Norm fazlası 80 bin öğretmen öğrencisiz kaldı

Bakanlık ‘eğitim öğretime hazırız’ demişti ama öğretmen görevlendirmeleri tamamlanmadan dönem başlayınca on binlerce öğretmene okutacağı sınıf bulunamadı, yüz binlerce öğrenci öğretmensiz kaldı. Hepimizin sendikası grubu Sözcüsü Zafer İncebacak, “plansızlığın Milli Eğitim’de ciddi sorunlara yol açan bir zemin oluşturduğuna dikkat çekti.”

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, okutacağı sınıfın öğrencisi olmadığı için atandıkları okullarda beklemede olan kadrolu öğretmelerin sayısı 80 bine yaklaştı. Onlara ‘norm fazlası’ deniyor.

Bakanlık, 7 Eylül’de norm kadro fazlası öğretmenleri önce ilçelerinde, ardından ilçe grubunda ve son olarak il genelinde isteğe bağlı veya resen ihtiyaç bulunan okullara atadı. Daha sonra norm fazlası öğretmene, bulunduğu okulda 21 Eylül’e kadar yeni norm kadro oluşması durumunda, atamanın iptali olanağı verdi.

Norm kadro durumu öğretmenleri belirsizliğe itiyor, düzenlerini bozuyor. Okulların açıldığı ilk haftada öğretmenlerin atama ile meşgul olmasının, ev taşıma, ulaşım gibi sorunların motivasyonlarını olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Aydınlık’tan Z. Ruhsal Şenoğlu’na konuşan Hepimizin Sendikası Grubu Sözcüsü, Eğitimci Zafer İncebacak, ‘norm fazlası’ diye adlandırılan sorunun, eğitim öğretim dönemi başlamadan planlamayla kolayca çözülebileceğini söyledi. Her eğitim öğretim döneminde aynı sorunun yaşandığını belirten İncebacak, plansızlığın Milli Eğitim’de ciddi sorunlara yol açan bir zemin oluşturduğuna dikkat çekti. Bazı okullarda öğrencilerin ikili eğitime mecbur bırakılması, bazıları 50- 60 kişilik sınıflarda ders görürken diğer bazıları için ‘yeterli öğrenci yok’ diye sınıf açılmaması, çocukların türlü eşitsizliklere uğratılmaları, aynı sorunun diğer sonuçları. Öte yandan her yıl olduğu gibi bu yıl da ders kitaplarının okullara gelmesi gecikti, bazı okullar temizlik görevlisi olmadan eğitime başladı.

SORUNUN KAYNAĞI NE?
Norm kadro sorunu neden ortaya çıkıyor?
GOOGLE'da KıvılcımHaber

İncebacak konuya ilişkin cevabında, “Özellikle köylerde, kentlerin bazı ilçelerinde nüfus azalıyor, sınıf kapatılıyor. Ders vereceği sınıf olmayan öğretmen ‘norm fazlasına’ çıkmış oluyor. Son yıllarda pandemi, deprem, il emri, aile bütünlüğü gibi uygulamalarla belli illerde yığılma oldu. Norm fazlası öğretmen sayıları 80 bine dayandı.” ifadelerine yer verdi.

Zafer İncebacak açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:

“Bakanlık, ‘köy okullarını açık tutacağız’ diyor ama ister köy ister şehir, bir sınıfın açılabilmesi için en az 10 öğrenci olması şartı var. Bir köy ilkokulunda dokuz öğrenci varsa sınıf açamıyorsunuz. O zaman 1960’lardan kalma ‘birleştirilmiş sınıf’ uygulamasına geçiliyor. Öğrenci sayısı azalan bir köyü düşünelim, köyde dört sınıf, dört öğretmen vardı. MEB oradaki öğretmenlerden tek birine, ‘1, 2, 3, 4. sınıf öğrencilerinin hepsini bir sınıfa topla, başlarında dur, onları okut!’ diyor. Sınıflar birleştirilince hizmet puanı en yüksek olan öğretmen kalıyor, üç öğretmen boşa çıkıyor, yani ‘norm fazlası’ oluyor.

“Birleştirilmiş sınıf uygulaması köyden kente göçü de teşvik ediyor. Hangi anne baba çocuğunun o ortamda eğitim görmesini ister? Aileler ilçeye veya kente göç ediyor. Hani biz insanları köyde tutacaktık?

“Köylerde ulaşım sorunu da var. Hem orada yaşayanlar için hem öğretmenler için. Bakanlığın il özel idareleriyle, belediyelerle, valiliklerle iş birliği halinde bu sorunu da çözmesi lazım.”

BİR OKULDA 2 BİN DİĞERİNDE 100 ÖĞRENCİ

Şimdi kentlerde de bazı yerlerde nüfusun azaldığını bazılarında ise nüfus yığılması olduğuna dikkat çeken İncebacak, “Bir okulda 2 bin öğrenci var, bir okulda 100 öğrenci var. 100 öğrenci kalan okulda öğretmenler ‘norm fazlasına’ çıkıyor. Çözüm ne? Bir kere ‘en az 10 öğrenciyle sınıf açılır’ şartını kaldıracaksınız, kaç öğrenci varsa onunla bir sınıf açacaksınız.” dedi.

İncebacak açıklamasına şöyle devam etti:

“Yönetmelikte bir sınıfın 30 öğrenciden fazla olamayacağı şartı var ama oluyor, bu şart dikkate alınmıyor. Hatta bir sınıfın 20 öğrenciden fazla olmaması lazım. Çünkü yeteri kadar öğretmenimiz var. 80 bin öğretmeni ‘norm fazlası’ diye oturtuyorsun, öğretmeni de belirsizliğe, bunalıma sokuyorsun. O öğretmene, asli görevini yapacağı şartları sağlamak, Bakanlığın yükümlülüğü. Bakanlığın, çocuklarımıza eğitimde eşitlik sağlama görevi de var.

“Adrese dayalı öğrenci yerleştirme sisteminin ciddiyetle planlanıp uygulanması lazım. Benim okulumda 16 derslik varsa, her sınıf 20 öğrenci hesabıyla, okuluma vereceği öğrenci sayısı en fazla 320’dir, 321’inici öğrenciyi vermeyecek, boş okula yönlendirecek. Bunu planlamak zor değil.”

İKİLİ EĞİTİMİ ORTADAN KALDIRALIM
En başta, sabahçı öğlenci biçiminde uygulanan ikili eğitimi ortadan kaldırmak gerektiğini söyleyen Zafer İncebacak “Böylece hem öğrenciler açısından bu büyük eşitsizliği ortadan kaldırmış olursunuz hem ‘norm fazlası öğretmen’ sorununu çözersiniz.” dedi. İkili eğitim 50-60 yıl önce, öğretmen sayısının yeterli olmadığı şartlarda hoş görülebilir bir uygulama olduğunu belirten İncebacak, şöyle konuştu:
“Ama şimdi öğretmen sayımız yeterli. Boşta öğretmen varken evlatlarımızın bir bölümünü ikili eğitime mahkum etmek, akıl alır bir şey değil. Öğretmen varken sınıflarımız neden 30 kişilik, 40 kişilik, 50 kişilik olsun? ’10 kişiden az öğrenci varsa sınıf açılmaz’ diye bir şartı neden sürdürelim? Var olan imkanlarımızı seferber edelim. Velimiz, öğrencimiz, öğretmenimiz eğitime, öğretime odaklansın.
“Ücretli öğretmen uygulamasına da son verilmeli. Öğretmeni kadrolu olarak atayacaksın, ona bir okul, bir sınıf, öğrenciler vereceksin ki öğretmen de asli görevini gönül rahatlığıyla yapsın, diken üstünde oturmasın.
“Birleştirilmiş sınıf uygulaması, ikili eğitim uygulaması, bunlar günümüz koşullarında akıl alır uygulamalar değil. Ama Bakanlık ısrarla sürdürüyor.”

‘GÖZDE’ OKULLAR ‘ATIL’ OKULLAR

İncebacak, Bakanlığın neoliberal zihniyetten kurtulma çabası sergilediğini ancak kurtulamadığını söyledi. Plansızlığın bu zihniyetin sonucu olduğunu ifade eden İncebacak, aynı felsefeyle okullar arasında rekabetin körüklendiğini, bunun yanlış olduğunu belirtti. Zafer İncebacak, durumu şöyle özetledi:

“Belli merkezlerde ‘gözde’ okullar, kenarlarda ‘atıl’ okullar ortaya çıktı. Hepsi Milli Eğitimin okulları. Bu durum kabul edilemez. Bakanlık, okullar arasındaki imkan farklarını, fiziki koşul farklarını gidermekle yükümlüdür. Aileler çocuğunu ‘gözde’ okullara kaydettirmek için çırpınıyor, adres değiştiriyor, bir yolunu bulup kaydettiriyor. Aileye o yolu kapatacaksın, tamamen ortadan kaldıracaksın. Okulların olanaklarını eşitleyeceksin.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir