

Son dönemin önemli işçi eylemlerinde ortaya çıkan siyasal nitelikli yeni talepler: Ekonomiye devlet müdahalesi, kamulaştırma, stratejik sektörlerde ithalat yasağı… İşçi hareketiyle bütün üreten milli sınıflar eylemde ve hedefte birleşiyor…

Türkiye işçi hareketinin yeni bir aşamaya girdiğini saptamak abartı mı olur? Son dönemde Türkiye gündemine giren bazı önemli işçi eylemlerini göz önüne aldığımızda “yeni aşama” saptamasını haklı çıkaracak özellikler görüyoruz.
Adeta tornadan çıkmış gibi birbirine benzeyen ve ortak yönler içeren bu eylemlerin önde gelenleri şunlar:

| 1. Soma maden ve enerji işçilerinin farklı farklı biçimlerde uzunca bir süre devam eden eylemleri. 2. Ankara Çayırhan’da yine maden işçileri ve termik santralde çalışan enerji işçilerinin gündem yaratan ve çeşitli biçimlerle süren eylemleri. 3. Zonguldak maden işçilerinin ve GMİS’in, sözüm ona iş güvenliği adı altında TKİ bünyesindeki dört ocağın kapatılması tertipleri karşısında ülke çapında gündem oluşturan akıllı ve kararlı duruşu. 4. Sivas Divriği maden işçilerinin uzunca bir sürece yayılan ülke çapında gündem oluşturan eylemleri. 5. Kütahya Tavşanlı ve başka bazı merkezlerdeki maden işçilerinin eylemleri |
Tabi bu eylemler dışında daha birçok yerde grev, direniş, yürüyüş vb. başka biçimlerde ortaya çıkan çok sayıda işçi mücadeleleri de oldu, oluyor. Ama ilk beş sırada sayılan eylemlerin bugüne kadar yaşanan diğer mücadelelerden farklı ve yeni bazı ortak özellikler kazandığı görülüyor. Şöyle ki;

EYLEMLERDE ORTAKLAŞAN YENİ VE FARKLI ÖZELLİKLER
1. Bu eylemlerin talebi ve hedefi ücret artışı, sosyal haklarda genişleme, işten atmaların önlenmesi, sendikalaşma özgürlüğü gibi işçi ve işveren arasındaki sistem içi sıradan talepler değildi. Elektrik santralleri, kömür ocakları ve demir madenleri gibi kapanma tehlikesiyle yüz yüze olan işyerlerinin devamı için doğrudan doğruya kamulaştırmayı ya da bir şekilde devlet müdahalesini gündeme getiren istemlerdi. Aynı şekilde kömür ve demir gibi stratejik sektörlerde milli üretimi berhava edecek ithalat politikasına son verilmesi, yerli ve milli kaynaklara dayanma politikasına dönülmesi gibi talepler gündeme geldi. Bugüne kadar işçi hareketinde pek görülmeyen bir gelişme daha dikkat çekti. Kocaeli-Gebze’de greve giden Procter& Gamble (P&G) işçileri greve neden olan hak mücadelesini kararlılıkla sürdürürken bir yandan da çalıştıkları fabrikanın aynı zamanda ekmek teknesi olduğu bilinciyle onu korumaya da özen gösteren bir tavra girmişlerdir. İşletmenin içine düştüğü zorlukları dikkate alarak haftada bir gün ücretsiz olarak çalışmayı benimsemişlerdir. İşçi sınıfının doğuş yıllarında, İngiltere’de mücadele eden işçilerin fabrikanın makinalarını parçalama eylemleri hatırlanırsa P&G işçisinin “ekmek teknesini koruma” anlayışı içinde gösterdiği yüksek bilinç düzeyi de ayrıca dikkate değer. Yüksek sesle dile getirilen bu talepler, işvereni değil doğrudan doğruya Hükümet’i muhatap alıyordu, hükümet politika ve programları kapsamında değerlendirilecek istemlerdi. Siyasal istemler!
2. Söz konusu eylemler, bulundukları yörenin bütün milli ve üretici sınıflarını işçi etrafında birleştirdi. Örgütlü işçi kendi hedefi için bütün milli sınıflarla kenetlendi. Özellikle Soma’da en net şekilde görüldüğü üzere, Türkiye Maden İş, TES İŞ gibi işçi temsilcisi sendikalarıyla birlikte esnaf odaları, nakliyeciler odası, sanayi ve ticaret odaları, iktidar ve muhalefetin bütün yerel parti örgütleri, belediye başkanı ve muhtarlar gibi yerel iktidar yetkilileri bir araya geldiler. Ortak açıklamalarla işçinin taleplerinin arkasında yer aldıklarını ilan ettiler. Yalnızca basın toplantısı ve açıklamalarla yetinmediler, sahaya da indiler. İşçilerle omuz omuza kitlesel eylem ve yürüyüşlere de katıldılar. Bütün bu açıklama ve eylemler yerel basının manşetlerinden düşmediği gibi, ulusal basında da geniş oranda yer buldu. Türkiye gündeminde öne çıktı.

