
“Sözünü taşa geçiren”, “şairler şahı”, “söz ilahı” Firdevsi’nin firavunları dize getiren torunları
Görüşmeler sürerken 28 Şubat’ta aniden saldırdılar İran’a.
İran, önceki tecrübelerinden İsrail’in siyonist alçaklığının ve ABD’nin emperyalist zalimliğinin güvenilmezliğini ve kalleşliğini bildiğinden hazırlıklı ve eller tetikteydi.
Emperyalist ve siyonist haramiler, öncelikle İran’ın önderliğine saldırdı.
Önde gelen devlet adamlarını katlederek rejimi çökertmeyi, ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi amaçladılar.
Ülkede uyuyan hücreler halinde örgütledikleri ajanlarını harekete geçirdiler.
Bizzat Trump’ın söylediği gibi silahlar dağıttılar; isyan çıkarmaya çalıştılar.
Ancak emperyalist ve siyonist çabalar tam tersi sonuç verdi;
İran halkı, muhalifleriyle birlikte tüm halk devletinin çevresinde kenetlendi.
Ardından ülkeyi bombalamaya başladılar.
İlkokul çocuklarını sınıflarındayken bombalayarak yüzlerce öğrenciyi katlettiler.
Karşılığında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dağların altına konuşlandırdığı füze varlığını küçükten büyüğe doğru konuşturmaya başladı. Orta Doğu ülkelerindeki ABD üsleri, filoları, elçilikleri, tüm tesisleri yerle bir edilmeye başlandı. İsrail kentleri geceleri İran füzeleri sayesinde ışıl ışıl yanmaya başladı. Savaş ayını doldurduğunda emperyalist ve siyonist zalimler İran’ın beklenmedik direnişi karşısındaki şaşkınlıklarını artık gizleyemez oldular.
İran, Atlantik dünyasını köşeye sıkıştıracak olan kozunu oynadı;
Dünya petrol tüketiminin yüzde 20’ini karşılayan Hürmüz’ü kapattı.
Dünya petrol fiyatları 100 doları hızla aştı.
Enerji fiyatları ve enflasyon kontrol edilemez hale geldi.
Trump çaresizliğinin aczi içinde sergilediği ipe sapa gelmez açıklamalarıyla dünya milletlerinin alay konusu oldu.
Stratejik su yolunun anahtarı artık İran’ın elindeydi.
Hürmüz, 21. yüzyılın Çanakkale’si işlevi görmeye başladı.
Amerikan emperyalizmi ve özellikle siyonist İsrail canavarlığı milletlerarası camiada tamamen tecrit oldu. Çöken Atlantik dünyası içindeki çelişkiler derinleşti. ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar arttı. Müttefikler arası ipler kopma noktasına kadar gerildi.
Gerilese de dünyanın en saldırgan ve kuvvetli haydudu olan ABD ve Orta Doğu’daki çıkarlarının aparatı İsrail karşısında İran devleti ve milleti bu başarıyı nasıl gerçekleştirdi?
İran-ABD/İsrail savaşı özünde bir Avrasya-Atlantik savaşıdır.
Basın dünyasında Netanyahu’nun ABD ve Trump’ı kışkırtarak İran’a karşı savaşa çektiği söylenir ama bu gerçeği tepetaklak eden teze kulak asmayın. İran savaşı, ABD’nin, dünya liderliği konusunda kendisini hızla geçen Çin’i çevreleme savaşıdır. Çin’in enerji damarlarını kesme amaçlıdır.
İtalyan düşünürü Gramsci’nin, “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor. Şimdi canavarlar zamanı.” şeklindeki ifadesinin ete kemiğe büründüğü durum yani.
Temel hedefleri rejim değişikliği idi.
Rejimi değiştirdiler ama istedikleri doğrultuda değil;
Daha sert, daha uzlaşmaz, daha genç, daha dinamik bir rejim inşa edildi.
İran’ın nükleer kapasitesi tasfiye etmeyi amaçlamışlardı.
Esas olarak İran nükleer kapasitesini ve zenginleştirilmiş uranyum varlığını muhafaza etmeyi sürdürdü.
Uzun menzilli balistik füze kabiliyetinin tasfiyesine de ulaşılamamış;
İran dağların altına inşa ettiği füze kentlerinden bombalamayı sürdürmüştür.
Savaşın daha başından liderin yanında üst düzey komutanlar katledilerek komuta kademesi çökertilmek istenmiş;
Ancak şehit edilen her komutanın yerine yenisi anında getirilmiş,
Komuta kademesi varlığını sürdürmüştür.
İsrail, en yetkili ağızlarından Türkiye’nin, kendileri için İran’dan daha tehlikeli olduğunu açıklayıp durdu. “Öncelikli hedefimizdir” dediler. İran ile Türkiye’nin jeopolitik güvenlik denklemi arasında diyalektik bir bağın farkındaydılar. Türkiye’nin güvenliğinin İran’dan başladığını biliyorlardı. Bu nedenle önce İran’a saldırıp onu etkisiz hale getirerek Türkiye’yi yalnızlaştırma amacını güttüler.
Ancak bu hedeflerine de ulaşamadılar.
Trump, İran’ın direnişi karşısında çılgına döndü.
Her gün birbirini tutmaz, üst perdeden açıklamalar yapıp durdu.
Süresini sürekli uzattığı ültimatom süreleri verdi.
Durmadan zafer kazandıklarını ilan etti.
Trump, ateşkes teklifleri gönderip durdu.
“Sözünü taşa geçiren”, “şairler şahı”, “söz ilahı” Firdevsi’nin firavunları dize getiren torunları
Direnen şartı da koymaktadır.
İran “savaşı biz bitiririz, ama istediğimiz zamanda” dedi.
Sonunda ateşkes için 9 şart ileri sürdü
Savaşın 39. Gününde İran’ın şartlarının kabul edilmesi üzerine ateşkes sağlandı.
İran, “Direndik ve şart koyduk.” dedi.
Trump ise aynı ateşkesi “güçten gelen diplomasi” diye böbürlendi.
Ancak askeri kapasitesini koruyabilen, caydırıcılığını konsolide eden İran, “diplomatik zeminde koşul dayatabilen taraf” haline gelmiştir.
Temelinde vatanseverlik ve halk-ordu birliği ile Avrasya dayanışması var.
Deneyimli gazeteci İsmet Özçelik, İran’ın başarısının sırrını uzman komutanlara ve uzmanlara sormuş. Aldığı cevap bizim de saptamalarımızla aynı doğrultuda.
“İŞİN SIRRI
Bunu uzmanlara, emekli generallere sordum.
Hepsi gelişmeleri yakından izliyor.
İran’ın direnişi…
Halk-Ordu birliği…
Bağımsızlığa olan inanç…
Bunlar elbette işin esası.
Ama İran’ın elindeki silahlar…
Bu kadar başarının sırrı ne?
Doç. Dr. Mehmet Perinçek…
‘İran’ın elindeki silahlar…
Amerikan silahları olsaydı…
F-35, F-15, F-16 savaş uçaklarıyla…
Patriot’larla savaşsaydı…
Bu savaşı kazanamazdı.
İran’ın zaferi…
ABD’den bağımsız silahların başarısı.’ dedi.
Emekli Tümamiral Deniz Kutluk.
Konusunda en uzman isimlerden.
‘İran’ın elinde Amerikan silahları olsaydı.
Amerika onları kilitlerdi.
Hiçbir işe yaramazdı.’ yanıtını verdi -Özçelik
İran halkının, Batı’nın anlamadığı tarihten gelen vatanseverlik ruhu, Firdevsi’nin çekiçle örs arasına koyarak dövdüğü ve çeliğine su verdiği şu ruhla hareket etti:
| “…Olmayacaksa İran olmasın benim için ten, Kalmasın bu topraklarda bir canlı ten. Vatanımız ve çocuklarımız uğruna, Namusumuz, küçük çocuklarımız ve yakınlarımız uğruna, Vatanımızı düşmana teslim etmekten, Daha iyidir hep birlikte gitmemiz ölüme. Olmayacaksa İran, bana lazım değil bu can.” |
İşte İran ve halkını, emperyalist ve siyonist zalimlerin karşısında yenilmez kılan ve zafere götüren bu ruhtur; vatanı için “ten”inden vazgeçen milyonlarca Firdevsi’dir bunu sağlayan.
47 yıllık mesele,
Son altı ayda iki ciddi savaş…
İran’ın direnişi karşısında feleğini şaşıran Trump ateşkes istedi,
Ve İran’ın görüşmelere temel olmak üzere ileri sürdüğü 10 şartı görüşmeyi kabul etti.
Buraya nasıl gelindi yukarıda anlattık.
Bir de İsmet Özçelik’in ifadeleriyle tekrarlayalım:
“ABD her alanda zora girdi.
Haksızlığı tüm dünyada kabul gördü.
Bölgedeki üsleri yerle bir oldu.
Atlantik ittifakı dağıldı.
Avrupa ‘bu bizim savaşımız değil’ dedi.
Türkiye’ye füze tuzakları tutmadı.
Amerika’da Trump’ın ekibi…
Birbirine düştü.
İstifalar, görevden almalar…
Halk desteği hızla eridi.
Körfez ülkeleri…
Amerika’ya güven yerlerde.
Savaş gemileri kaçtı.
Uçakları peş peşe düşmeye başladı.
İSFAHAN OPERASYONU
En son İsfahan operasyonu…
Kırılma yarattı.
‘Pilot kurtarma’ diye pazarlandı.
Ama tüm dünya gerçeği öğrendi.
Nükleer tesise sızma girişimi…
Tam anlamıyla fiyasko ile sonuçlandı.
Ateşkes ve görüşmeler…
Bu koşullarda gündeme geldi.
İran masaya ‘galip’ olarak oturdu.
Sonucu belirleyecek olan da bu…”
Birinci tur görüşmeler bölge şartlarına uyumlu olmayan aşırı ABD talepleri karşısında başarısızlıkla sonuçlandı.
Tabii ki tereyağından kıl çekercesine sonuçlanacak değil.
İran eller tetikçe bekliyor.
Savaşa devam ederiz anlayışında.
Eğer İsrail ve ABD barış isteklerinde samimi iseler görüşmeler devam eder.,
Ancak soykırımcı bebek katili Netanyahu savaşa devam edeceğini açıkladı.
Bekleyip göreceğiz.
Ancak İran’ın sağlam dayanakları var.
Dize getirilemez.

- “Sözünü taşa geçiren” Firdevsi’nin torunlarının muhteşem zaferi
- Burdur’da tritikalenin geleceği masaya yatırıldı
- Kazakistan’da Türk Üniversiteleri Fuarına MAKÜ damgası
- Burdur’da skandal diyaliz olayı aydınlandı: Hastalara antifrizli su verilmiş!
- CKD Konyaaltı aylık üye toplantısında ABD’nin Minab katliamı lanetlendi

