AK Parti içindeki fon vurgunu sınavı

Hasbi dava adamlığı serbest piyasa hırsına yenik mi düşüyor?

Ahmet Arslan-SAVAŞ YÜCEL

AK Parti içindeki fon vurgunu krizi, mali bir yolsuzluğun ötesinde etik ve ideolojik bir hesaplaşmayı gündeme taşıdı. ‘Hasbi’ dava adamlığı ile serbest piyasanın ‘hesabi’ çıkar hırsı aynı çatı altında çatışıyor. İktidar, kendi içindeki bu ‘zübük’ siyasetçi tipiyle büyük bir sınav veriyor.

Türk siyasetinde kendisini bir “dava hareketi” olarak tarif eden ve ülkeyi 24 yıldır aralıksız yöneten AK Parti’nin içinde cereyan etmekte olan fon vurgunu olayı, basit bir mali yolsuzluğun ötesinde, siyasi, ideolojik, etik ve sosyolojik boyutlarıyla büyük bir kriz yaratmış durumda. Pek çok siyasi ve bürokratın da dahil olduğu belli olan vurgun, parti çevrelerinde hem bir hayal kırıklığı ve öfke, hem de büyük bir şaşkınlıkla karşılanıyor. Nasıl karşılanmasın ki, AK Parti’nin, o siyaseti kişisel menfaatlerini önceleyerek, makam sahibi olmayı gözeterek değil; halka ve hakka hizmet ruhuyla yapan yerli ve milli dava adamı “hasbi karakteri” bir nevi suikaste uğramıştır. Suikasti yapanlar, izahı olmayacak kadar büyük bir soygun sırasında enselenen Özalcı, serbest piyasacı, işini bilirci, küresel sermaye işbirlikçisi “piyasa karakteri” ne sahip bir güruhtur. Özal “bir koyup üç almaktan” bahsederdi ama bu kişisel ikbal peşinde koşanlar, bir koyup onlarca kat almayı başararak “rahmetliyi” bile kıskandırmış olmalılar. Peki tamamen maddiyatçılaşmış, emperyalist-kapitalist piyasaya uymuş, buradan güç devşirme koşan, özel çıkar mantığı ve kar hırsıyla hareket eden, iktidar gücünü şahsi emellerine alet eden bu “zübük” siyasetçi örneği ile Batı merkezciliğe karşı, piyasa mantığını öncelemeyen, emperyalist sisteme alternatif öneren, akıl ve gönül birlikteliğini savunan, insanın insan üzerindeki sömürüsüne itiraz eden ve bir “dava”ya hizmet etme anlayışı ile hareket eden siyasetçi tipi, aynı partide bir arada olabiliyor? Başka bir deyişle nasıl AK Parti’nin içinde bir AKP var olabiliyor?

KAPİTALİST SİSTEMİN “SAHİP OLMA”YA DAYALI “PİYASA KARAKTERİ”

Aslında bu karakteri hepimiz tanıyoruz. Çünkü içinde yaşadığımız kapitalist sistem, insanın “kendi olma” potansiyelini bastırarak onu sistemli bir biçimde “sahip olma” dürtüsüne mahkum etmek üzerine inşa edilmiştir ve bu nedenle az ya da çok bu karakterin özellikleri hepimize sirayet etmektedir. Bu karakter yapısının en temel tahrik mekanizması; kar elde etmek, maddi serveti olabildiğince büyütmek ve bireysel çıkarı toplumsal yararın üstünde tutarak maksimize etmektir. Modern politik iktisadın temel yasası haline gelen bu mantık, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olan kesimlerde, yalnızca servet yaratma aracı olarak iş görmez; aynı zamanda insan emeğini ve yaratıcılığını da nesneleştirir. Karl Marks’ın yabancılaşma teorisinde belirttiği gibi, sermaye birikimi süreçlerinde emek, emekçinin karşısına kendisinden bağımsız, onu yöneten yabancı bir güç olarak çıkar. İnsan, ürettiği nesneye ve nihayetinde kendi türsel varlığına yabancılaştıkça, yaşamsal doyumunu ancak satın alabildiği, elinde tutabildiği ve tescil edebildiği nesneler üzerinden kurgulamaya başlar. Böylece kapitalizm, bireye sürekli olarak ne kadar çok şeye sahip olursa o kadar çok “var olacağı” illüzyonunu aşılar. Bu sistematik zorlama kalıcı bir doyumsuzluk çarkı yaratır; zira sermayenin niteliği gereği sonu gelmeyen birikim arayışı, bireysel ölçekte de bitmek bilmeyen bir tüketme ve mülk edinme ihtirasına dönüşmektedir.

