yaptığı gibi özgür yaşardım, istediğim harcamayı yapardım, istediğim yere istediğim zaman giderdim.’ filan gibi sanal bir iyilik hali arzusuna, arayışına düşüyor. Bu da kaçınılmaz olarak evlilik gibi karşılıklı ilgi, anlayış ve diyalogda süreklilik gerektiren yoğun bir sosyal etkileşimde, karşı tarafı tolere etme seviyesinin düşmesine sebep oluyor. Boşanmaların ve evlenmekten kaçınmanın ikisinin birbirleriyle olan iç içeliği bu şekilde özetlenebilir.
DOĞAL DEĞİL!
İlk bakışta bu durum bireylerin gönüllü hatta istemli tercihleri ve kendiliğinden oluşmuş bir durum gibi algılanabilse de değil! Bunun doğal bir gerçeklik olarak kabul görmesi, işte mesela şimdi sizinle ele alırken de sanki doğal bir gerçekliği analiz etmeye çalışıyor gibiyiz, buradaki yaklaşımımızda bile ufak bir sorun var. Çünkü bu durum doğal olarak oluşmuş bir durum değil.
Geçen 40 yıl içerisinde Türkiye, Türk toplumu, kendi kendisini yönetme, kendisi için plan yapabilme durumundan uzaklaştı, uzaklaştırıldı.

| YEMEK EVDE PİŞMEZSE… “Küresel ölçekte de neoliberal politikalar, Batı da dahil olmak üzere orta sınıfı eritti. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki düzenlemeler, ilk dönemde kazanan tarafların halkında yalancı bir refah algısının orta sınıfta oluşmasına sebep oldu ve böyle bir yalancı mutluluk çağı başladı. Bunun popülasyon büyümesine yansımasına ‘Baby Boomers’ dediler. Evlenen, çok çocuk yapan mutlu aile orta sınıf yapısı, şu an Batı’da da çökmüş durumda. Bir taraftan da günümüzde olup bitenin günah keçisi dahi ilan edilmiş durumda bu kitle. Bu ortamın oluşmasını sağlayan, merkezi gücü elinde tutanların kapital hırsı bitmedi ve orta sınıfın birikimleri de onların artık iştahını kabartan bir şeye dönüştü. Bugün, yavaş yavaş ilerleyen bu sürecin, ekonomi politik yaklaşımın toplumlara pompalanan sosyal sonucu, bireyselleştirmedir, bireyi tüketici nesne haline dönüştürmektir. “Birey tüketici olursa yemeğin evde pişme olasılığı azalır, dışarıdan sipariş eder, tüketimin şekli dönüşür. Her birey ayrı bir evde oturursa, kira rantı yükselir. İki yetişkinin tuttuğu evin kira getirisi iki çocuklu bir çekirdek ailenin tuttuğundan fazladır. Kapitali elinde tutan kesim, bunu halka dayattı. Ülkemizde de 1+1, 1+0 daireler moda hale getirildi. Birlikte yaşama ortamını zaten siz maddi çıkara kurban ettiniz; bu merkezi bir düzenlemenin yokluğunun en güzel göstergesi.” |
| ÖZGÜR DEĞİL GÖNÜLLÜ KÖLELER “Orta sınıfın ekonomik gücünün erimesi ile beraber, ‘Ekonomi kötü, kendime bakamıyorum ki çocuk sahibi olayım, aile kurayım!’ gibi bir maddi zemin oluştu. Bir başka neden, sosyal medyada maruz kalınan ‘Herkes herkesi aldatıyor, herkes herkesle birlikte olur, bu doğal bir şeydir!’ gibi farklı yaşam tarzları normalize edilerek, hatta olması gereken buymuşçasına kitleye empoze edildi. “Bütün bunlar, ortaya çıkan durumun sonuçlarını rasyonalize etme çabasıdır. Orayı tartışırsak eğer yani ‘Günümüzde efendim ekonomik durum kötü, anne baba adayı iki kişi birden çalışmak zorunda bırakılmış durumda, bu iki kişi evlendiğinde çocuklarına bakamayacaklarsa niye evlensin, çocuk yapsınlar?’ gibi haklı bir soruyla karşılaşıyoruz. Bu soru, temelde suni olarak oluşturulmuş bir durumun, bir ortamın bize dayattığı bir soru. Bunun çözümü, bu sorunun oluşumuna engel olacak tavır ve davranışların takınılması ve bilinçli bir hareket yönünün, bireyler ve toplumlarca tercihiyle mümkün. Bunu sağlayacak da bilinçli ve örgütlü halk kitlesidir. “Sonuca, yani şu an görünür duruma iyi niyetle çözüm üretmeye çalışanlar, insanları bir şeylere zorlayan, adeta faşizan bir söylemle çıkıp ‘Herkes evlensin, hemen çocuk da yapın’ filan diye atıp tutan, özgürlükleri sınırlayan bireylere dönüşebiliyor. Bunun örneğini Amerika’da ‘woke culture’ denen yapıya karşı çıkanların aşırı muhafazakâr ilan edilmesinde görebiliriz. Oradaki gençlerin ve toplumun, orta sınıfın nasıl her anlamda sömürüldüğünü ve esasen gönüllü köleler haline getirildiğini dışarıdan, sanki kendimiz bu döngünün dışındaymış gibi izleme lüksüne sahip olduğumuz bir teknoloji çağındayız. “Yani neyin iyi neyin kötü olduğu da aracın nasıl kullanıldığıyla ilişkili, her zaman olduğu gibi. Biz bu birikimi toplumumuza ve gençlere, evlenme çağında olan, evli olan kişilere aktarmak gibi bir misyonu üstlensek, belki daha hedefe dönük, olumlu sonuç ve kazanımlara ulaşabiliriz.” Woke kültürü, mahkûm eder, damgalar Terimin kökeni 1930’lu yıllara kadar gidiyor. ABD’de başta ırkçılık olmak üzere toplumdaki yaygın sosyal adaletsizliklerin farkında olanları ifade etmek için İngilizce ‘uyanık’ anlamına gelen ‘awake’ sözcüğünden türemiştir. 21. yüzyılda terimin anlamı genişlemeye ve tüm dünyaya yayılmaya başladı. İnternetle birlikte terim ABD sınırların aştı, LGBT sorunları, feminizm, göç, iklim değişikliği ve marjinalleştirilmiş topluluklar gibi çok çeşitli toplumsal hareketler için kullanılmaya başlandı. |

