2023’ten beri uygulanan yeniliberal program başarısızığı

Yaklaşık üç yıldır uygulanan yeniliberal program başarısız olmuştur.

Yüksek enflasyon bir türlü düşürülememektedir.

Enflasyon düşürülemediği için faizler de aşağı çekilememektedir.

Ekonomi uzmanları meselenin kökeninde yanlış teşhisin yattığını belirtmektedir.

Doğru teşhis koyamayınca, hastalığın temel dinamikleri doğru saptanmayınca doğru reçete yazılamamakta, iyileşme sağlanamamaktadır.

Ekonomist Serhat Latifoğlu’na göre,

Yeniliberal anlayışta, enflasyonu “aşırı talep” doğurur.

Bu anlayışa göre reçete, “faizi artır+ talebi baskıla+ cari açığı daralt” üçlüsünden oluşur.

IMF ile stand-by anlaşmaları dönemlerimizi hatırlayalım.

Yukarıda saydığımız reçete IMF’nin gelişmekte olan ülkelere uyguladığı acı reçetedir.

BİZDE MESELE “TALEP” KAYNAKLI DEĞİL, “ARZ” VE “MALİYET” KAYNAKLIDIR

Bizde ise somut durum ve şartlar tamamen farklıdır.

Somut şartların bilimsel analizini yaparak işe başlamak başarının temel ön şartıdır.

Latifoğlu, ülkemizde enflasyonu tetikleyen etkenlerin 5 boyutta geliştiğini ifade etmektedir.

Beş boyut şunlardan oluşmaktadır:

“Döviz kuru geçişkenliği”,
“Enerji ve hammadde ithalat maliyetleri”,
“Lojistik zincirlerindeki aksaklıklar”,
“Tekelci piyasa yapıları”
“Fahiş fiyat uygulamaları.”

Görüldüğü gibi mesele “talep kaynaklı” değil, “arz ve maliyet” kaynaklıdır.

Ücret ve maaşları baskılama tutumunda olduğu gibi talep baskılaması arz kaynaklı enflasyonu düşüremediği gibi bir yandan ekonomik buhranın yükünü halk kitlelerinin sırtına yıkmakta, halkı sefalete sürükleyerek acı çektirmekte diğer yandan “üretimi ve istihdamı” tahrip etmektedir.

8 Nisan 2026 tarihli Yenigün ve Kıvılcım Selenga Köşesinde yayınlanmış olan “Emekli Yazıları” dizisinin onuncusunda da belirttiğim gibi, “Neoliberal ekonomi anlayışına saplanmış olanlar dikkate almasalar da düşük emekli gelirleri, ekonomiyi doğrudan ve dolaylı etkisi altına alıyor. Büyük bir tüketici grup olarak iç talep ve tüketim daralmasına neden oluyor. Dolayısıyla genel ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor.” (*1)

2023’ten bu yana uygulanan politikaların ortaya çıkardığı verilerin bu tabloyu somut olarak teyit ettiğini belirten ekonomist Latifoğlu özetle şu gerçeklere yer verdi:

“Türkiye’nin gördüğü en büyük kriz 2002 krizidir.
O zamandan beri faiz oranları en yüksek seviyelerine çıkarıldı.
Buna karşın enflasyon yapısal olarak yüksek seyrini sürdürdü.
Reel sektör, kredi maliyetlerinin ezici ağırlığı altında ezildi.
KOBİ’lerin önemli bir kısmı kapılarını kapattı ya da ölçek küçülttü.
Yatırım iştahı düştü.
İşsizlik baskısı arttı.” (*2)

2023’ten beri ekonomimizi teslim ettiğimiz Şimşek ekibinin Atlantik sisteminden öğrendiği ekonomi programının sacayağı (faizi artır+ talebi baskıla+ cari açığı daralt) şeklinde ifade edilen pakettir. 2018’lerde kör topal da olsa uygulamaya çalıştığımız üretim merkezli ekonomi programından aniden vazgeçilerek uygulamaya sokulan bu yeniliberal program üç yıldır ülkemizin ve halkımızın iliğini, kanını, canını, alınterini Londra ve Washington tefecilerine akıtmıştır. Çin’in uzun yıllar ABD doları ve tahvili biriktirerek yaptığını yaparak namluları Türkiye’ye çeviren Atlantik haydutlarından barış satın alınmıştır.

Ancak gerçekleri uzun süre örtbas etme,

Yaklaşan tehlikeyi öteleyerek ondan kurtulmak imkânı yoktur.

Ekonomistlerin, “yüksek faiz politikası, talep sıkıştırması ve cari açığa odaklanma” olarak ifade ettiği, yeniliberal programın kendi içinde kırılganlıklar barındıran sacayağının açmazlarını ise Latifoğlu özetle şu ifadelerle belirtmektedir:

“Teorik olarak dövize olan ilgiyi azaltmayı ve enflasyon beklentilerini çıpalamayı hedefleyen yüksek faiz politikası, Türkiye gibi yapısal cari açık veren, hammadde ve enerji ithalatına yüksek oranda bağımlı bir ekonomide döviz kurunu kısmen istikrara kavuştursa dahi ithal enflasyonu mekanizmasını kıramaz.”

