15 Temmuz, devletimizin zincirlerini kırdığı andır

Milli Mücadele’nin getirdiği istiklal ve hürriyet, Atatürk’ün ölümünden sonra yavaş yavaş önce önemsenmemeye, ardından üzerinde titizlenilmemeye, sonra da ABD ve Batı’nın mor dolarlarının parıltısı karşısında gözden çıkarılmaya başlandı. İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben de NATO’ya girildi.

NATO, sözümona Sovyet Komünizminden bizi koruyacaktı.

Ama aslında NATO, Türkiye’yi, SSCB’nin yayılması karşısında Batı kapitalizminin sınır muhafızlığına atamıştı. ABD, egemenlik alanındaki ülkeleri NATO aracılığı ile idare ediyordu. NATO, bir ABD hegemonya aletiydi. 

ABD, NATO’ya giren ülkelerde “derin devlet” dedikleri “paralel yapılanma” örgütlüyordu. Buna zaman zaman “Gladyo”, “KontrGerilla”, “Süper NATO” vb. adları verildi. Yaygın olarak ise Gladyo dendi.

Türkiye’de ilk Gladyo eylemi, 6-7 Eylül olaylarıydı.

Son Gladyo olayı ise 15 Temmuz darbe kalkışması oldu.

Bu iki olay arasındaki 62 yıllık süreçte, suikastlarda nice canlar yandı.

Nice aydınlarımız, değerlerimiz şehit edildi.

Çarşılarımızda, pazarlarımızda patlayan bombalarla kollar bacaklar havada uçuştu.

Nice tertiplerde liderlerimiz, vatanseverlerimiz, devrimcilerimiz yıllarca hapishanelerde çürütüldü.

Gladyo ve ABD için sonun başlangıcı, demir dağları eritilerek Ergenekon’dan çıkış ve Silivri duvarlarının yıkılışıydı.

Zihninizdeki zaman tüneline girerek hatırlayınız…

2007-2008’lere doğru inin!

En büyük kumpas olayı olan Ergenekon, Ümraniye’de bir evin çatı katındaki bombaların bulunuşuyla başladı. Bu düzmece bir olaydı. Sonradan anlaşıldı ki, bombaları oraya FETÖ’cü-darbeci polisler koymuştu.

Ardından seri tutuklamalar başladı.

ABD’ye göre “hizadan çıkmış” TSK’nın vatansever -Atatürkçü komutanları bir bir tutuklandı.

Sonra devrimciler, ABD’ye boyun eğmeyen sivil vatanseverler ardardına tutuklandı.

Ergenekon ve Kumpas davaları başlar ve sürerken, muhalefet partilerinin liderleri bile “darbeciler yargılansın” diye fetva verirken, yavaş yavaş halkın mücadelesi de başladı.

2012-2013 yıllarının TGB, ADD ve İşçi Partisi (Vatan Partisi) önderliğindeki milyonların katıldığı kitle eylemlerini hatırlayın!

Yıllara yayılmış, gittikçe ivmelenerek 2014 yılına doğru doruğuna çıkan bu kitle eylemleri ABD’nin Ergenekon-Balyoz kumpaslarını kırdı. Silivri duvarlarını yıkarak devrimcilerin ve vatansever- Atatürkçü komutanların kurtulmasını sağladı.

2014 yılından Türkiye’de yeni bir durum ortaya çıktı, yeni bir süreç başladı.

Bu süreçte siyasi iktidar partisi sarsıldı. İçindeki en önemli klikler arası iktidar mücadelesi şiddetlendi ve birkaç yıl içinde zirveye tırmandı. Fethullahçı kanat iktidarı tek başına talep etti. Darbe girişimi, tarihe ünlü “Rüşvet operasyonu” diye geçen 17-25 olaylarıyla başladı.

