
| Rusya Devlet Başkanı Putin’in en önemli danışmanı olan Stratejist ve Siyaset Bilimci Alexander Dugin Sputnik TV sunucuna verdiği röportajda, mevcut küresel çatışmaya (çok kutuplu dünyanın oluşumuna) ya da Atlantik-Avrasya mücadelesine, Rus toplumunda ve düşüncesinde meydana gelen daha derin değişimlere dair keskin analizini anlatıyor. Sputnik TV’deki Escalation programında Alexander Dugin ile yapılan söyleşi |
Sunucu: Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’ni 40 ülkeye kadar önemli ölçüde genişletmeyi umuyor. Katılmasını istediği 13 yeni üye sayısı oldukça sembolik. Lütfen bize, Finlandiya’nın -Stubb’ın şahsında- buna şu anda neden ihtiyaç duyduğunu ve Avrupa Birliği’nin buna neden ihtiyaç duyduğunu anlatın. Sonuçta, böylesine büyük bir genişleme birçok faktörü içeriyor- ekonomik, ideolojik ve diğerleri. Şu anda bunun ardındaki hesap nedir?
Alexander Dugin: Bence Avrupa Birliği’nin bu ek ülkelere salt ekonomik açıdan ihtiyacı yok. Aslında burada bahsettiğimiz şey, bu tür açıklamaların ve hatta ülkelerin AB’ye katılmasının önünü açan somut siyasi adımların, Batı’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşın bir başka dalgasını temsil etmesidir.
Biliyorsunuz, jeopolitik diye bir disiplin var. 1980’lerin sonlarından başlayarak, neredeyse hiç kimsenin üzerinde çalışmadığı ve terimin kendisinin bile zar zor bilindiği bir dönemde, bu disiplini geliştiriyor, inceliyor ve tanıtıyorum. Bu disiplin, başlangıçta İngilizler, özellikle Halford Mackinder tarafından akademik dünyaya kazandırıldı. Özünde, küresel Anglo-Sakson egemenliğinin stratejisini tanımlıyordu. Ancak doğal olarak, dünyayı kendi gördükleri gibi tanımladıkları için, nesne konumunda olanların -Anglo-Saksonların düşmanı olanların- alternatif bir jeopolitik geliştirmesi mantıklıydı. Bu jeopolitik, Anglo-Saksonların temsil ettiği “Deniz uygarlığı”nın -kapitalizm, ticaret ve pazarlık uygarlığı- çıkarlarına değil, kendilerinin kahramanlık, muhafazakâr ve geleneksel değerler uygarlığı olarak adlandırdıkları “Kara uygarlığı”na dayanıyordu.
Avrasyacılarımız ilk taslakları yaptı ve 1980’lerden itibaren ben bu alternatif jeopolitiği geliştirdim. Esasen, aynı kuralları, aynı yasaları ve aynı kalıpları kullanıyor; sadece kıtanın, Avrasya’nın, Rusya’nın, “Kalp Bölgesi”nin (Doğu Avrupa ve Sibirya’yı kapsayan Avrasya’nın çekirdeği/FÖ) bakış açısından bakılıyor.
Bu jeopolitik bakış açısını uygularsak, şunu görürüz: Deniz ve Kara arasındaki mücadelede, kritik mesele Avrupa’nın kıyı bölgesi olarak adlandırılan “Rimland” üzerindeki kontrolüdür. Anglo-Saksonlar, Atlantikçiler ve NATO destekçileri (yani Atlantikçilik) açısından, Kara’nın medeniyeti pahasına -yani Rusya’nın pahasına- etki alanlarını genişletmek gereklidir. Varşova Paktı’nın çöküşü, ilk savunma hattımıza temel bir darbe oldu. Bu topraklar, Büyük Vatanseverlik Savaşı sonucunda kontrolümüz altındaydı. Jeopolitik olarak bize ait olmalarına rağmen, bizden alındılar. Bu, Varşova Paktı’nın planlı çöküşünden sonra, 1989’da gerçekleşti ve hatta bunun doğru şey olduğuna ikna edildik.
