
EMEKLİ AYLIĞI GİBİ ASGARİ ÜCRETİN BELİRLENMESİNDEKİ ADALETSİZLİKLER

“Emekli yazıları” dizimizin bugünkü bölümünde yapısal ve alım gücü bakımından emekli maaşlarına benzeyen asgari ücret konusuna değineceğiz.
BAŞLIBAŞINA BİR FACİA
Asgari ücretin belirlenmesi başlı başına bir faciadır.
Asgari ücret belirleme süreçlerinde ve karar mekanizmalarında asgari ücretlinin hiçbir rolü yoktur. İşçi temsilcileri o süreç ve mekanizmalarda sadece konu mankeni ya da meşruiyet aracıdırlar.
Asgari ücret, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nca belirlenir.
Bu belirlemede, 4857 sayılı İş Kanunu-39. Maddesi ve
1 Ağustos 2004 tarihli Asgari Ücret Yönetmeliği hükümleri geçerlidir.
Anılan kanun ve yönetmelik içeriği tamamen adaletsizlik içindedir.
İşçiye hiçbir olumlu karar imkanı tanımamıştır.
İşveren lehine yontan bir nalıncı keseri gibi işlev görmektedir.
Bir kere yapısal sakatlıklarla doludur.
15 üyeli komisyon tamamen işçi aleyhinedir:

En son olarak yapısal arızalar ve adaletsizlikler nedeniyle Komisyonun işçi kanadını oluşturan Türk İş grubu dolgu malzemesi ve meşruiyet kaynağı olmamak için toplantılara katılmadı. İşveren ile hükümet belki de dünyada bir ilk örnek olarak tek başına asgari ücreti belirledi.
Asgari ücret en geç iki yılda bir belirlenir.
Pratikte genellikle yılda bir kez yapılır.
Sözümona işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını “asgari düzey”de karşılayacak tutarda olmalıdır.
Sözde diyoruz;
Çünkü “açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırı” her ay ilgili kuruluşlarca hesaplanıp yayınlanmaktadır.
Yoksulluk sınırı geçtik,
Açlık sınırı dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için bir ayda yapması gereken zorunlu gıda harcaması tutarıdır. Bu sınır, barınma veya ulaşım gibi diğer masrafları içermez; yalnızca temel gıda maliyetini ifade eder. Türkiye’de bu veri TÜRK-İŞ tarafından her ay düzenli olarak hesaplanır.
Buna göre boş verdik yoksulluk sınırını;
Belirlenen asgari ücret açlık sınırının yanına bile yaklaşamamaktadır.
Bunun temel nedeni ülkemizdeki toplumsal mücadele geleneğinin zayıflığıdır.
Ağlamayan bebeye meme verilmez denilmiştir.
Emekçiler sınıf mücadelesinden sınıfta kalmış durumdadır.
Emekliler de aynı şekilde kitle olarak durumlarından memnuniyetsizlik göstermemektedir.
Tepeden tırnağa örgütsüzdürler.
Kurulu emekli örgütlerine ilgi göstermemektedirler.
Böyle olunca verilenle yetinmek ve ekonomik buhranın tüm yükünü tek başlarına sırtlamak zorundadırlar.
DEVAM EDECEK


