
Uluslararası hukuk ve insanlık değerlerinin çiğnendiği Emperyalist zorbalık dönemi
Trump, ABD küresel savaş ağalarına karşı olduğunu söyleyerek geldi.
ABD dış borcu 40 trilyon dolara dayanmış iflas halinde bir ülkeydi.
Dünya ABD dolarını rezerv para olmaktan çıkarma sürecine girmişti.
ABD’nin yaşam kaynağı olan dolar saltanatı son demlerini yaşamaya başlamıştı.
Dünyadaki kızılca kıyametin ve ABD’nin sağa sola deli danalar gibi saldırmasını9 nedeni buydu.
Trump, ikinci gelişinde America First (Önce Amerika) söylemini,
“Make America Great Again (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap)” sloganını bayrak edindi.
Tüm dünyada ve ülkemizdeki Amerikancılar zil takıp oynamadıkları kaldı.
Hele bizimkiler neredeyse orkestra tutup sokaklarda mastika oynayacak duruma geldiler.
ABD-İsrail saldırısı kapıda diye S400 konuşlandıran,
Savunma sanayisini görülmedik ölçüde ayağa kaldıran,
“Eyyy Amerika” diye posta koyan siyasi iktidar da rotayı Atlantik’e kırdı.
Neoliberal ekonomi politikaları uygulamaya başladı.
Trump’ın dostluğunun kerametini barış için kurtarıcı saydı.
Ancak eski ABD Dışişleri Bakanı Kissinger demişti:
“ABD ile düşman olmak tehlikelidir,
Ama dostluğu ölümcüldür.”
Aslında düşmanlığının da dostluğunun da baş belası ve tehdit olduğu tarihi tecrübeyle sabittir.
1950’lerden bu ayana başımıza ne belalar geldiyse ABD ve NATO yüzündendir.
Epeyce bir zaman Trump ABD’sinin içe döneceği umudu hakim oldu dünyaya.
ABD saldırganlıktan ve savaşlardan vazgeçecekti.
Batı Akdeniz’den, Doğu Akdeniz’den geri çekilecekti.
Bu umutlar yayılırken, ABD-İsrail Türkiye’yi kuşatma faaliyetlerini artırarak sürdürdü.
Yunanistan’ı ve Ege adalarını askeri üslerle doldurdu.
GKRY, ABD-İsrail silahlarıyla dolduruldu.
Suriye’de SDG terör örgütünü palazlandırdı.
İsrail ile birlikte Gazze’nin altını üstüne getirdi.
İran’a saldırdılar,
12 gün boyunca mazlum İran halkı ve devletini dize getirmeye çalıştılar.
Bütün bunlar dudak uçuklatan dış borç içindi.
Önce ticaret savaşlarıyla denedi kurtulmak için.
Tüm dünyaya gümrük resimleriyle saldırdı.
En büyük rakibi Çin’e yüzde 500’e varan astronomik rakamlar uygulamaya kalkıştı.
250 yıllık devlet 3 bin yıllık geçmişi olan tarih devine savaş açmıştı.
O büyük tecrübenin altında kaldı.
Ticaret savaşları fos çıktı.
Askeri yöntemi uygulamaya kalkıştı.
Şimdilerde bunu deniyor.
Son olarak denizden abluka altına aldığı Venezüella’ya saldırdı.
Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırdı.
Grönland’a, Kolombiya’ya, Arjantin’e, Küba’ya yumruk salladı.
Bütün bunlar dünya jandarmalığı için savaşacağının işaretleri olarak tarihe geçti.
Dünyadaki, üç savaş odağı…
Tayland, Ukrayna, Doğu Akdeniz…
Tayland’da kuvvetler dengesizliği yok.
Çin’e diş geçiremez.
Ukrayna’da da Rusya rüştünü kanıtladı;
Kuvvetler dengesiz değil!
Sadece Doğu Akdeniz’de kuvvetler dengesi ABD lehinde…
Bu somut durum savaş sebebidir.
Ancak burada da sonuç Türkiye’nin ellerindedir.
“TRÇİ İttifakı” devrimi ve “İttihad yaşatır” formülü gerçekleşirse,
Küreselleşme ihtimali bulunan bölge savaşını önleyebilir.