Bir sonraki dalga, tarihsel olarak tek bir devletin parçası olan Sovyet sonrası ülkelerin ayrılmasıydı. Bu, Deniz uygarlığı için- düşmanlarımız için- bir başka büyük başarıydı. Şimdi, Ukrayna’daki çatışma, genişlemelerinin üçüncü aşamasını başlattı. Ukrayna’yı etki alanımızda tutmaya çalıştık çünkü o bizim halkımız, bizim değerlerimiz, bizim uygarlığımız, bizim Rus Dünyamız. Buna karşılık, Batı’nın kolektif gücünden büyük bir darbe aldık. Ve şimdi Batı, bu Sovyet sonrası toprakları Avrupa Birliği’ne- ve gerçekte NATO’ya- dahil ederek etkisini daha da genişletmeye çalışıyor. Özünde, bu, Kıtaların Büyük Savaşı’nın üçüncü dalgasıdır.
Sunucu: Bir an için sözünüzü kesmeme izin verin. Başka bir ilginç ayrıntı daha var: Kanada da bu listede yer alıyor. Avrupa Birliği başka bir kıtada ne yapıyor? Dahası, Kanada’nın dahil edilmesi Amerika Birleşik Devletleri tarafından pek olumlu karşılanmazdı. Alexander Gelyevich [Dugin], hâlâ bizimle misiniz? Lütfen bize anlatın, Kanada neden Stubb’ın AB genişlemesi için önerdiği listede yer aldı?
Alexander Dugin: Bence bu, Trump’a yönelik kasıtlı bir iğneleme. Trump, bu Atlantikçi, küreselci, liberal gündemden bir nebze sapıyor. Tek kutuplu bir dünyayı yeniden kurmaya çalışıyor- yine Anglo-Sakson, ancak küresel bir dünya hükümeti yerine Amerika Birleşik Devletleri merkezli. Başka bir deyişle, Trump küresel dünya hükümetini kendi hükümeti olarak görüyor- tamamen Amerikan bir hükümet. Bu durum, kendi vizyonlarına sahip olan Avrupa Birliği ve Kanada’nın küreselci liberal liderleriyle onu karşı karşıya getirdi.
Bu arada, Ukrayna’da bizimle olan çatışmayı başlatanlar tam olarak bu liberal-küreselci kampın temsilcileriydi. O zamanlar Beyaz Saray’da küreselci ve liberal bir isim -Biden- vardı ve benzer görüşteki liderler Avrupa devletlerinin başındaydı. Bize karşı bu savaşı onlar başlattı. Dolayısıyla Trump bunu farklı görüyor… Hayır, o bunu devam ettiriyor, ancak bunu ideolojik rakiplerinden miras aldı.
Kanada, özellikle Trump’a Batı dünyasında küresel bir oligarşik güç yapısının -uluslararası “derin devletin”– var olduğunu, kendi bireyselci (ve Netanyahu ile birlikte) oldukça egzotik maceracı planının aksine göstermek için listeye eklendi. Trump’ın Amerika’sını bu çerçeveye geri çekmeye çalışıyorlar. Kanada, esasen Trump’a bir tokat, kendine özgü doğrudan ve sert Amerikan emperyalizminden vazgeçip ortak küreselci gündeme– “aynı zamanda Avrupa olmak”, Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak- geri dönmesi gerektiğinin bir işaretidir. Prensip olarak, Kanada’yı AB’ye davet etmek, Trump’ı küreselci düzene geri zorlamayı amaçlayan bir saldırıdır.
Bence iç anlaşmazlıkları o kadar temel değil, ancak belirli koşullar altında tırmanabilirler. Şimdilik bu çoğunlukla bir tür alay konusu. Ama Ukrayna, Moldova, Ermenistan, muhtemelen Gürcistan, Azerbaycan veya hatta Belarus’u (Lukashenko yönetiminde elbette imkânsız, ancak bu fikirler ortaya atılıyor) kabul etme fikri tamamen farklı bir şey. Bu, yüzyıllardır süregelen Büyük Oyun’un bir parçası. Bu jeopolitik bir kod. Bunlar sadece bireysel politikacıların anlık abartılı açıklamaları değil. Finlandiya’nın gerçekte ne gibi bir etkisi var? Yine de bunu ciddiye alırdım. Bu sinyaller, ideolojilerden, ekonomilerden, iş dünyasından, teknolojiden veya değişen siyasi yapılardan daha güçlü olduğunu kanıtlayan derin jeopolitik eğilimleri yansıtıyor. Siyasi sistemler, liderler ve ideolojiler gelir geçer, ancak jeopolitik kalır. Temel yasaları- devletlerin coğrafi alana yerleşme biçimi- değişmez.