| WOKE KÜLTÜRÜ, İFŞA EDER, DAMGALAR Terimin kökeni 1930’lu yıllara kadar gidiyor. ABD’de başta ırkçılık olmak üzere toplumdaki yaygın sosyal adaletsizliklerin farkında olanları ifade etmek için İngilizce ‘uyanık’ anlamına gelen ‘awake’ sözcüğünden türemiştir. 21. yüzyılda terimin anlamı genişlemeye ve tüm dünyaya yayılmaya başladı. İnternetle birlikte terim ABD sınırların aştı, LGBT sorunları, feminizm, göç, iklim değişikliği ve marjinalleştirilmiş topluluklar gibi çok çeşitli toplumsal hareketler için kullanılmaya başlandı. İFŞA EDER DIŞLAR Bu hareket sosyal medya aracılığıyla uygulanan çağrı kültürü (ifşa etme, hedef gösterme, sorumlu tutma) ve iptal kültürü (dışlama, itibar kaybettirme) ile dikkat çeker. LGBT bireylerinin daha görünür olmasını, dili ve kültürü radikal bir şekilde değiştirmeyi hedefler. İslamofobiktir. Sözde ‘eşitsizliğe’ karşı olan hareket, ekonomik sömürü gibi eşitsizlikleri görmezden gelir. Hakaret etmekten, insanları ya da değerlerini aşağılamaktan kaçınmaz. OTOSANSÜRE YOL AÇAR İptal kültürü, suçlanan kişinin kendisini yeterince savunma fırsatı olmaksızın yalnızca iddialara dayanarak, yanlış ya da yetersiz delillerle mahkûm edebilir. İptal kültürü unutulma ve affedilme hakkını ihlal eder. Sosyal medyada bir kişi alenen hedef gösterildiği zaman bilgiler süresiz olarak erişilebilir kalır ve kişi kalıcı olarak damgalanır. DÜŞÜNCE ÇEŞİTLİLİĞİNİ KURUTUR İfade özgürlüğünün önünde önemli bir engeldir. İptal edilme korkusu, bireylerin tartışmaktan, fikirlerini paylaşmaktan kaçınmaya, otosansüre yol açar. Akademisyenlere ve sanatçılara belirli ideolojik standartlara uymaları için baskı yapar, sanatsal ve entelektüel özgürlüğü kısıtlar. Bu da toplumsal ve entelektüel gelişmeyi yavaşlatır, düşünce çeşitliliğini kurutur. Radikal bir harekettir, bunu sorgulamayı kapatır, kişi kendini hep haklı görür, eleştirileri es geçer ve ılımlı takipçileri uzaklaştırır. Woke kültürünün radikalliğinin en önemli göstergelerinden biri toplumsal uzlaşıya ve demokratik tartışmalara önem vermemeleridir. |
KAYNAK: AYDINLIK

- Neoliberalizm yuva yıkıyor
- CKD’mizin 11. Kurultayını coşkuyla tamamladık
- PKK’nın nevroz serhildanı
- Üçüncü Dünya Savaşı’nın Jeopolitiği
- MAKÜ’den gıdada tam bağımsız Türkiye hedefi