EMPERYALİST HEGEMONYA VE MADDİ GÜÇ TUTKUSU

Vurgun olayındaki piyasa karakterinin, zaten milyonlarca insanın rüyasında bile göremediği bir mal varlığı ve birikime sahipken, bununla yetinmeyip, başkalarının hakkına girdiğini bile bile neden çok daha büyük kazançlar peşinde koştuğu herkesin şaşkınlıkla sorduğu bir sorudur. Söz konusu örnekte görülen dinamikler, basit bir sınıf atlama veya ekonomik refahını artırma arayışının çok ötesindedir. Buradaki temel saik, devasa maddi gücü siyasi ihtirasla birleştirerek toplum ve devlet mekanizması üzerinde hegemon bir konum elde ederek, emperyalist güce bir şekilde yamanma arzusudur. Emperyalist sistem, basit maddi mal mülk sahipliğinin ötesine geçerek; coğrafyalara, bilgiye, insan kaynağına, şöhrete ve toplumsal zihinlere “sahip olmayı”, onları ele geçirmeyi ve dilediğince araçsallaştırmayı hedefler. Mala, mülke sahip olmak yetmez; insana ve bilgiye “sahip olmak”, onları ele geçirmek, kendine mal etmek, onları öznel özerkliklerinden soyutlayarak egemenlik altına almak ve kendi çıkarına ram etmek esas amaçtır. “Sahip olmak” eylemi böylece nesneleri aşarak insanlara, kurumlara, karar alma mekanizmalarına ve nihayetinde toplumsal geleceğe sahip olmak anlamına gelen bir hegemonya arayışına evrilir. Piyasa karakteri, artık bu finansal büyüklük ve siyasal koruma kalkanı sayesinde kuralların üstünde durabileceğini, toplumsal rızayı ve yargısal denetimi hiçe sayarak kendi mutlak egemenlik alanını tahkim edebileceğini varsayar.