TÜRKİYE VE ÇAĞIMIZIN JEOPOLİTİK HAKİKATI
ABD’nin küresel saldırganlığı ve zorbalığı Tayvan Körfezi’nden Venezüella’ya kadar bütün cephelerde geçerlidir ve her cephe Türkiye’nin ön cephesidir, güvenliği oradan başlar. Bu çağımızın jeopolitik gerçeğidir. Ege, Yunanistan ve Doğu Akdeniz’de GKRY üzerinden kuşatılan ülkemiz için İran’ın düşürüldüğünü düşünün bir kez; Tek kuşatılmayan taraf İran cephesidir. Kuzeyde Atlantik’e yaklaşan Ermenistan İran için de bizim için de milli güvenlik meselesidir. Rusya ile arası açılmaya çalışılan Azerbaycan bile sıraya konulmaktadır. Kuzeybatımızda Gürcistan ve Ukrayna cephelerinde kuşatmayı yaran Rusya bizim sağlam cephe gerimizi oluşturmaktadır.
ABD BELASINA KOŞUYOR
Dönersek Karayipler’deki zorbalığa…
Kolombiya, Küba, Arjantin, Grönland’ı tehdit eden ABD zorbalığının Venezüella’dan ne istemektedir?
ABD, gerileyen, çöküşe giden bir devlettir.
37 trilyon dolarla dünyanın en borçlu ülkesidir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben çökmekte olan sistemi kurarken dünya üretiminin yarısını karşılayan ABD, önümüzdeki birkaç yıl içinde Satın Alma Gücü Paritesine göre dünya üçüncülüğüne düşecek, dünya üretiminin ancak üçte birini karşılayabilecek. Bu hesaplamayı (yansıtmayı) bizzat kendi cephesindeki OECD, Dünya Bankası, IMF ve Londra Standart Chartered Bankası gibi finans kuruluşları yapmaktadır. 2030 yılında birinci sırayı 64 trilyon dolarlık üretimiyle Çin, ikinci sırayı 46 trilyon dolarlık üretim hacmiyle Hindistan işgal edecektir. Türkiye’nin bile beşinciliğe oturacağı hesabedilmektedir. (Fatih Özcan, 5 yıl sonra Türkiye dünya beşincisi, Yenigün Gazetesi, Kıvılcım, 27 Ağustos 2025- Kıvılcım/)
Yani kısaca ABD saldırganlığının ekonomik zemini zayıftır, ABD ekonomisi ABD zorbalığını besleyemez. Bu hakikatle çok kısa bir zaman içinde yüzleşecek olan ABD emperyalizmi, duvara tosladığında iş işten geçmiş olacaktır.
Aslında Cemal Süreya’nın o muazzam dizeleriyle söylersek,
“Nasıl anımsamazsın Mussolini’yi
Garsoniyerinde mutlaka bulundururdu
Bir dua iskemlesi
Ama son duasında
Toprağa doğru açılmıştı elleri.”
ifadelerinde belirtilen akıbetine doğru dört nala koşmaktadır.
TRUMP, VENEZÜELLA’YA NİYE ÇÖKÜYOR?
Emperyalist zorbanın iştahını, Venezüella’nın milli serveti çekiyor. Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervleriyle birlikte maden serveti iştah kabartıyor. Elektrikli araçlar, hipersonik silahlar, savaş uçakları ve yarı iletkenler için can alıcı değerde olan 24 milyon ton tutarındaki lityum, zengin altın kaynakları, boksit, nikel, küresel ekonominin ana girdilerinden kobalt, Latin Amerikan’ın en büyük rezervleri olan doğal gaz varlığı ve NTE (nadir toprak elementleri) …
İşte Venezüella halkına çok görülen bu servetler, gerileyen, gittikçe çöken, 2030 yılında dünya ülkeleri arasında üçüncülüğe düşeceği yansıtmalarını kendilerinin yaptığı tarihi hakikat ABD emperyalizminin iştahını kabartıyor.
ŞAVEZ DEVLETÇİLİĞİ VE HALKÇILIĞI
“Comandante” Chávez 1998 Ekim’inde Venezuela devlet başkanı oldu.
Anayasa ve yasaları hızla değiştirdi.
Petrolü millileştirdi.
Petrol gelirleri kamuya aktı.
Eğitim, sağlık, gıda, sosyal güvenlikte radikal halkçı değişiklikler yaptı.
2005 yılında BM tarafından Venezüella’da okum ayazma sorunu kalmadığı ilan edildi.
UNESCO listelerinde Venezüella başarıdan başarıya koşuyordu.
2003 yılında yüzde 55,1 olan fakirlik seviyesi 2007 yılında yüzde 27,5’e düştü.
Açlık sınırının altında yaşayan yüzde 25’lik kesim yüzde 7,9’a geriledi.
Chavez iktidara geldiğinde (1999’da) asgari ücret 28 dolardı, 2012 yılında 476 dolara çıktı.