Ergenekon-Kumpas davalarının çökmesi ve Silivri duvarlarının yıkılması Türkiye’nin önünü açtı. Türk Ordusunu tarihsel konumu ve rayına yeniden soktu. Mehmetçik Atatürkçü rotayı yeniden buldu. Özgürleşti, paslanmış prangalarından kurtuldu. Üzerinden NATO’cu ataleti yırtıp attı.

İlkönce Açılım süreçlerinde palazlanan ve güçlenen PKK kazdığı hendeklere ve ilan ettiği sözde özerklik çukuruna gömüldü.

Türkiye’nin ve Mehmetçiğin kararlığını kıramayan ABD, “kara kuvvetim” dediği PKK’nın hendeklere gömülmesini önleyemedi.

Acelesi vardı.

“Kara kuvveti”ni Mehmetçiğin demir pençesinden kurtarmalıydı.

Yıllardır devletin “en ücra kılcal damarları”na kadar örgütlediği ve Türkiye’deki en son NATO Gladyosu olan operasyonel kuvvetini ateşe sürdü 2016 yılı Temmuzunda.

Silahlı Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ), 15 Temmuz 2016 gecesi ordu içine yerleşen, Ergenekon-Kumpas davalarıyla önleri açılarak generallik statülerine kadar yükselen unsurlarının aracılığı ile seçilmiş meşru Türkiye Hükümetini devirmek için darbe yapmaya kalkıştı.

Takları, uçakları harekete geçirdi.

Türkiye Cumhurbaşkanının peşine düşerek canına kastetti.

Gazi Meclis’i bombaladı.

Genelkurmay Başkanını ve diğer komutanlarını derdest etti.

Ama Türk milleti sokağa döküldü.

Atatürkçü Mehmetçikler direndi.

33 kurşunla Türk milletinin kalbine ve tarihe altın harflerle gömdükleri Halisdemir, iki kurşunla FETÖ’yü mezarına gömdü.

FETÖ ve ABD, darbe girişiminin başarısız olacağını anlayınca kıvırttı.

Bu kez “tiyatro” demeye başladı.

Bunu PKK destekledi.

Aradan onca zaman geçmesine biraz tavsamasına rağmen hala muhalefet çevrelerinde “15 Temmuz tiyatrosu” deme alışkanlığı sürse de, Türk milleti bunun bir ABD-FETÖ’yü aklama tezgâhı olduğunu farkediyor.

15 Temmuz, büyük Türk milleti ve Mehmetçiğin, ABD emperyalizminin darbesini yerle bir ettiği büyük ve kutlu bir gündür.

15 Temmuz’la Türkiye’nin önü açıldı.

ABD’nin casusluk teşkilatı, operasyonel kuvveti, NATO Gladyosu NATO ülkeleri içerisinde ilk defa Türkiye’de dağıtıldı.

69 yıllık paslı prangalar kırıldı.

Daha bağımsız, başı dik ve kendine güvenen bir Türkiye ortaya çıktı.

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü aslında Türk milletinin büyük bayramları arasında katılmıştır.

Ercan Aydın Dolapçı’nın saptamalarıyla söylersek, 15 Temmuz olayı ile başlayan süreçte Türkiye, başını dik tutabileceği, bağımsız ve egemen bir ülke gibi kalkınabileceği Avrasya yolculuğu, milli güvenliğimizden tutun sinir uçlarımıza kadar her şeyimizi etkileyen ve engelleyen ABD “kara kuvveti” PKK/ HDP’nin tasfiyesi, ABD’den tasallutundan kurtuluş, savunma sanayisinde bazılarında dünya büyükleri arasına girmemizi sağlayan büyük hamle ve sadece kara vatanda değil Mavi Vatan’da da dik ve kararlı duruş gibi 5 stratejik kazanç elde etti.

Bu düşünce ve duygular içinde 15 Temmuz’da şahadete ulaşmış şehitlerimizi rahmetle anıyor, acılı ailelerini sabır, gazilerimize uzun ömürler diliyorum.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir