
Emekli Kitlelerinin Hali Perişan…
Bir ömür boyu prim ödemiş, vergi vermiş, ülkeye hizmet etmiş milyonlarca insan…
Sabahın erken saatlerinde fabrikalarda, tarlalarda, bürolarda ter dökmüş; çocuk büyütmüş, ev yapmış, memleket için çalışmış.
Şimdi ise emeklilik denen o “huzurlu” dönemde, hayata tutunmaya çalışıyorlar.
HAYATA TUTUNAMAYANLAR
Ama tutunamıyorlar.
2026 Türkiye’sinde emeklinin gerçeği bu:
En düşük emekli maaşı 20 bin TL.
Ortalama maaş ise 23-23,5 bin TL civarında.
Net asgari ücret 28 bin TL’yi geçmişken,
Açlık sınırı 35.174 TL’ye,
Yoksulluk sınırı ise 114.000 bin TL’ye dayanmış.
Beş emekli bir araya gelse maaşları yoksulluk sınırını bile geçemiyor.
Günlük yaşam nasıl geçiyor?
Sabah kalkıyor, markete gidiyor.
Et, süt, peynir, zeytinyağı…
Fiyatlar uçmuş, maaş yerinde sayıyor.
İlaç katkı parası, doktor muayene katkı parası, fatura derken ay ortası bitiyor.
Kira meselesi aslında mucize işi…
Torunlara harçlık verememek,
Bayramlarda mahcup olmak sıradanlaşmış.

EMEKLİLİK DİNLENME DEĞİL, HAYATTA KALMA MÜCADELESİ HALENE GELDİ
Milyonlarca emekli, “Emeklilikte rahat ederim” hayaliyle geçtiği yılların bedelini şimdi ağır ödüyor. Çalışan emekli sayısı 2 milyonu aşmış,
Bazı raporlara göre emeklilerin %65-90’ı ya çalışıyor ya da iş arıyor.
Emeklilik dinlenmek değil, hayatta kalma mücadelesi haline gelmiş.
TÜİK’E GÖRE MAKUL, ÇARŞI PAZAR FARKLI
Enflasyon rakamları TÜİK’e göre “makul”,
Çarşı-pazarda ise başka.
Emekli maaşlarındaki zamlar (Ocak 2026’da en düşük için %18,48 civarı bir artışla 20 bine tamamlanmış) gerçek hayatın gerisinde kalıyor.
Bir zamanlar asgari ücretin üstünde olan emekli maaşları şimdi asgari ücretin %70’ine gerilemiş.
Bu sadece rakam değil.
Bu, insan onuru meselesi.
Yıllarca “devlet baba”ya güvenip primini ödeyen insan, şimdi market rafına bakarken “Bunu alayım mı, almayayım mı?” diye düşünüyor.
Sağlık sorunu çıkınca “ilaç mı alsam, ekmek mi?” ikilemi yaşıyor.
Emeklilerimiz perişan.
Bu perişanlık sadece onların değil;
Toplumun vicdanının da yarası.
Halkın vicdanını kanatan bir toplumsal yara.
Uzun yıllar hizmet etmiş bir neslin, geçim sıkıntısı içinde kıvranması kabul edilemez.
Daha fazla seyyanen zam,
Daha adil bir sistem,
Enflasyona karşı gerçek koruma…
Bunlar lüks değil, hak.
Emeklilerine “saygı ve minnet borcu hissetmeyen milletlerin geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur.”
Devletin itibarı, Beştepe’deki Külliye’nin ihtişamıyla değil, “emekli vatandaşların refah düzeyiyle ölçülür.”
MEMLEKETTE ‘HER ŞEY YOLUNDA’ DİYEBİLMEK İÇİN…
Emeklilerin durumu düzelmeden,
Emeklilerin refahı artırılmadan bu memlekette “her şey yolunda” diyemeyiz.
Toplumda yaygın kanıya göre hükümetin bu yolda adım atmaya niyeti yoktur.
Bunun en somut kanıtı TÜİK’in aylık enflasyon açıklama tarzında yatmaktadır.
Bundan dolayı günde günaşırı kurumun önünde emekçi örgütleri eylem yapıp duruyor.
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ENFLASYON ETKİSİ
Emeklinin acıdan inleyişini,
Hayat mücadelesindeki dermansız çırpınışını dikkate almayan siyasi karar vericiler, yedi iklimde boğuşarak ve imparatorluklardan geçerek bugünleri tutmuş olan Türk Milleti’nin istikbale güvenle, cesaretle ve umutla bakan iyimserliğinden zerrece nasibini almamış, vicdanı dumura uğramış unsurlardır.
Türkiye’de emeklilerin en büyük sorunu haline gelmiş olan olgu, emekli maaşlarındaki enflasyon etkisidir. Bu etki mekanizması iki yönlü işlemektedir. Bir yandan kurumsal etki olarak adlandırabileceğimiz TÜİK marifetiyle hayata geçmektedir. Diğer yandan bizzat fiyatların toptan yükselmesi anlamında enflasyonun kendisi tarafından vuku bulmaktadır.
DEVAM EDECEK

- Emekli yazıları16/a
- St. Petersburg Forumu (SPIEF) ve Rusya’nın Avrupa ile Savaşı
- Mutlak Butlan sonuçları
- Kılıçdaroğlu düğmeye basıyor
- MAKÜ’nün Psikoloji biliminde üstünlüğü tescillendi