89 Bahar Rüzgarı-Maden işçileri
Soma’nın bütün üretici ve milli güçlerini temsil eden heyet, Ankara’ya da çıkartma yaptı. Hükümet’in ve Meclis’in kapısına dayandı. İlgili bakanla ve parti meclis gruplarının yetkilileriyle görüştüler. Maden ocaklarında ve termik santralde üretimin devam edebilmesi için devletin müdahalesini talep ettiler.
Bu mücadele, anlamlı başarılar kazandı. Enerji Bakanı, Soma Termik Santrali’nin çalışmasını sağlayacak önlemleri alacağına ve yerli kömür üretiminin ithalat baskısına direnmesine yönelik destek uygulamasına geçileceğine söz verdi. Ve uygulamaya geçildi.
Benzer bir süreç Zonguldak’ta da yaşandı. Madencinin sendikası GMİS önderliğinde Zonguldak’ın bütün milli güçleri kenetlendi, daha önceki parlak mücadeleler tarihindeki örneklerde görüldüğü üzere kararlı mücadele iradesini dosta düşmana gösterdi. Hükümet makamlarının kapısına dayandı. Ocakların kapatılmasını hedefleyen şeytanca kumpasları boşa çıkardı.
Ankara Çayırhan’daki kömür madencilerinin ve termik santral çalışanı enerji işçilerinin Hükümet’in özelleştirme girişimlerine karşı çok yönlü ve ses getiren eylemleri de aynı kapsam içinde cereyan etti. Devletçiliğin kömür ve enerji gibi iki temel sektörde devam ettirilmesi, işçinin tek ve vazgeçilmez talebiydi. TÜRK-İŞ’e bağlı Türkiye Maden-İş ve TES-İŞ’in ortak önderliğinde maden ocağında ve santralde başlatılan coşkulu eylemler Ankara yollarında gürleyen kitlesel yürüyüşle devam etti. Yürüyüş kolu Beypazarı’na ulaştığında Hükümet’in Ankara’dan gönderdiği özelleştirme kararının askıya alındığı haberi üzerine, büyük bir coşku içinde eyleme ara verildi, Çayırhan’a geri dönüldü.

Sonuçta Hükümet özelleştirme kararından geri dönmedi, ısrar etti. Ancak daha önce kazanılmış olan bütün haklara hiçbir şekilde dokunulmayacağı ve hiçbir işçinin işinden edilmeyeceğine ilişkin yazılı güvence üzerine eylemler sonlandırıldı. Özelleştirme durdurulamamıştı, ancak kısmi bir başarı da elde edilmişti.
Vatan Partisi, Çayırhan mücadelesinin başından sonuna kadar her aşamasında işçiyle ve sendika yönetimleriyle iç içe ve yakın fikir alışverişi içinde oldu.
Divriği demir madencileri ise bu süreçte ayrı bir destan yazdı. Uzunca bir zamana yayılan ve türlü çeşitli eylem biçimleriyle sürdürülen mücadele yalnızca Divriği’nin topyekûn eylemli desteğini değil, Türkiye kamuoyunun da sevgisini, dayanışmasını arkasına aldı. DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen önderliğinde “Maden demek Divriği demektir, maden demek Türkiye demektir” şiarıyla sürdürülen çok yönlü mücadele, Divriği madenlerinin Cumhuriyet’le ve Türkiye’nin ulusal menfaatleriyle özdeşleşen gerçeğini bütün ülkeye öğretti. Madenciliğini ayakta tutma kararlılığı, somut başarı ve kazanım elde etmenin önünü açtı. Atılan 160 madencinin işine döneceği, üretimin daha bir şevkle sürdürüleceği ve Divriği’nin yeniden Divriğileşeceği gün ufukta belirdi.
Kütahya’nın Tavşanlı ve diğer kömür üretim merkezlerindeki mücadeleler de ses getirdi. Başarılar kazandı.

ÖNCÜ PARTİYLE GÜÇLENEN BAĞLAR TÜRKİYE İŞÇİ HAREKETİNİN 60 YILLIK DENEYİMİ
Türkiye’de özellikle 1960’ların ikinci yarısından itibaren Demirdöküm, Sungurlar, Gıslaved, Unilever gibi direniş ve fabrika işgalleriyle başlayıp 1970’deki 15-16 Haziran büyük yürüyüşlerinde, yine aynı dönemde DİSK’in öncülük ettiği DGM’lere karşı ses yükselten gösterilerde, 1989 Bahar Hareketlerinde, 1990 Büyük Zonguldak Madenci grevi ve Ankara yürüyüşünde, TÜRK-İŞ’in hayata geçirdiği 3 Ocak 1991 Genel Grevi’nde, özelleştirmelere karşı SEKA’da, Tekellerde, Sümerbanklarda, Seydişehir Alüminyum’da, yine TÜRK-İŞ’in Çiller Hükümeti’nin gündeme getirdiği işçi aleyhtarı yasa tasarı girişimine karşı Ankara’da yaptığı ve sonuç alan Büyük Kızılay Mitingi’nde olduğu gibi ülkemizin dört bir yanında belirli aralıklarla öne çıkan, ama istikrarlı bir şekilde varlığını ve etkisini sürdüren bir işçi hareketi söz konusudur. Başka birçok ülkeden farklı olarak tempolu bir seyir gösteren bu işçi dinamizmi, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatında önemli roller oynamış, hatta birçok zaman gündeminin merkezine oturmuştur.
Ancak bütün bu başarılı eylemlerin hedefi, en sonunda bazı ekonomik ve demokratik hakları elde etmekle sınırlı kalmıştır. Doğrudan hükümeti hedef alan eylemlerde bile işçinin amacı yine sistem içi bazı yasal taleplerin kabul ettirilmesi ya da aleyhteki bir yasal değişiklik girişiminin önlenmesi şeklindedir. Evet, çoğu zaman doğrudan Hükümeti muhatap alan bu tür eylemlerin siyasal bir yönü olduğundan söz edilebilir. Ancak bu siyasallık, kurulu düzeni değiştirmeyi hedef alan değil, sonuçta sistem içi sınırlarda kalan bazı siyasal talepleri kabul ettirmekle sınırlı bir siyasallıktır.

ARTIK NEOLİBERALPROGRAM HEDEFTE, ÜRETİMCİ MİLLİ PROGRAM GÜNDEMDE
Yazının başında sıralanan son dönem işçi eylemlerinde gündeme getirilen talepler ise tamamen farklıdır: Bunlar kamulaştırma, devlet müdahalesi, ülke ekonomisini ve güvenliğini temelden ilgilendiren stratejik sektörlerde ithalat yasağı gibi, sistemin doğrudan niteliğini belirleyen alanlara ilişkindir. Yani emperyalizme bağımlı, borç bulmaya odaklı neoliberal sistem yerine bağımsızlığı, milli ve üretkenliği esas alan milli ekonomiyi öngörmektedir.
İşçi hareketinde “yeni aşamadan” kastettiğimiz gerçeklik de budur.
İşçi hareketinde yeni aşama- Kendiliğinden sınıftan kendisi için sınıfa
Emperyalist sistemi tam olarak tasfiye etmek sendikalarla değil iktidar için örgütlenmiş öncü partiyle mümkündür. Emperyalizme karşı siyasetlerin başarı hedefleri, öncü partide örgütlenmeyi kaçınılmaz olarak gündeme getirmektedir.
Türkiye işçi hareketinde yeni bir aşamaya adım atılmıştır, ama bu yeni sürecin de henüz başlarındayız. Önümüzdeki dönemde bu süreç, pratik içinde adım adım ve aynı zamanda hızla olgunlaşacaktır. Hem eylemsel hem örgütsel ve hem de siyasal yönleriyle kendini dosta düşmana daha da kabul ettirir hale gelecektir.
Tabi işçi hareketi, bu aşamaya bir günde ve kendiliğinden gelmiş değildir. Arkasında yıllara dayanan zengin bir pratik tecrübe ve Vatan Partisi’nin bu pratikler içinde işçi sınıfı içinde yürüttüğü siyasal çalışmaların rolü vardır.

Doruk Madencilik yürüyüşü.
1990’larda 12 Eylül 1980 darbe dönemi ekonomik programının ikinci büyük saldırısı özelleştirmeler ile başladı. Özelleştirme programı Vatan Partisi dışındaki siyasi partilerden sendika yönetimlerine ve “sol” kesime kadar uzanan geniş kesimlerin ideolojik desteğini arkasına aldı. Vatan Partisi bu saldırıya iki politikayla karşı koydu:
1. Özelleştirmeye karşı kamulaştırma
2. Vatan mücadelesi ile emek mücadelesini birleştirme
Özelleştirilen işyerlerindeki mücadelelerde bu iki politika sınanarak çok etkili oldu. Zamanla sadece özelleştirilen işyerlerinde değil, bütün sınıfın mücadele programına dönüştü. Ancak bu durum, o dönemdeki sendika genel merkezlerine yeterince yansımadı.
Bu döneme ilişki en önemli sonuç, işçi sınıfının, emperyalizme karşı milli mücadele mevzisinde birleşebileceği ve başarı kazanabileceğidir. Vatan Partisi’nin bu siyasetleri işçi sınıfına mal etmesi, Türkiye ve işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir tarihsel dönemeçtir. Günümüzde TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nin ve HAK-İŞ’in de milli politikalar izlemesi, bu tarihsel temele dayanmaktadır. Bu durum Vatan-Emek siyasetinin büyük başarısını göstermektedir.

Divriği madencileri.
TÜRK-İŞ’in ve arkasından HAK-İŞ’in de milli politikalarla emperyalizme karşı mevziye girmesi, işçi sınıfının siyasal bilince erişmesinde önemli adımdır. 90’lardaki tabloyla karşılaştırılmayacak büyük imkânları ve başarıları vadetmektedir.
İşçi sınıfının siyasal bilinci, iktidarı hedefleme bilincidir. Bunun iki temel unsuru vardır. Birincisi, siyasetlerde emperyalist sistemden kopmaktır. Emperyalizmi hedef almak Vatan Partisi programıyla birleşmek anlamına geliyor. Bu süreç, bugünkü dünya ve ülkemiz şartlarında hızla ilerliyor.
İkincisi ise işçi ve sendika önderlerinin, Vatan Partisi’nde iktidar için örgütlenmesidir. Siyasal bilincin özü budur. Çünkü siyasetleri uygulamaya geçirmenin başka bir yolu yoktur. Sonuçta emperyalist sistemi tam olarak tasfiye etmek sendikalarla değil iktidar için örgütlenmiş öncü partiyle mümkündür. Emperyalizme karşı siyasetlerin başarı hedefleri, öncü partide örgütlenmeyi kaçınılmaz olarak gündeme getirmektedir.

15-16 Haziran işçi eylemleri.
DÜNYADA İŞÇİ SINIFININ 100 YILLIK İKTİDAR MÜCADELESİ DENEYİMİ
Bu konular, 20. yüzyılın başında Sovyet Devrimi arifesinde Rusya bilimsel sosyalistleri arasında geçen ünlü bir tartışmayı ve bu tartışmalarda oluşan kavramları akla getiriyor: Yani işçi sınıfıyla ilgili olarak, “kendiliğinden sınıf” ve “kendisi için sınıf” tanımlaması ile “işçi sınıfının burjuva politikası” ve “işçi sınıfının devrimci politikası” karşıtlığını.
20. yüzyıl başlarında, zaman zaman siyasal talepler taşısa bile sonuçta mücadelesi sistem içi sınırlara hapsolmuş bir işçi sınıfına “kendiliğinden sınıf” denmişti. Mücadelesi kurulu düzenin sınırlarını aşıp doğrudan doğruya işçi sınıfının ve emekçilerin iktidarını ve kurulu üretim düzenini hedefleyen işçi sınıfına da “kendisi için sınıf” adı verilmişti.
Tabi doğal olarak işçi sınıfı ve emekçiler bakımından iktidarı hedeflemek aynı zamanda sendikal örgütlenmenin ötesine geçerek doğrudan doğruya emekçi iktidarını hedefleyen öncü siyasal partide örgütlenmeyi zorunlu kılıyordu.
En azından eylemlerde öne çıkan öncü lider kesimleri bakımından. Öncü siyasal örgütlenme ihmal edildiğinde de mücadele, kaçınılmaz olarak işçi sınıfının burjuva politikası sınırına hapsolup kalacaktı! Bilimsel Sosyalizmin Sovyet Devrimi süreçlerindeki pratikle olgunlaşıp netlik kazanan teorisi, bu kavramlarla açıklanmıştı.

15-16 Haziran 1970 işçi eylemleri.
İŞÇİ SINIFININ 21. YÜZYILDAKİ İKTİDAR STRATEJİSİ
Tabi bugün dünya, 20. yüzyıl başındaki Rusya’dan ve o dönemin dünyasından da farklı bir durumda.
Emperyalizmin küresel ölçekte egemen olduğu, dünyanın ezen ve ezilen milletler olarak iki kampa ayrıldığı, hatta ikinci sınıf kapitalist emperyalist ülkelerin bile hegemonyacı süper devletle (ABD) karşı karşıya kaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Devrim, hegemonyacı süper devletle bütün insanlığın hesaplaşmasından çıkacak bir sonuç haline geldi.
Bu tabloda işçi sınıfı ve emekçiler için devrim, ancak hegemonyacılığa karşı bütün milli sınıf ve tabakaların birleşme, ulus devlet ve ordunun gücünü de yanına alma stratejisiyle ulaşılabilir bir hedef oldu. İşçi sınıfı ve emekçiler ancak böyle bir program ve stratejiyle mücadele ederse zafere ulaşabilecektir. Aksi halde kurulu düzenin sınırları içinde debelenip kalır.

Kütahya Ege Taş Maden işçileri.
AYDINLIK

- İşçi hareketinde yeni aşama
- BOYUN EĞMEYEN ŞİİRLER Fars Parsı kükrüyor
- “Açıklanan enflasyon değil, yaşanan yoksulluktur”
- Zor günlerin şiirleri-Sivas’a yakılan türkü
- Genel Sağlık İş’ten zehir zemberek açıklama