VARLIĞIN SAHİBİ DEĞİL ÇOBANI OLAN HASBİ KARAKTER

GOOGLE'da KıvılcımHaber

“Bir şeylere sahip olan insan değil, kendisi bir şeyler olan insan, tam olarak gelişmiş gerçekten insan olan insandır.” diyen Erich Fromm, Karl Marks’dan türettiği bu manifestovari cümlesi ile insanın asıl gelişiminin ve özgürleşmesinin mülkiyet biriktirmekle (sahip olmak) değil; aklını, sevgisini ve yaratıcı potansiyelini üretken bir hayata geçirmesiyle (olmak) mümkün olduğunu savunur. Benzer bir anlatıyı, AK Parti’nin entelektüel ismi İbrahim Kalın’ın yazdığı kitaplarda da görürüz. Buralarda öne çıkan öğelerden biri olan “hasbi karakter”, durmadan bir şeylere sahip olma peşinde koşan “piyasa karakteri”nin zıddıdır. Kalın’ın tahlillerinde, ileri kapitalizmin şekillendirdiği kâr-zarar, fayda-maliyet ve piyasa mantığına dayalı hesabi yapının karşısına çıkarılan alternatif karakter, tek bir sıfatla hasbidir. Kapitalizmin her şeyi metalaştıran ve alınıp satılır kılan mantığı doğrultusunda, varlığı ve insani ilişkileri araçsallaştırarak piyasa kurallarına indirgeyen yapısı karşısında Kalın, karşılık veya kişisel çıkar beklemeden, bir eylemi ve iyiliği sırf kendi zatında iyi, doğru ve güzel olduğu için gerçekleştiren varoluşsal bir duruşu temsil eden, iyiliğin ve erdemin araçsallaştırılamayacağını, hesaba ve kitaba sığmayacağını esas alan hasbi karakteri savunur. Hatta “İyilik yaparsan iyilik bulursun” gibi eylemin değerini elde edilecek pragmatik sonuçlara bağlayan “tüccar ahlakı” yerine; karşılık beklemeden mazlumun yanında durmayı, adaleti savunmayı ve iyiliği bizatihi gaye edinmeyi esas alır. Hasbi karakter, aklı, mekanik ve duygusuz bir hesap makinesi olarak kullanmaz; onu kalp ve vicdanla bütünleştirir. Karakterin zihinsel omurgası; mantıki doğruluğu temsil eden akl-ı selîm, manevi ve kalbi olgunluğu temsil eden kalb-i selîm ve estetik duyuşu temsil eden zevk-i selîm melekelerinin uyum içinde çalışmasıyla biçimlenir. Hasbi duruş; insanları, doğayı, sanatı, dini ve değerleri piyasa mantığı içinde tüketilecek birer “meta” veya araç olarak görmeyi reddeder. Kendini evrenin merkezine koyan kibirli bir “efendi özne” olmak yerine; Yaratıcı’nın yeryüzündeki halifesi, ilahî emanetin taşıyıcısı ve “Varlık’ın çobanı/muhafızı olma” tevazusunu benimser. Kalın, modern kapitalizmin kâr maksimizasyonu ve çıkar odaklı düsturuyla insan emeğini, kültürü, sanatı ve tabiatı alınıp satılan birer “meta”ya dönüştürdüğünü vurgular. Kapitalizmin doyumsuz bir tüketim çarkı döndürmek adına insanın fıtrî olarak sınırlı olan ihtiyaçları yerine, sınırsız olan arzularını “sonsuz ihtiyaçlar” şeklinde kodladığını ifade eder. İslam iktisadının ticareti ve refah üretimini (ümran) teşvik etmekle birlikte servetin tekelleşmesini önleyip topluma yayılmasını esas aldığını belirtir. Mülkiyete “sahip olmak” yerine onu bir emanet bilip korumayan “sahip çıkmak” ilkesini alternatif düzen olarak sunar.

SİSTEMSEL ÇELIŞKİ VE KAPANMAZ YOL AYRIMI

Metafizik bir zeminde de olsa Kalın’ın tarif ettiği “hasbi karakter” in emperyalist-kapitalist sisteme değil, kamucu-toplumcu, mülkiyetin sınırlandırıldığı, iktidarın denetlenebildiği, adil bir dünya düzenine ait olduğu çok açıktır. Servetin tekelleşmesi, emeğin hatta doğanın ve insani duyguların bile metalaşması, tüketim ve mal mülk sahipliği peşinde koşma kültürü, özel çıkarını maksimize etme davranışlarının hepsi kapitalizme içkindir. Karşılık veya kişisel bir çıkar beklemeden hareket eden insan bu sistemde enayi yerine konulur. “Akıllı” olan; mal mülk edinmede ustalaşan, “işini bilen”, sahip olduğu şeyler kadar değeri olduğunu anlayan, hatta elde ettiği maddi gücü hegemonyaya çevirebilendir. Hem dava adamı “hasbi karakter” olmayı savunup hem de serbest piyasacı, özel çıkarcı sistemi savunmak, bir açmazın içinde çırpınmaktır. Emperyalist-kapitalist sistemle uyumlu olan AKP’nin serbest piyasacı karakteridir. Serbest piyasacılığın durmadan zehirlediği hasbi dava adamı, sadece “var olarak” değil, eylemleriyle ve programıyla ona karşı olmak zorundadır. Ya serbest piyasacı Özallara, Betül para Sayanlara dönüşecek ya da bu yozlaşmış sistemi değiştirecektir. Tıpkı devrimci peygamber Hz. Muhammed’in yaptığı gibi …

AYDINLIK

CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v80), quality = 90

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir