
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen:
“Avrupa’yı Türk, Rus ve Çin etkisinden koruma” çağrısı yaptı.
Türkiye’de her ne kadar TRÇİ İttifakı üzerinde siyasi iktidar safları dahil yoğun tartışmalar yaşansa da görünüşte esas eğilim NATO ve AB yönündedir. Yani Türkiye nesnel olarak Avrasya’ya yöneliyor, ancak kafa Atlantik>’te kalmaktadır.
Buna göre von der Leyen’in çağrısını nasıl yorumlamak gerekmektedir?
500 yıllık Batı uygarlığı gerileme içinde,
Atlantik sistemi çözülme sürecini yaşamaktadır.
Atlantik sistemindeki çözülme süreci sistemin iki temel kanadını,
ABD ile AB ülkelerini karşı karşıya getirdi.
ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki derin çatlak onarılacak gibi değil;
Gittikçe de derinleşmekte, genişlemektedir.
Meseleye daha derinliğine bakılırsa çatlak sadece ABD-AB arasında da değildir.
Atlantik’in iki yakası bir bütün olarak ayrışırken,
ABD kendi içinde yarılmaktadır.
Eyaletlerde ayrılma ve bağımsızlık eğilimleri gelişmektedir.
Avrupa devletleri arasında parçalanma yaşanmaktadır.
Ayrıca her bir AB devleti içinde ayrılıklar yoğunlaşmaktadır.
Almanya ile Fransa ve İtalya arasında çelişkiler şiddetlenmektedir.
Almanya’da, Fransa’da milliyetçi partiler iktidarın eşiğinde durmaktadırlar.
Macarlar Atlantik yanlısı iktidarı yıkıp geçti.
Bulgaristan’da AB ve ABD aleyhtarı bir iktidar kuruldu.
AB’DE ÜÇ BLOK
AB’de saflaşma üç blok yarattı:
Von der Leyen’in temsil ettiği Amerikancı ya da Atlantikçiler,
Dengeciler ve,
Üçüncüsü de Avrasyacılardır
Amerikancılar, ABD önderliğindeki Atlantik sistemi içinde kalmayı AB’nin çıkarlarına uygun bulmaktadır.
ABD ile AB arasında denge politikası izleyicilerine göre, ABD’den tam kopuşa gerek yoktur.
Ancak Avrupa üzerinde tam bir Amerikancı hegemonyaya da karşılar.
AB ABD’den kopmadan kendi bağımsızlığını korumalıdır.
Bu eğilimde olanların politik ilkelerini özü “stratejik özerklik” anlayışı olarak adlandırılmaktadır.
Üçüncü kutup olan Avrasya’ya yönelik çizgi ya da Avrasyacılar ise tek kutupluluğun artık dağıldığını,
Dünya kaçınılmaz bir şekilde çok kutupluluğa doğru hızla ilerlemekte olduğunu ileri sürmektedirler.
Bu süreçte Avrupa ülkeleri TRÇ’yi ve yükselen Asya’yı dışlayarak ayakta kalamaz. (*)
FAY HATLARININ TEMELİNDE ABD’NİN OYUN KURUCULUĞUNU KAYBETMESİ VAR
Bu gelişmelerin zemininde ABD emperyalizminin epeydir oyun kuramaması, oyun kurucu rolünü kaybetmesi yatmaktadır.
Çok değil 15-20 yıl önce ABD isteklerinin önünde akan sular dururdu.
Darbeler yapar, beğenmediği iktidarları devirirdi.
Çıkarlarına ters düşen ve hizadan çıkan ülkeleri topla tüfekle işgale kalkışırdı.
Saddam’ın, Kaddafi’nin başına gelenler henüz hafızalarda tazedir.
Ülkemizdeki 12 Mart ve 12 Eylül askeri Gladyo darbeleri henüz hafızalardaki canlılığını korumaktadır.
Ancak 21. yüzyılda, özellikle de 2014 yılından itibaren, ABD iyice takatten düşerek oyun kuruculuğu çakıldı.
Türkiye’de son yılların en büyük ve kapsamlı Amerikancı-NATO’cu provokasyonu Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıydı. 2014 yılında TGB-Vatan Partisi öncülüğünde püskürtüldü. Hemen ardından özgürleşen Mehmetçik sınır boylarımızda ABD-İsrail kumpası olan 2. İsrail devletçiğini darmaduman etti. Ardından 2016 yılındaki Amerikancı-NATO’cu FETÖ darbe kalkışmasını ezdi.
ABD öncülüğündeki Atlantik sisteminin artık uluslararası oyun kuruculuğunu kaybettiğinin en büyük tezahürlerinden biri de Ukrayna savaşı oldu. Rusya Ukrayna’da tüm batı ülkelerinin desteklediği Ukrayna karşısında başarıdan başarıya koştu. Çökeceği sanılan ekonomisi daha da canlandı. Ticari ilişkileri baltalanma bir kenara daha da renklendi ve canlandı. Yaptırımlara başta Türkiye olmak üzere Batı ittifakına dahil olan bazı ülkeler bile uymadı.
Son olarak ABD/İsrail-İran savaşında İRÇ İttifakı zeminindeki sert İran direnişi ve Amerika ile İsrail’in yenilgisi ABD ile AB ülkeleri arasındaki çelişkilerin iyice şiddetlenmesine yol açtı. İspanya liderinin cepheden direnişi en bariz olanıdır.
TRÇİ İTTİFAKI KAÇINILMAZDIR VE ELZEMDİR
Bu şartlarda Türkiye’nin Asya ile Atlantik arasındaki yalpalamaları denge siyasetinin son çırpınışlarına sahne olmaktadır. Küresel kuvvet dengelerinin gelip dayandığı mevcut ortamda Türkiye’nin Atlantik dünyası içinde çıkışlar araması, barış satın almaya çalışması, üzerine gelen belayı öteleme çabaları artık geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Hayata geçirilmiş olan RÇİ İttifakının eksik kanadının da devreye sokulması ve TRÇİ İttifakının kurulması zamanı gelmiştir. Türkiye yükselen Avrasya uygarlığı saflarındaki şerefli ve öncü konumlarına öyle ya da böyle geçecektir. Bu kaçınılmazdır.
(*) Fikret Akfırat, “Avrupa’daki bölünme ve Türkiye’nin yönü”, Aydınlık/ 07 Mayıs 2026

- Atlantik sisteminin gerilemesinin getirdiği çelişkiler
- “Millici ve kamucu duruşun ta kendisiyiz”
- Emekliler imza kampanyası başlattı
- MAKÜ, Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi’nde yerini aldı
- DEMEK Kİ İRAN ödevine iyi çalışmış

