Sermaye çağının sevgisi

Goriot Baba, Balzac’ın en keskin gözlemlerinden birin taşıyan roman

Goriot Baba, 1830’lara tekabül eden 19. yüzyıl Restorasyon Paris’inin “altın kaplı” çürümüşlüğünü anlatırken, aslında modern insanın kalbine saplanmış en acımasız çiviyi gösteriyor: para ile sevgi arasındaki çözümsüz gerilim.

Goriot Baba’nın trajedisi yüzeysel olarak basit görünebilir;

Kızlarını delicesine seven,

Bütün servetini onların sosyetedeki yerini korumak için harcayan,

Sonunda da bir pansiyon odasında yalnız başına ölen bir baba.

Ama Balzac burada çok daha derin bir şey yapıyor.

Goriot’nun sevgisi saf, koşulsuz ve neredeyse ruhani bir fedakârlık boyutunda; fakat tam da bu saflık, dönemin (ve bizim) para merkezli gerçekliğinde tamamen işlevsiz ve hatta gülünç hale geliyor. Kızları Delphine ve Anastasie, babalarının sevgisini yalnızca nakit akışının devamı olarak algılıyor. Sevgi onlar için bir duygu değil; bir ödeme yöntemi. Bu noktada roman, 1830’ların Paris’inden günümüze uzanan evrensel bir teşhis koyuyor: Sevgi, para olmadan sürdürülemez hale geliyor; yani parasız saadet olmaz paradoksu…

Para, sevgiyi satın alınabilir bir meta haline indirgiyor; 

En derin baba sevgisi bile, eğer maddi karşılık üretmiyorsa, değersizleşiyor.

Eugène de Rastignac’ın (Yucin dı rastignık) hikâyesi ise bu teşhisin diğer yüzü. Genç adam Paris’e geldiğinde hâlâ idealist bir taşralı; ama Vautrin’in “para her şeydir, erdem paradır” vaazı, Goriot’nun acıklı sonu ve sosyetenin soğuk cazibesi arasında sıkışıp kalıyor. Rastignac’ın sonunda mezarlığa bakıp “Şimdi sıra sende, zavallı dünya!” diye haykırışı, aslında modern bireyin teslimiyet çığlığıdır.  Sevgi ile para arasında bir seçim yapmak zorunda kalındığında, çoğu insan parayı seçiyor ya da daha doğrusu, para seçim kendiliğinden dayatıyor.

Balzac burada romantik sevgiyi değil, sermaye çağının sevgisini anlatıyor.

Günümüzün “ilişki ekonomisi”,

“Yatırım değer taşıyan partner”,

“Maddi güvence olmadan aşk olmaz” söylemler, Goriot Baba’nın kızlarının 200 yıl önceki tavrından çok da farklı değil.

Sosyal medyada sergilenen ilişkiler,

Sponsorluklar,

“Glow-up” (parlamak, yükselmek) için yapılan evlilikler…

Hepsi aynı mantığın devamı: Sevgi, prestij ve maddi yükselişin aracı haline geliyor.

Romanın en acı veren yanı da Goriot’nun sevgisinin yanlış değ l, sadece çağ dışı olması. O çağda (ve bizim çağımızda) ayakta kalabilmek için sevginin de bir maliyet-fayda hesabı yapılması gerekiyor. Hesap yapmayan sevgi ise — tıpkı Goriot gibi — önce alay konusu, sonra unutulmuş, en sonunda da ölüme terk edilmiş oluyor.

Kısacası, Goriot Baba bize şunu söylüyor:

19. yüzyıl Par s’ yalnızca bir dekor değil.

O, modern insanın ruhunun ilk büyük laboratuvarı.

Ve o laboratuvarda yapılan en kesin deney şudur:

Para sevgiyi yener.

Ama kazanan, asla mutlu olmaz.

Bu yüzden Balzac’ın romanı hâlâ bu kadar yakıcı geliyor. Çünkü o, sadece Restorasyon dönem sosyetesini değil; kredi kartı limitleri arasında aşk yaşamaya çalışan, “güvenilir gelir” beklentisiyle evlenen, yalnızlığını parayla örtmeye çalışan bugünün bizler n anlatıyor.

Goriot Baba ölmüyor; Sadece sürekli başka isimler, başka yüzler ve başka kredi borçlarıyla yeniden doğuyor.

—-

Kitap önerisi

Goriot Baba/ Balzac

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir