Batı hayranları ve Liberallerin dillerinden düşürmediği İstanbul Sözleşmesi nedir?

Ülkede kadına şiddet ve kadın cinayetleri arttıkça kimi çevrelerin hop oturup hop kalktığı, tek çare olarak işaret ettiği ve sihirli bir değnek işlevi yüklediği İstanbul Sözleşmesi’nin gerçek içeriğini ortaya koyan aşağıdaki yazıyı KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin ilgi ve bilgisine sunuyoruz.

Takvimler 11 Mayıs 2011’i gösteriyordu; Avrupa Konseyi’nce[1] hazırlanıp, önümüze konulan bir sözleşme İstanbul’da imzaya açıldı.

AİHM’nin de bağlı olduğu Avrupa Konseyi, aynı bayrağı kullanan ve yakın işbirliği içerisinde olan Avrupa Birliği ile karıştırılmamalıdır.

Konseyin danışma organlarından biri, yerel ve bölgesel düzeyde özerkliği savunan Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresidir.

Konferansın en önemli kararlarından biri Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’dır.

9 Eylül 1988 yılında yürürlüğe giren bu anlaşmaya imza koyan devletler, iç hukuk sistemlerinde “yerel özerklik” ilkesini kabul etmişlerdir.[2]

Aklıma gelmişken hatırlatayım:

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara geldiğinde bu Sözleşmenin çekince konulan maddelerinin tümünü imzalayacağını vaat etmiştir.[3]

(Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, PKK’nın Kürt Federasyonu ve giderek de Bağımsız Kürdistan kurabilmesi için vaz geçmediği ve geçemeyeceği bir isteğidir.)

Ama bugünkü konumuz bu değildir…

ABD ve AB’nin açık desteğiyle iktidara gelen AKP hükümeti, AB’ye girme rüyaları ile kamuoyunda hiç tartışılmadan, o tarihlerde Mecliste bulunan CHP, MHP ve BDP’nin de desteği ile İstanbul Sözleşmesini imzalamıştır.

Sözleşmenin ismi bile heyecan vericidir:

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Bugün tarafı olmaktan çıkmamız tartışılan o Sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Hunharca işlenen Pınar Gültekin cinayeti ardından; tartışmanın asıl yönü değiştirilerek, sanki bu sözleşmenin gerekleri tam olarak yerine getirilseydi, bugün kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetle cinayetler olayları bu boyuta gelmeyecekti gibi bir hava estirilmeye çalışılıp, Sözleşmeden çıkılmaması için kamuoyu oluşturmaktadır.

Öncelikle belirtelim ki:

Kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın bu hususta; Türk Medeni Kanunu, 6284 Sayılı Kanun[4]ve Türk Ceza Kanununda yeteri kadar koruyucu hükümler vardır…

Türk kadınına yaşatılan kâbusların nedeni, tamamen siyasi iktidarın kadına bakış açısından kaynaklanan uygulama eksikliğindendir…

Kadınımızı korumak için uluslararası sözleşmeye ihtiyacımız yoktur.

Kadınlar; anamız, kız kardeşimiz, eşimiz ve kızımızdır…

Ne yazık ki, en acımasız katilleri yetiştirenler de bizim kadınlarımızdır!..

Suçluları kendi içerimizden, yine kendimizin arayıp ortaya çıkarması gerekir, yabancıların değil!..

Kaldı ki, uluslararası sözleşmeler, iç hukuk kurallarımızın üstündedir; Anayasa aykırılıkları dahi ileri sürülemez.[5]

Bu sözleşmelerin içerdikleri sakıncalar, sözleşmeler yürürlükte olduğu sürece devam eder…

Hal böyle olmasına rağmen, İstanbul Sözleşmesi nasıl oldu da gözümüzden kaçtı anlamak mümkün değildir!?

Simdi anlıyorum ki, meğer biz o tarihlerde; beş duyumuzu AKP’den kurtarmaya tahsis etmişiz; dünyayı altımızdan çekip alsalar farkında olmayacakmışız…

Bütün gücümüzü ve mesaimizi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı getirmekle görevli “Sakin Güç” Kemal Kılıçdaroğlu’nu iktidara getirmek için harcıyorduk.

24 saat çalışıyorduk…

Dürüstçe kabul ediyorum:

Aşağı yukarı aynı durumundayız; bizi de Atatürk’le aldattılar!

Suçumuzu itiraf ediyoruz, cezamız neyse çekmeye hazırız…

İstanbul Sözleşmesi[6], sıradan bir vatandaş tarafından okunduğunda, kadını şiddetten koruyan bir metin olduğu sanılıyor.

Ancak, hukukçu titizliği ile incelendiğinde, tehlikeli bir Truva Atı gibi, içerisinde gizlenmiş düşmanların olduğu fark edilebiliyor.

Sözleşmenin 66. Maddesinde:

“Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı eylem uzman grubu Sözleşmenin taraflarca uygulanmasını izler”[7] hükmü mevcuttur.

Bu uzman grubunun özel adı: GREVIO’dur.

Usul kurallarını kendisi belirleyen GREVIO, sözleşmenin ek bölümünde yer alan İMTİYAZ ve MUAFİYETLERDEN de yararlanır…

İşte bütün dikkatimizi vereceğimiz nokta bu açık-gizli örgüttür!

Dilerseniz GREVIO örgütüne sözleşme ile sağlanan imtiyaz ve muafiyetleri tanıyalım:

GREVIO üyeleri:

-Tutuklanamaz, gözaltına alınamazlar, eşyaları hacizden muaftır; yazdıkları ifadeler ve gerçekleştirdikleri eylemlerden dolayı yasal işlemlerden muaftırlar.

Eylem serbestileri vardır!

-Görevlerini yerine getirdikleri ülkeye giriş-çıkışlarda hareket serbestliği üzerindeki her türlü kısıtlamalardan ve yabancıların tabi oldukları kayıt işlemlerinden muaftırlar.

Hareket serbestileri vardır!

-Yabancı hükümetlerin geçici resmi görevlisi olan temsilcilerine tanınan kolaylıklardan yararlanırlar.

Diplomatik muafiyetleri vardır!

-Taşıdıkları belgelerin GREVIO’nun faaliyetleri ile ilgili olduğu sürece, dokunulmazlıkları ihlal edilemez. Haberleşmeleri hiçbir şekilde engelleme ve sansüre tabi tutulamaz.

Belge dokunulmazlığı ve sınırsız haberleşme özgürlükleri vardır!

-Ziyaret ettikleri ülkelerde tam bir konuşma özgürlükleri var.

Terör örgütü propagandası yapabilirler!

Hal böyle olunca, kısaca İstanbul Sözleşmesi’ne; yabancı istihbarat örgüt ajanlarının -ceplerine GREVIO kimlik kartı koyduktan sonra- Türkiye’deki faaliyetlerini rahatlıkla ve güven içerisinde sürdürebilme sözleşmesi diyebiliriz…

Ve bu sözleşme hükümleri bizim iç hukuk kurallarımızın üzerindedir.

İç hukuk kurallarımızın Anayasaya aykırılığı ileri sürülebilir, ama bunların sürülemez.

Bu sözleşmeyi imzalamakla, egemenliğimizin bir kısmını (yargılama erkinin soruşturma safhasını) devretmekle kalmadık, ayrıca Truva Atı ile içerimize yabancı istihbarat örgütlerinin sızması için elverişli bir kapı da açtık…

Bana kimse, İstihbarata Karşı Koyma (İKK)[8]diye bir tedbirimiz olduğu masalını anlatmayın.

Sizin İKK tedbiri almakla görevlendirdikleriniz, GREVIO üyelerini kimliği ortaya çıktığında, utancından bu ülkenin görevli memuru olduğunu gizlemek zorunda kalacaklardır…

Yabancı istihbarat örgütlerine alan açan İstanbul Sözleşmesi’nden, bir gün dahi beklemeden imzamız çekmemiz şarttır.

Av. Cemil Can

[1] https://www.coe.int/tr/web/about-us/structure
[2] Türkiye, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde bazı maddelerine çekince koyarak imzalamıştır. Şartın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 8 Mayıs 1991 tarih ve 3723 sayılı Kanun, 21 Mayıs 1991 tarih ve 20877 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[3] https://odatv4.com/kilicdaroglunun-soz-verdigi-avrupa-yerel-
yonetimler-ozerklik-sarti-bakin-neymis-0609141200.html?fbclid=IwAR2Lm0QdViwC25NR8MjwYYu7ZjTxxnxFLSy-
sL7IY66CFTq9TV7WvScgSMU
[4] https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6284.pdf
[5] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tc_anayasasi.maddeler…
[6] https://www.istanbulbarosu.org.tr/files/docs/khum/KHMIS.pdf
[7]  http://www.magdur.adalet.gov.tr/images/istanbul-sozlesmesi.pdf?fbclid=IwAR3QvVyfPvdYOtgXG3MErZ5Zm4BgRPL5QvCCA_
r3HGAAaWLuDDUWj2EVG0E
[8] Karşı istihbarat ya da “kontrespiyonaj”, istihbarata karşı koyma, istihbarat teşkilatı tarafından yapılan hasım ve düşman haber alma teşkilatlarının kendilerine karşı bilgi toplama ve elde etmelerini önleme veya elde edilecek bilgiyi “manipüle” etme (yönlendirme-ekleme, çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme) faaliyetleridir.
https://www.mit.gov.tr/ikk_seminer.html

İstanbul Sözleşmesi’nin tüm maddeleri için tıklayınız

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir