

87. Tablet, Hallacı Mansur (*)

Sırrımı kimse bilmeyecek, erenlere sorsan beni,
Yağlı urganlar boğabilir mi hakkın cesaretini?
En fazla bir taş, çatlayacak sonunda, o Zühre’mdir,
Bana mırıldandı kendi aşk hecelerini, sarı yıldız,
Sahipsiz beden ile sahipli ruh yer değiştirdi o anda.
Ey Yunus kavlim sana, meylim biçare abdaladır:
Mollaların bastığı medreseden Cenneti kurtardım,
Kesilen kimdir, bir kadeh kan içirdim Şeytan’a.
Bir benlik, bir senliğim yok, serim deryadan derin,
Öylesine uçuyorum ki ey ana, kendimden emin,
Yemedim yavan bir lokma, aç kuş kalmasın dedim.
Halledin şu zındığı, diyor demir yüzlü halifeniz, **
Törene zaman olmayacak, ipimi gerin yâre gidelim:
Tutunmuş gövdeler birbirine, İslam taş kesilmiş.
Öylesine hızlı gidiyoruz ki vahdetimize, âlemle biz,
Durmak yok canlar, zamanda aman yoktur.
Aşk ehli gelir kollarını açar, kucaklar sevgiliyi,
Zülfü kınalı oğullar tarihin şöhretini afete** yollar.
Hakkımızı hiçbir zerre unutmayacak, Enelhak’tır,
Yıkılıp kalmak yoktur, korur dünya geleceğini.
Yapışmış bileklerime Hamit’in*** kanlı pençeleri.
Saray, parmaklarını geçirmiş göğüs kemiklerime,
Ey Dicle’nin delice köpükleri sakla aşığın küllerini.
Aldı abdestini tepeden tırnağa, kendi kanıyla.
Hallaç’ın pamuğu yıldızlara yatak yorgan oldu:
Kaz mezarcı, gökyüzü gülistan olsun, şan bulsun,
Bir daha zuhur etmesin köle ile köleci insan.

| (*) Hallâc, 26 Mart 922 tarihinde Bağdat’ın Bâbüttâk denilen semtinde önce kırbaçlandı; burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonra idam edildi. Başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi; gövdesi yakılıp külleri nehrin sularına savruldu. Kesik başı iki gün köprüde dikili bırakıldıktan sonra Horasan’a gönderilerek bölgede dolaştırıldı. (**) Şöhret Afettir: Hz. Muhammed’in hikmeti. (***) Hamit: Hallacı Mansur’un baş düşmanı vezir. |



