
Doç. Dr. Mehmet Perinçek/ Kıtalararası
ABD, İran’a karşı giriştiği savaşta beklemediği bir stratejik tabloyla karşı karşıya kaldı. Washington’ın planı çatışmayı İran ile İsrail-ABD askeri gücü arasında sınırlı bir cepheye hapsetmekti. Ancak Tahran bu çerçeveyi reddetti. Savaşı Batı Asya’daki Amerikan üslerinden Körfez’in enerji damarlarına kadar genişletti. Bu hamle askeri denklemi olduğu kadar siyasi hedefleri de sarstı. Asıl kırılma burada yaşanıyor: Washington’ın örtük biçimde dillendirdiği “rejim değişikliği” senaryosu fiilen rafa kalktı.
KARŞI DEVRİMCİLER VE GEÇİCİ KONSEY
Washington’ın geri adımı pazartesi ve salı günü gelen üç üst düzey açıklamayla netleşti. Trump pazartesi akşamı savaşın hedeflerini sıralarken gazetecilerin sabırsızlıkla beklediği “rejim değişikliği” ifadesini bilinçli biçimde kullanmadı. Bunun yerine balistik füze ve nükleer program gibi askeri hedeflerden bahsetti ve hükümet değişikliği için topu İran halkına attı. Bu söylem değişimi, operasyonun siyasi çerçevesinin daraltıldığını gösterdi.
ABD ve İsrail hattı, İran Lideri Ayetullah Hamaney ile üst düzey askeri isimlere yönelik suikastların ülke içinde karşı devrimci bir dalga yaratmasını bekliyordu. Hesap şuydu: Liderlik boşluğu oluşacak, sokak yeniden hareketlenecek ve sistem içeriden çözülecekti. Ancak tablo tersine döndü. İran’da her gece meydanlar doldu. Sokak, dağılmak yerine konsolide oldu. Tahran’da ise hızla Geçici Liderlik Konseyi kuruldu ve bir yol haritası açıklandı. Konsey bu yol haritasının “bizzat Yüce Lider tarafından oluşturulduğunu” ilan ederek devlet devamlılığı mesajı verdi.
TEREYAĞINDAN KIL ÇEKEMEDİ
Trump’ın pazar akşamı yaptığı açıklama ise ayrı bir itiraf niteliğindeydi. İran’ın Batı Asya’daki Amerikan müttefiklerine saldırmasının kendisini şaşırttığını söyledi ve daha fazla askeri kayıp verileceğini kabul etti. ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM pazartesi günkü güncellemesinde çatışmanın başından bu yana altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini, 18 askerin durumunun ağır olduğunu duyurdu. Ayrıca Kuveyt’te üç F-15 savaş uçağının kaybedildiği açıklandı. Bu kayıplar, operasyonun planlandığı gibi “cerrahi” ilerlemediğini ortaya koydu.
İran Devrim Muhafızları pazar günü ABD’ye ait uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün bulunduğu bölgeye dört balistik füze fırlatıldığını açıkladı. Bildiriye göre gemi görev sahasını terk etmek zorunda kaldı ve Hint Okyanusu’na yöneldi. Washington saldırıyı doğruladı ancak füzelerin uçak gemisine isabet etmediğini açıkladı. USS Lincoln’ün Hint Okyanusu’na çekildiği iddiasını ise ne doğruladı ne de yalanladı. Bu sessizlik, Amerikan deniz gücünün geri çekilmek zorunda kaldığı savını kuvvetlendirerek stratejik algıyı bozan diğer bir unsur oldu.
DARALAN HEDEFLER
Dışişleri Bakanı Rubio, Trump’tan birkaç saat sonra yaptığı açıklamada askeri önceliğin “rejimi devirmek” değil “tehdidi imha etmek” olduğunu vurguladı. İran’da rejim değişikliğinin operasyonun parçası olup olmadığı sorulduğunda, ABD’nin İran halkının hükümeti devirmesini “görmeyi çok isteyeceğini” ancak bunun mevcut harekatın resmi hedefi olmadığını söyledi. Rubio açık bir teknik çerçeve çizdi:
“Görevimiz ve odak noktamız füzelerin, üretim tesislerinin ve deniz yeteneklerinin imhasıdır.”
Bu ifade, siyasi mühendislikten askeri sınırlamaya geçiş anlamına geliyor.
DAHA KÖTÜ BİR DÜNYA MÜMKÜN
Savaş Bakanı Hegseth ise daha da ileri giderek “Bu bir rejim değişikliği savaşı değil.” dedi. Hamaney suikastıyla “rejimin zaten değiştiğini” savundu ve bu sözde değişikliğin “dünyayı daha iyi bir yer haline getirdiğini” iddia etti. Ancak bu söylem sahadaki gerçeklikle örtüşmedi. Çünkü aynı saatlerde Batı Asya’da enerji altyapısı vuruluyor, petrol ve doğal gaz fiyatları sert yükseliyor, küresel piyasalarda panik dalgası büyüyordu.
KAOS BÜYÜYECEK: “BURALARI TERK EDİN”
Bu bağlamda en çarpıcı gelişme ise ABD Dışişleri Bakanlığının tahliye çağrısı oldu. Bakanlık, İran’la yaşanan çatışmaların bölgesel kaosa dönüşmesi üzerine Türkiye hariç Batı Asya’nın tamamındaki Amerikan vatandaşlarına “derhal bölgeyi terk edin” çağrısında bulundu.
İran’ın misilleme saldırılarının doğrudan hedefi olmayan Mısır’ın da listeye eklenmesi dikkat çekti. Bu karar, Washington’ın çatışmanın coğrafi olarak daha da genişleyebileceğini ve tırmanışın süreceğini öngördüğünü gösteriyor.
Daha önce Katar, Ürdün, Irak, Bahreyn ve Kuveyt’te görev yapan “acil olmayan” Amerikan personelinin ve ailelerinin tahliyesi emredilmişti. Bu adımlar askeri operasyonun sınırlı tutulacağına dair resmi söylemle çelişiyor.
KONTROLLÜ HASAR STRATEJİSİ
Ortaya çıkan tablo, Washington’ın savaşı siyasi olarak daraltmaya çalışsa da askeri ve bölgesel gerçekliğin genişlediğini gösteriyor. İran çatışmayı cepheden enerji sistemine, deniz hatlarına ve Amerikan müttefik ağlarına yayarak maliyeti küreselleştiriyor. ABD ise hedef küçültüyor, söylemi geri çekiyor ve kriz yönetimine odaklanıyor.
Bu da savaşın ilk büyük stratejik sonucunu ortaya koyuyor: Rejim değişikliği hedefi yerini hasar kontrolüne bırakmış görünüyor. Ancak enerji piyasalarının sarsıldığı, Amerikan askeri kayıplarının arttığı ve tahliye çağrılarının yapıldığı bir ortamda hasar kontrolünün ne kadar mümkün olduğu sorusu hâlâ masada duruyor

- Washington’dan sert geri vites: İran’da rejim değişikliği mi, o da ne?
- TGB ve CKD’den Direnen İran’a Destek:
- Emekli yazıları6
- Vatan Partisi İncirlik Üssüne dayandı
- Sermaye çağının sevgisi