“Talep daraltma politikası ise daha derin bir çelişkiyi barındırmaktadır. Zaten gerileyen reel ücretler nedeniyle daralmaya başlayan iç talebin üstüne bir de kamu harcamalarının törpülenmesi eklenince, ekonomi stagflasyon tuzağına düşer: hem enflasyon yüksek hem de büyüme durma noktasına gelir. Cari açığa olan takıntı ise sorunun semptomuna odaklanıp nedenini ıskalamaktadır.”

“Cari açık, Türkiye’nin enerji ve ara malı ithalatına olan yapısal bağımlılığının bir sonucudur. Üretim yapısı dönüştürülmeden, yalnızca talebi kısarak cari açığı kalıcı olarak düşürmek mümkün değildir.” (*2)

Ülkemizde hala uygulanan ekonomi politiğin başarısızlığını pekiştiren ve tetikleyen önemli bir etken de küresel sistemin jeopolitiğidir. ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları, sıcak paranın yüksek miktarlarda kaçışı, hükümetin dış politikasındaki Doğu ile Batı arasında denge aramaya yönelik tavırlardan kaynaklanan belirsizlikler gibi jeopolitik riskler, yeniliberal ekonomi politiğin başarısızlığını artıran ve şiddetlenmesine enden olmaktadır. Ekonomist Latifoğlu bu gerçeği “jeopolitik riskler: Yeni bir değişken” olarak belirtmektedir. Özetle şunları ifade etmektedir:     

“Jeopolitik riskler dramatik bir şekilde artmıştır.
Bu gelişme neoliberal programın başarısızlığını pekiştiren etkenlerdendir.
Küresel ekonomi, yapısal bir kırılma döneminden geçmektedir.
Bu jeopolitik fırtınada Türkiye’nin konumu son derece hassastır.
Türkiye, yüzde 70-80 oranlarda dışa enerji bağımlısıdır.
Enerji fiyatlarındaki her sert yükseliş,
Hem enflasyona hem de cari dengeye doğrudan olumsuz yansır.
Üstelik Batı ile ilişkilerde belirsizlikler yaşanmaktadır.
Bu durum hükümetin hep ulaşmak istediği Batı finansmanına erişimi güçleştirmektedir.
Bu tabloda neoliberal/Ortodoks programın ‘dışsal dengelere güvenen’, Batı’dan medet uman yaklaşımı jeopolitik fırtınanın tam ortasında açık bir tekneyle seyretmeye benzer.” (*2)

Bugün gelinen noktada yeniliberal ekonomi uygulamalarına eleştiri sadece milli ekonomiyi savunanları aşmıştır. Epey zamandır hükümet medyasının önemli ağırlığa sahip bir kesimi olan Yeni Şafak çevreleri Şimşek ve ekibini hedef tahtasına oturtmaktadır.

Son olarak İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran ekonomik programı topa tuttu. Aran uygulanan ekonomi programının enflasyonu düşürmede başarısız kaldığını, reel sektörü zora soktuğu değerlendirmesinde bulunmuştu.

Bir Afrika atasözü der ki, “Eğer zebra, aslan, tavşan, kaplan, aynı yöne kaçıyorsa o ormanda yangın çıkmıştır.”

Somut durum, maalesef bundan ibarettir.

Ekonomik bakımdan hükümet Türkiye’yi yönetemez duruma gelmiştir.

Yeni bir program kendini şiddetle dayatmaktadır.

Tabii bu gerçeği programın sahiplerinin kabul etmesi beklenemez.

Onun için yeni bir kadro ihtiyacı yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Türkiye’nin içine girdiği bu tıkanıklıktan çıkması için yeni bir rota kaçınılmazdır.

Türkiye’yi düze çıkaracak bu rotanın bileşenlerini şöyle özetleyebiliriz:

“Yeni ve bilimsel bir enflasyon teşhisi.
Bu bağlamda tekelci piyasa yapılarına karşı caydırıcı tedbirler,
Fahiş fiyat kontrolü,
Tarımsal üretimin desteklenmesi.
Üretim ve yatırım ortamının yeniden canlandırılması.
Stratejik öncelik olarak enerji bağımlılığının azaltılması.
Jeopolitik konumun ekonomi politiğe bağlanması.
Küresel sistemin hızla parçalandığı,
Yeni bloklaşmaların şekillendiği bu dönemde,
Türkiye’nin ekonomi politikasının ulusal güvenlik çıkarlarıyla da uyumlu biçimde tasarlanması gerekmektedir. Savunma sanayii, tarım, enerji ve kritik hammaddeler bu perspektiften değerlendirilmelidir.” (*2)
Kaynaklar:
(*1) Fatih Özcan, Emekli yazıları10-
(*2) Serhat Latifoğlu, yeni program şart, Aydınlık/ 24042026.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir