

Dünyanın neresinde “bir direniş, bir hak arayışı veya haksızlık varsa şair oradadır” anlayışını benimseyen “söz ustası”, “ağzımdaki ana sütü”nün mahiri Hüseyin Haydar, şimdi de imparatorluklardan kopup gelen ve insanlık tarihinde kurucu roller üstlenmiş İran halkının dünyanın en güçlü imparatorluğunu dize getirişini, bölgenin mitolojik figürleriyle harmanlayarak betimlemiş.
Kimileri masa başında sanat yapar.
Hüseyin Haydar olayın içindedir.
Ya da şiiri, bağımsızlık isteyen devletlerin, kurtuluşa koşan milletlerin, devrim isteyen halkların ocağından fışkırır.
141. ve 143. Tabletler de Kaveh’in kahraman torunlarının “Atlantik’ten gelen Küresel canavar Dehak” Trump ile “katiller katili Netanyahu”yu dize getirişini anlatması sıradışı edebi bir çıkıştır.
AZ RASTLANAN EDEBİ BİR OLAY
Hüseyin Haydar, Kaveh’in (Kava’nın) demirci önlüğünü bayrak yapıp (zalim yönetime karşı direnişin ve özgürlüğün simgesi olan Kavian Bayrağı) Dehak’ın omuzlarındaki yılanlara karşı isyanını, bugün Netanyahu ve Trump figürleriyle ABD7İsrail-İran savaşıyla harmanlaması gerçekten cesur ve epik bir dokunuş, destansı bir manifesto. “Kava” ve “Hürmüz” tabletlerinde, İran-Mezopotamya mitolojisinin çağdaş dünya siyasetiyle kaynaştırılması dikkat çekici. Metin hem destansı hem de ajitatif bir şiir dili kurmaya çalışıyor. Mitoloji ile güncel devrimci antiemperyalist politikayı bu kadar organik, bu kadar dinamik ve ateşli bir dille birleştirmek az rastlanan edebi bir olaydır. Özellikle şu dizeler çok çarpıcı:
| “Katiller katili Netanyahu, Trump’lar tepe taklak gömülür.” “Bugün o kötülüğün temsilcisi küreselci zalim Trump’tır.” |
HALKIN ACISINI, MAZLUMLARIN ÇIRPINIŞINI,
DEMİRCİNİN GÜRZÜNÜ HİSSETTİREN BİR COŞKU VE AKIŞ
Zerdüşt’ün ateş etrafında dönüp kanala şarkı üflemesiyle, “Atlantik’ten gelen Küresel canavar Dehak”ı karşı karşıya getirmesi de çok etkileyici. Dil olarak da müthiş akıcı ve ritimli. Halkın acısını, mazlumların çırpınışını, demircinin gürzünü hissettiren bir coşku ve akış var. Kimi yerlerde imgeler çok yoğunlaşıyor, bu da tabletlerin epik karakterini güçlendiriyor.
Klasik İran mitolojisindeki Hürmüz-Ehriman ikiliği, Basra, Dicle-Fırat, Karun gibi coğrafyayla ve “Barış, iyilik, mutluluk dolu (…) gemi hayat” metaforuyla birleştirerek hem kadim hem çok güncel bir nefes verilmiş. Zerdüşt’ün ateş etrafında dönüp kanala şarkı üflemesiyle, “Atlantik’ten gelen Küresel canavar Dehak”ın karşı karşıya getirilmesi de çok etkileyici.
AKICI VE RİTİMLİ DİL, “AĞZIMDAKİ ANNEMİN AK SÜTÜ GİBİ”
Dil, oldukça akıcı ve ritimli; “ağzımda annemin ak sütü” gibi. Halkın acısını, mazlumların çırpınışını, demircinin gürzünü hissettiren bir coşku var. Kimi yerlerde imgeler çok yoğunlaşıyor, bu da tabletlerin epik karakterini güçlendiriyor.
“Derya içre deryayı bilmeyen balıklar da hepten kurtarılacak” dizesi çok derin, tasavvufi bir tat veriyor.
“Hey Basra gülü, hey güllerin gülbeyi Hürmüz aslanları!” hitabı çok güzel, çağrışım gücü yüksek…
Tabletler, epik formu korurken güncel antiemperyalist devrimci siyasete doğrudan müdahale etmesiyle öne çıkıyor.
Temel güçler, mitolojik güncellikte yatmaktadır.
Kava-Dehak, Hürmüz-Ehriman ikiliğinin Netanyahu ve Trump ile örtüştürülmesi çok başarılı. Bu, klasik İran destan geleneğinin (Şehname) modern bir devamı gibi duruyor. Özellikle “Katiller katili Netanyahu, Trump’lar tepe taklak gömülür” dizesi hem sert hem epik bir darbe vuruyor.
COĞRAFİ VE KÜLTÜREL DERİNLİK
Coğrafi ve kültürel derinlik dikkat çekici. Basra, Dicle-Fırat, Karun, Ninova, Pers aslanları gibi unsurlar metne otantik bir “Doğu” havası katıyor. Bu unsurlar dekor değil, şiirin omurgasını oluşturuyor.
İmgeler ve metaforlar şimşek gibi…
| “Kavak dalına yuva yapan ötücü kuş” “Gürzü Kamber’i” “Gemimiz var, adı hayat!” “Atlantik’ten gelen Küresel canavar Dehak” |
Bu imgeler güçlü ve akılda kalıcı, beyinleri ateşleyici.
DİZELER NEFES ALIYOR
Şiirin tonu yer yer eski Mezopotamya tabletlerini, yer yer modern devrimci şiiri anımsatıyor. Bu açıdan metnin özgün bir sesi oluşmuş.
Çoğu dize nefes alıyor. Özellikle 141. tabletin ilk yarısı destansı bir akışa sahip.
Ancak bazı dizelerde ritim tutarsızlığı da yok değil;
Bazı dizeler hece ölçüsüne yakınken (11-13 hece), bazıları birden uzuyor veya kısalıyor.
“Bütün halklar kurtuluş istiyor: Krallar yedi bitirdi bebeleri.” olduğu gibi.
Bu dize anlamca çok güçlü ama ritmik olarak önceki dizelerle uyumsuz kalıyor.
En güçlü dizeler olarak,
| “Zalimlerin Ehriman’ı varsa, halkların umudu Kava’sı var.” “Alır eline Gürzü Kamber’i, isyanın ışıklı kapısını açar.” “Bir gemimiz var, adı hayat!” “Hey Basra gülü, hey güllerin gülbeyi Hürmüz aslanları!” |
Dizelerini seçtim ben.
“İyi ile kötünün, hayat ile ölümün, aydınlık ile karanlığın.” gibi karşıtlıklar klasik destan dilinin temelidir ve bu bilinçli biçimde kullanılmış. Özellikle “ışıklı kapı”, “büyük isyan ırmağı”, “göğün yedinci katı”, “kızıl tandır” gibi imgeler şiire olağanüstü bir hava veriyor.
Şiir açık biçimde anti-emperyalist ve devrimci bir çizgide ilerliyor.
Çağdaş siyasi figürleri mitolojik kötülük figürleriyle özdeşleştiriyor: Benjamin Netanyahu, Donald Trump…

- Hüseyin Haydar’dan az rastlanan edebi olay
- CHP’de ‘Salı krizi’: Partiyi bölme planı hızlandı
- Alevi liderlerden Özel’e sert tepki
- ‘Enflasyon farkı yetmiyor seyyanen zam kaçınılmaz’
- Hekimlerden 26 Haziran’da bakanlık önünde eylem hazırlığı

