“Fikri milli, İrfanı milli, vicdanı milli” ŞAİR

FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR,

“Fikri milli, İrfanı milli, vicdanı milli” ŞAİR

(2021 Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı yılı Münasebetiyle)

İstiklal Savaşında, Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilinceye kadar siyasetle uğraşmayan M. Akif  (9 Mayıs 1920) Ankara’ya gelince Burdur Millet Vekili olarak T.B.M.M. ne girer. Üzerinden  bir ay geçmeden Burdur’a koşar. Halkı Milli Mücadele saflarına davet eder. Konuşmalar yapar. Burdurlular, onu büyük heyecanla karşılar bağırlarına basarlar.

 Mehmet Akif, Burdur’da bir hafta kadar kaldıktan sonra, Sandıklı’ya uğrar. Orada cami, cami dolaşarak halkın mücadele gücünü artırmaya çalışır. Antalya üzerinden Ankara’ya döner.

 Mehmet Akif, İstiklal Savaşımızın manevi komutanlarından biridir. Cephede çarpışan Mehmetçiğin, cephe gerisinde milletin düşmana başkaldırma gücünü ayakta tutan, ümitsizliği, korkuyu, yılgınlığı dağıtan büyük bir iman kaynağıdır.

 Mili Mücadeleden zaferle çıktıktan sonra, yeni Türkiye’nin kurucuları arasında O da vardır.

Bu büyük ilim ve fikir mücahidinin Cumhuriyetimizin ilk meclisinde Burdur Milletvekili olması Burdurlular için onur kaynağıdır

Onun 63 yıllık ömrü destan güzelliğindedir. İçerisi insanı hayrete düşüren, şaşırtan, büyük fırtınalar, büyük heyecanlar, büyük savaşlar, büyük fedakârlıklar, büyük ahlak ve karakter örnekleriyle doludur. Milli marşımız kadar “Çanakkale Şehitlerine”  yazdığı şiirle de gönüllerimizde taht kuran Mehmet Akif’e dair bazı renkli kesitler sunmak istedik bu yazımızda.

       “Doğacaktır sana vaat ettiği günler hakkın-

   Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın…” beyti için sorarlar;

—Bu bir kehanet miydi? Nasıl bu kadar inanabildin?

Akif’in cevabı;  “Başımızdakini kim görse ona inanırdı”

Akif’i zafere inandıran b kişi bilindiği gibi başkumandan Mustafa Kemal ATATÜRK’ten başkası değildir.

Çanakkale’de Türk Ocaklarının vatanın her köşesinde yetiştirdiği, milli duygular ve fikirler etrafında topladığı yüz bine yakın genç er,  yedek subay ve tıbbiyeli şehit düşmüşlerdir.  Tarihimiz milletimizin bu kadar aydınını bir arada toprağa verdiği bir başka savaşı kaydetmemektedir.

Çanakkale’de İngilizler (205) İki yüz beş, Fransızlar 47 bin asker kaybetmiş. Sonra da mağlup, yaralı ve mahcup şekilde “Geldikleri gibi çekilip gitmişlerdir;”

Zafer sonrası Osmanlı Türk Cihan Devletinin her köşesine telgraflar çekilmiştir.

 ‘Çanakkale Savaşında ordumuz muzaffer oldu, düşman kuvvetleri perişan ve mağdur bir şekilde geri çekiliyorlar’   müjdesi Mehmet Akif’e Medine’deki El Muazzam istasyonunda ulaşır.

“Ay bedir halindedir. Akif çöl gecelerinin parlak yıldızlı semasını zaferimizin şerefine aydınlatan ayın efsanevi ışıkları altında,  güneşi unutturacak kadar parlak çöl gecesinde Medine El Muazzam İstasyonu binasının arkasındaki hurmalığın içine çekilir orada sabahlar. Hıçkırıkları duyulmaktadır. O emsalsiz Çanakkale’ye layık destan bu hıçkırıklar içinde ortaya çıkar.     

Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi,

En kesif orduların yükleniyor dördü, beşi,

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı,

Nerde gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı,

 ‘Sabahleyin vazifesini tamamlamış az kula nasip olan insanın rahatlığı içinde “Teşkilatı Mahsusa”  reisi Kuşçubaşı Eşref Paşanın yüzüne derin, derin bakar ve;

 “Eşref, artık ölebilirim, gözlerim açık gitmez” der.

Akif hem Mülkiye, hem Baytar Mektebinde Türkçe, Arapça, Acemce, Fransızca, bu dört dilde okul birincisidir. Baytar Mektebini de birincilikle bitirmiştir.

Altı- yedi Türkçe bilmektedir.

Tekke-medrese- Türkçesi

Tanzimat- Türkçesi

Servet-i Fünun- Türkçesi

Ev ve sokak Türkçesi

Yüksek tahsilini tamamladığı sırada Kur’an baştan sona ezberindedir, yani hafızdır.

Gençliğinde pehlivanlığa merak sarar, kispet giyer, Çatalca’nın köylerinde güreşlere katılır.

Yüzmek, atlamak, taş atmak, koşmak gibi sporlar ile vücudunu geliştirir.

  Bir ara ney üflerse de, bu alanda kendini başarılı bulmaz ve üflemeyi bırakır.

 Gördüğü haksızlığa katlanması mümkün değildir. Devlet memurluğundan istifa ettiği sırada  20 yıllık devlet memurudur.  “ Niçin görevinizden istifa ediyorsunuz? “ diye sorulduğunda;.

“Umuru Baytariye Müdürü Abdullah Efendi, vazifesinden haksız olarak azledildi ondan !” diye cevap verir.“İyi ama size karşı yapılmış bir haksızlık yok ki?” derler.

“Arkadaşlarıma yapılan, bana yapılmış demektir! Buna katlanamam !” diye cevap verir.

 Onun sağlam karakterini, sağlam ahlak yapısını şu mısralarında görmek mümkündür.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum.

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırmada geç git diyemem aldırırım

Çiğnerim çiğnenirim Hakkı tutar kaldırırım.

Mehmet Akif, ömrü boyunca verdiği söze bağlı kalarak  yaşar.

Arkadaşları, bir kez olsun onun yalan söylediğine, verdiği sözden caydığına şahit olmamışlardır.

 Baytar Mektebinde iken bir arkadaşıyla anlaşırlar. Kim önce ölürse, çocuklarına sağ kalan bakacaktır.” Arkadaşı vefat eder.  Mehmet Akif anlaşma gereği yedi olan kendi nüfusuna arkadaşının dört çocuğunu da katar. Beş parası yoktur o sıralar ama beş çocuğu vardır.

Ona göre bir söz, “ya ölüm, veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir”

Çok yakın dostlarından Hasan Basri Çantay anlatıyor:

Bir gün Akif Bey’le anlaşmıştık. Akşam çayını onlarda içecek oturup sohbet edecektik. Kararlaştırmış olduğumuz saatten önce telaşla kapımızı çaldı. Akşam çayını sizde içelim! dedi.  Ben de bu değişiklikten memnun oldum.  Sonradan öğrendim ki, Akif Bey, o gün kapısını çalan çok fakir bir kimseye oturma odasının kilimini vermiş. O oturma odası ki, tek sergisi o kilimden ibaretti evinin. İşte o yüzden karar değiştirmiş, akşam çayı için bize gelmişti.

Yine soğuk bir kış günü, sırtındaki paltosunu çıkararak bir dilenciye giydirdiğini, paltosuz kaldığını, Şefik Kolaylı’nın paltosunu münavebeli giydiklerini, buna rağmen İstiklal Marşı için konulan  500 liralık ödülü “ O milletin malıdır” diyerek kabul etmediği, fakir çocuklara ve kimsesiz kadınlara bakan bir derneğe  -bir rivayette orduya-  bağışladığı bilinmektedir.

Kuşçu başı Eşref Bey, bir Mısır gezisinde onun kaldığı odayı şöyle anlatır:

 “ Üzeri soluk üç eski kanepe! İki demir ayak üzerine kurulmuş birkaç tahtadan ibaret karyola vazifesi gören bir yatak yeri. Bir hasır seccade. Kalem-hokka takımı ve duvarda, o tarihlerde Afganistan’da vazifeli bulunan Yusuf Hikmet Bey’in kendisine hediye ettiği bir Afgan seccadesi.

Mısırdaki dostlarından öğrendim ki, Mehmet Akif Bey’in en korktuğu şey, bu evin başka yere taşınmasıdır. Tarifi güç gururu ile asla kendisinin kabahati olmayan bu hazin manzarayı, bir başkasının görmesine tahammülü yoktur

Gencin biri küçük düşürmek amacıyla bir gün ona;

  “Affedersiniz siz veteriner misiniz?” diye sorar.

Akif’in cevabı hazırdır. “Evet… Yoksa bir yeriniz mi ağrıyor?”

Yakın dostu Neyzen Tevfik’in evinde elini yıkar kurulaması için ev sahibinin uzattığı havluyu süzer (Neyzen Tevfik derbederliği ve pasaklılığı ile maruftur)

“Teşekkür ederim, elimi yeni yıkadım” diyecek kadar nüktedan ve hazır cevaptır.

Bizim Cumhuriyet devri edebiyatımızda cehalete ve taassuba onun kadar düşman bir başka şairimiz yoktur. Mehmet Akif cehaletten “Hakiki Hasım” diye bahseder:

“Ey hasm-ı hakiki, seni öldürmeli evvel

Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el”

Akif’i, hep kendi köşesinde boyun büküp oturan,” atını sağlam kazığa bağlamadan, Allah’a tevekkül eden bir kimse “ olarak gören ve gösterenler, onu hiç ama hiç okumayanlardır.

 “ Tevekkül” yaftası satanlar ve İslam’ın bu konudaki inceliğini bilmeyenler, en şiddetli tokatları Akif’ten yemişlerdir:

“Çalış” dedikçe şeriat çalışmadın durdun

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.

Sonunda bir de “Tevekkül”  sokuşturup araya

Zavallı, dini çevirdin onunla maskaraya

Bırak çalışmayı, emret oturduğu yerden

Yorulma öyle ya, Mevla ecir-i hasın iken

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini

Birer birer oku tekmil edince defterini

Bütün o işleri Rabbin görür: vazifesidir

Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir.

Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak

Huda vekil-i umurun değil mi? Keyfine bak

Onun hazine-i inamı kendi veznendir.

Havale et ne kadar masrafın varsa verir

Silahı kullanan Allah, hududu bekleyen o!

Levazımın bitivermiş değil mi? Ekleyen o!

Başın sıkıldı mı kâfi senin o nazlı sesin

“Yetiş” de kendisi gelsin, ya Hızır’ı göndersin!

Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;

Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak

Demek ki her şeyin Allah! Yanaşman ırgadın o.

Çoluk-çocuk ona ait: lalan, başın, dadın o!

Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerektir! Ne saygısızlık bu!

Huda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Huda!

Utanmadan da “tevekkül”  diyor bu cürete ha?

***

Akif ilim ve din beraberliğine inanmış bir şairdir. 20. yüzyılın en büyük fizik âlimlerinden Aynştayn’ın görüşüne aynen katılmaktadır.

Akife göre de  “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır”

***

Onca yaşanana rağmen tarihten ders çıkarmayanlara…

“Geçmişten insan hisse kaparmış Ne masal şey,

Beş bin senelik kıssa yarım hissemi verdi?

Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi”

 Kuran’ı öpüp, sarmalayıp, içini açmadan duvara asan, onu  mezar başında okuyanlara; ..

“İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için

Doğrudan doğruya Kurandan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”

  “Vatan millet sevgisinin çağdışı, ilkellik” olduğu söyleyenlere…

Sahipsiz bir vatanın batması haktır

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Demektedir.