Bu nedenle, bu sinyaller çok ciddiye alınmalıdır. Batı, protesto hareketleri yoluyla stratejik yenilgimize, parçalanmamıza, çöküşümüze veya içsel dağılmamıza kadar bize karşı savaş açmayı amaçladığını açıkça ortaya koyuyor. Başka bir deyişle, Batı zaten kollarını sıvamış, hiçbir şeyden geri durmadan, tüm gücüyle bize karşı savaşıyor. Bu gerçeği kabul etmeli ve bence, Trump’ın sadece geçici bir olay olması nedeniyle Amerika için bile istisna yapmadan, tüm Batı ile büyük, geniş ölçekli, ciddi ve zorlu bir savaşa hazırlanmalıyız.

Sunucu: Aynı zamanda, Avrupa Birliği’ne katılmak, ekonomik faydalarının yanı sıra, ulus devletler için çok ciddi bir medeniyet riski de taşıyor. Burada aşırılıkçı ve yasak olarak gördüğümüz her şeyi, tamamen farklı bir göç politikasıyla birlikte getiriyor. Yönetici elitler bunu gerçekten hesaba katmıyor mu? Birçok devlet -Stubb’ın listesindekilerin hepsi değil, ama birçoğu- bunu gayet iyi bildiği halde neden katılmak için acele ediyor? Bu neden oluyor?
Alexander Dugin: Gerçek şu ki, liberaller milliyetçiliği bir araç olarak kullanıyor. Kimin kimi kontrol ettiği konusunda hiçbir şüphe yok. Milliyetçilik – hatta Nazizm bile – liberallerin elinde yapay bir araçtır. Onlar bunu besler ve bazı küçük oluşumların, başarısız bir devletin, kendi büyüklüğüne, egemenliğine ve bağımsızlığına inanmasına izin verirler; böylece Rusya’nın veya çok kutuplu dünyanın diğer yükselen kutuplarının etkisinden kurtulabilirler.
İlk başta şöyle sunuluyor: “Hepiniz milliyetçi olacaksınız, egemen olacaksınız, her şeye tam istediğiniz gibi sahip olabilirsiniz.” Bu, egemenlik ve milliyetçilik bayrağı altında gerçekleştirilen, bizden, Çin’den, Hindistan’dan uzaklaşma yönündeki ilk radikal kopuş için gereklidir. Herhangi bir medeniyet devleti, herhangi bir bağımsız kutup, küreselciler için bir tehdittir. Ancak sonrasında, milliyetçi ve egemenlik savunucusu gibi davranan liderler birdenbire küresel Batı’nın sıradan yöneticilerine dönüşüyorlar. Egemenlik iddialarının tamamı anında buharlaşıyor. Küresel gündeme imza atıyorlar ve gerçek bağımsızlık hayalleri adeta havaya karışıyor.
Bu durum, tesadüfen, zaten AB üyesi olan birçok ülke için de geçerli. Giorgia Meloni’nin davranışına bir bakın. Meloni başlangıçta aşırı sağcı bir figür olarak kendini gösterdi. Seçimleri kazanan partisi “İtalya Kardeşleri”, oldukça radikal bir ruhla konumlandı. Ve yine de birdenbire Kaja Kallas, Ursula von der Leyen ve Klaus Schwab’ın politikalarının itaatkâr bir uygulayıcısı haline geldi. Başka bir deyişle, egemenliğin yeniden tesis edilmesi sloganlarıyla iktidara gelmesine rağmen, Avrupa Birliği’nin en milliyetçilik karşıtı ve egemenlik karşıtı adımlarını tamamen destekliyor. Ama bu uzun sürmedi.
Aynı şey, hatta daha da fazlası, Ukrayna liderliği, Paşinyan veya Sandu için de geçerli olacak. Orada tartışılacak bir şey bile yok. Onlar basitçe özümsenecekler. Batı’nın mantığı basit: “Bugün milliyetçiydiniz- aferin, Rusya’ya karşıysanız mükemmel. Yarın ise bizim bir parçamız olacaksınız ve sizi yöneteceğiz.” Peki tüm bu ülkelerdeki milliyetçi güçler ne düşünüyor? Hiçbir şey düşünmüyorlar.
Diğer Sovyet sonrası halkların nasıl tepki verdiğini izliyorum- Belarus ve onun bilge halkı hariç. Geri kalanların hepsi, gerçekte Avrupa Birliği’nin iç kuralları ve standartları tarafından tamamen yasaklanmış olan bu kurgusal, imkânsız ve gerçek dışı milliyetçiliğin tuzağına düşüyor.
Bu milliyetçi – hatta Nazi – yem, halka (Ukraynalılara veya diğerlerine) “artık istediğiniz herkese saldırabilir, yok edebilir ve istediğiniz ırkı ilan edebilirsiniz…” umudunu veriyor. Ve sonra, bize karşı bu operasyonu tamamladıkları anda –ki büyük jeopolitik tam olarak bundan ibarettir– anında liberal gündemin itaatkâr uygulayıcılarına dönüşüyorlar. Uygun geçit törenlerinde yürümeye başlıyorlar ve küreselci elit tarafından kontrol edilen mutlak plankton haline geliyorlar.
İnsanların kariyer yaptıklarını sandıkları, oysa gerçekte bu küresel elitlerin menüsündeki sıradan birer öğe oldukları bir dünyaya hoş geldiniz. Batı’nın mantığı şudur: Ruslardan nefret ederseniz, istediğiniz kişi olabilirsiniz. Nefret, bu yıkıcı güçlerin son derece uygun bulduğu şeydir. Şu anda Ukrayna’da tam olarak bunu görüyoruz. Peki Ukrayna’daki bu ne tür bir milliyetçilik? Bu ülke geniş bir toprağa sahipti ve genel olarak barışçıl bir şekilde kontrol ediyordu- kimse onlara karşı herhangi bir hak iddiasında bulunmuyordu. Ancak liberaller Ukrayna’yı NATO ve Avrupa Birliği’ne sokmaya başlar başlamaz, Ukraynalılar için devasa kayıplar başladı: kendi topraklarını, egemenliklerini, bağımsızlıklarını, ekonomilerini ve nüfuslarını kaybettiler. Her şey tamamen raydan çıktı. Bu ne tür bir milliyetçilik?
Bu bariz çelişkiyi fark etmeden saldırılara ve terör eylemlerine devam ediyorlar. Bence bu, bilinç düzeyinde derin bir eşik. Bu arada, aynı model diğer Doğu Avrupa, Sovyet sonrası ve hatta Batı Avrupa radikalleri tarafından da izleniyor. “Artık burada biz yöneteceğiz, hiçbir göçmeni içeri almayacağız” gibi sloganlar atıyorlar, ancak gerçekte düğme çevrilmiş durumda ve küreselci iradenin itaatkâr uygulayıcıları haline geliyorlar.
Küreselciler milliyetçileri kontrol eder, tersi değil. Küreselci güçlerle ittifak kurma girişimi baştan sona başarısızlığa mahkumdur; tamamen çıkmaz bir yoldur. Rüşvet alan ve baştan çıkarılanlar bunu neden göremiyor? Gerçek egemenliği ve çıkarları tartabilecek normal siyasi düşünme yeteneklerini neden kaybediyorlar? Bunu söylemek zor, ancak modern toplumlardaki bilişsel körlüğün derecesi gerçekten şaşırtıcı.

- St. Petersburg Forumu (SPIEF) ve Rusya’nın Avrupa ile Savaşı
- Mutlak Butlan sonuçları
- Kılıçdaroğlu düğmeye basıyor
- MAKÜ’nün Psikoloji biliminde üstünlüğü tescillendi
- Kılıçdaroğlu: “CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip yardım dilenemez”