2003 yılında işsizlik oranı yüzde 20,7 iken 2009’da yüzde 7,4’e düştü.
Chavez’in halkçı-devrimci uygulamaları ABD emperyalizmine indirdiği darbeler, mutat uygulamalarla karşılaşmasını geciktirmedi. Özellikle petrolün millileştirilmesinden ABD şirketleri ağır darbe almış, büyük sömürü kaynağı bir anda kurumuştu. Bu andan itibaren Venezüella ambargo kuşatması altına alındı. 2005 yılından bu yana da aralıksız uygulandı. Finanstan sağlığa, gıdaya kadar bütün sektörlerde ambargo sağanağı ülkeye ağır darbe vurdu. Ambargolar,40 bini aşkın insanın ölümüne neden oldu. Nüfusun yüzde 2’sinin (5-7 milyon kişinin) göçüne yol açtı. (Bilim Ütopya/ Latin Amerika’da 21. yüzyıl sosyalizmi/ Temmuz 2016)
Çavez, 1999’da ülkenin başına geçti.
Vurguncunun, talancının, yağmacının üstüne gelmiş devrimci iktidarlarının tamamının yaptığını yaparak ülkesinin milli kaynaklarını millileştirdi. Yağma, talan, vurguna son vererek üretime yüklendi; tasarrufları kalkınmaya, halkın refahının artırılmasına yönlendirdi.
ABD emperyalizmine karşı dik durdu, meydan okudu, büyüdü. Başarı sağladı.
2019’da Maduro iktidara geldi.
Köklü bir dönüş yaptı.
Çavez’in devletçi ve halkçı politikalarını kısmen terketti.
Batı’ya tavizler verdi.
İç egemenlere (oligopollere) büyük imkanlar sağladı.
Neoliberal uygulamalara girişti.
Dolarizasyona gitti.
Kamu ve sosyal harcamalar hızla düştü.
Fiyatların kontrolleri gevşetildi.
Özelleştirmelere gidildi.
Parasal sıkılaştırma uygulandı.
Sonuçta benzerlerinde görülen olumsuzluklar aldı başını gitti.
Halkın alım gücü ve refahı geriledi.
Gelir dağılımında yeniden derin bozulmalar yaşandı.
Venezüella’nın Brütüs’leri Maduro’yu harcadı.
ABD’ye esir verdi.
Ancak Venezüella halkı ayakta.
Devleti dimdik yerli yerinde.
Geçici Başkan Delcy Rodriquez’in andiçme töreni…
Rusya, Çin ve İran büyükelçileri en öndeydi.
Venezüella’nın bu üç ülkeyle stratejik ittifakı devam ediyor.
“VRÇİ İttifakı” …
ABD’yi dize getirecek olan da bu denklemdir.
Tıpkı bölgemizdeki “TRÇİ İttifakı” denklemi gibi…
TÜRKİYE İLE İLİŞKİSİ
Olayın ülkemizi doğrudan ilgilendiren bir yönü de var.
MHP Lideri Bahçeli,
Maduro’nun kaçırılmasını 15 Temmuz FETÖ darbesine benzetmişti.
Maduro’nun esir alınması Venezüella’nın 15 Temmuzuydu.
Nitekim 15 Temmuz faillerinden,
Pentagon’un psikolojik savaş elemanlarından,
Irak’ta “Kukla Devlet”in mimarlarından,
Neoconların fanatik temsilcilerinden,
Aşırı İsrail yanlısı,
ABD derin devletinin önemli isimlerinden,
Ve CIA şeflerinden Michael Rubin (Maykıl Rubin)
Middle East Forum’da Türkiye’ye mesaj verir gibi yazdığı bir yazıda “Maduro’nun Geçmişi, Erdoğan’ın Geleceği mi?” ifadelerine yer verdi.
Öte yandan yurt dışında yaşayan firari FETÖ’cülerin tekmili birden 4 Ocak günü bayram etti.
Sosyal medya üzerinden “Darısı Türkiye’ye” paylaşımları yaptılar.
15 Temmuz gecesi aynı olayı Türkiye’de denemişlerdi.
Ama Kaldırdıkları taşı ayaklarına düşürdüler.
Tek yol Şavez ve Atatürk’ün yoludur.

- Orta Çağ zorbalığının zuhuru
- Karamusa Suyu İl Masasında
- Karamusa Suyu konusunda bir açıklama da Çavdır Belediye Başkanından geldi
- Karamusa Suyu isyanları başladı
- Geleceği Üretenler TEKNOFEST’te Buluşuyor