 Gençlere nasihati ile nokta koyalım…

Sözümü dinlermişsin oğlum Nevruz,

Ne büyük söyle, ne çok söyle, yiğit işte gerek,

Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme,

Özü sağlam sözü sağlam adam ol ırkına çek

Ne odunmuş babanız, olmadı bir baltaya sap

Ona siz benzemeyin sonra ateştir yolunuz.

Meşe halinde yaşanmaz o zamanlar geçti,

Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz

Ama dikkatli olun, bir kafanız yontulacak

Sakın aldanmayın incelmeye gelmez kolunuz

Budur âlemde değer verdiğim gerçek

Sözün doğru olsun odun olsun tek

Diyanet işleri Başkanlığı Kuranı Kerimin tercümesini Akif’e, Tefsirini ise Elmalılı Hamdı YAZIR’a vermiştir. Akif altından kalkılamayacak derecede büyük ve ağır bir işe bütün varlığını vermiş ve altı yedi senesi bu işin azameti karşısında eriyip gitmiş. İyi yapamamış olduğuna inanmış görevden affını istemiş,  bu altı yedi sene içinde diğer işlerini de yapamamıştır.

Safahatındaki mısraların toplamı on iki bindir. Buna 15–20 yaşları arasında yazdığı beğenmediği için imha ettiği binlerce beyit dâhil değildir.

İstiklal Marşımızın dışında daha pek çok şiiri bestelenmiştir. Sadettin Kaynağın bestelediği, dinledikçe tüylerimizi diken diken eden “Çanakkale şiiri” bunlardan biridir.

Edebiyat tarihimiz Aktiften daha büyük bir İslam ve Türk şairi tanımamıştır.

Kendi kendini eleştirmeye muvaffak olan eserlerini en çok yırtan sanatkârdır. Yazarken memnun yazdıkları basıldığında pişmandı. Sanatın hayat için olduğuna inanırdı. Dört dili çok iyi derecede bilmesine rağmen -elmaslarını takmayacak kadar zengin kadının sadeliği ile- şiirlerinde Arapça Acemceyi hiç bilmeyen adamın sadeliğinde kullanmıştır. Yazarken de yaşarken de Türk olduğundan gurur duyar. Dininden sonra dilinin geldiğine inanırdı.

İstiklal Marşımızdaki 263 kelimenin 170’i Türkçe, 76 sı Türkçeleşmiş Arapça, 15’i ise Farsçadan gelme, halkın bildiği kelimelerden oluşmaktadır

Mehmet Akif Aruzun Mimar Sinan’ı olarak kabul edilir…

Ondan evvel hiç kimse bu derece ayağa kalkan bir nazmın, sayısız katlarından ufuklara bakmamıştır. Şairliğinin şuursuz tarafı yoktur. Vakayı yazmadan evvel yaşayan biridir.

Utangaçtır. Faziletinden bahsederseniz kızarır başka tarafa bakardı. Ruhunun bağlanmadığı adamlara alaka göstermez,  kin de duymazdı. Hoşuna giden fıkra, şiir her ne olursa olsun tekrarından zevk alırdı. Bildiğini iyi bilir, bilmediği hiçbir işe karışmazdı.

Cahilane taassubun düşmanıydı. Eskiye kayıtsız şartsız bağlı olmadığı gibi yeniye de körü körüne taraftar değildi. Eski kötü ise atılır, yeni iyi ise alınırdı ona göre.

Musikiye düşkündü. Birçok ağır besteler ezberindeydi.

Fikri milli,irfanı milli,vicdanı milli,

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür şair idi.

Neyzen Tevfik’le olun arkadaşlığı nısfiye üflediği, daha pek çok özellikleri ayrı başlıklarda ele alınması gereken konulardır. Ruhu şad mekânı cennet olsun.

Allah bu millete bir daha İstiklal marşı yazdırtmasın.

2021 Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı yılı kutlu olsun.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir