Kalan kentler de bütünşehir mi olacak?

Köyün tasası Bütünşehir Yasası!

Ak Parti’nin Yerel Yönetimler Reform Çalışması bir Taslak olarak gündemde.

Mevcut 30 büyükşehrin dışında kalan 51 şehrimiz de bütün-şehir yapılacak.

Buna göre, ana-belediye açısından şehir, merkez ilçeleri dışında kalan tüm ilçeleriyle bir bütün olarak yapılanıyor.

Bu sistemde, seçim bölgelerinde, “Bütün-şehir” uygulaması geçerli olacak.

İdari yapı siyaseti şekillendirecek: Tüm ilçelerdeki vatandaşlar “bu kabul esasına” göre oy kullanacak…

Ak Parti’nin taslağında imar ve planlama, belediyeler arası görev ve yetki devrinin yeniden düzenlenmesi, belediyelerin mali yapısı ve finansmanı, belediyelerin teşkilat ve personel yapısı, denetim ve saydamlık, mali ve sosyal hakların yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunuyor… İddia şudur: Etkili, ekonomik, verimli, denetlenebilir bir yönetim! Bu iddianın geçerliliğini ülkemizin genel tablosunu irdeleyerek ve (oradan) tümdengelim yolunu izleyerek incelemeye çalışacağım…

TEMSİLDE ADALET-YÖNETİMDE İSTİKRAR ARARKEN

Türkiye “temsilde adalet-yönetimde istikrar” kıvamından uzak bir noktada halen yenilenmeyen seçim sistemi (oy barajları) ve siyasi partiler yasasının girdabında…

Türkiye, güçler ayrımında dengeleme ve toplumsal denetimi geliştirme açısından aksaklıklar içinde yeni bir Anayasa tartışması aşamasında…

Türkiye, seksen sonrasında “üst kurullar” yapılanmasında görüldüğü gibi günümüzde de Külliye’ye bağlı “Başkanlıklar” yapılanması ile kadim bürokrasisi arasındaki aykırılıklar ekseninde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin artı ve eksi yönlerinin henüz netleşmediği bir çevrimde…

Yerel yönetimler de yetki ve sorumluluk düzenlemesi işte bu koşullarda gündeme getirilmiş bulunuyor.

BELEDİYEDE SÜPER BAŞKANLIK, HÜKÜMETTE ULTRA BAŞKANLIK

İşte bu ortamda getirilmek istenilen “Bütün-şehir” düzenlemesinin iki kere düşünülmesi ve adam akıllı irdelenmesi gerekiyor…

Çünkü söz konusu “bütün-şehir” taslağına göre, “köy kurumu” yerine tümüyle “mahalle düzeni” getiriliyor. Bu bağlamda, köy muhtarlıkları, köy ihtiyar heyetleri ortadan kalkıyor. Bütün yetki büyükşehir belediyelerinin elinde toplanıyor. Kentin idaresi mücavir alanları, merkez’i ve dahası tüm çevre ilçeleriyle, kentin fiziki sınırlarını kapsıyor.

Bu bir anlamda belediyelere “süper başkanlık” sistemini getiriyor. Bu kadar köşeli, bu kadar tekil birer güç unsuru haline gelen büyükşehir belediyelerinin, uygulamada, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin işlevselliğine beklenilenden fazlaca odaklanması, genel sistemi de bir “ultra başkanlık” sistemine dönüştürme tehlikesini barındırıyor.

‘KÖY KURUMU’ DEVLET GELENEĞİMİZİN TEMELİDİR

Köyümüzün kalkınmasına, aydınlanma ışığının köylerimizde yansımasına ihtiyacımız vardır.

O nedenle bizim devlet ve Cumhuriyet geleneğimiz “köy kurumuna” büyük önem atfeder. Köylerimiz, ekonomik ve sosyal gelişmemizin taşıyıcı unsurlarıdır. Ötesi yok, “Köylü, Milletin efendisidir” diyen bir geleneği sahiplenmemiz beklenir ve gerekir. Gerekir, çünkü kalkınma / gelişme ve ilerleme, köyü ve kentiyle iki kanatlı bir kuştur ve bu kuşun özgürce kanatlanarak kendi ihtiyaçlarını dillendirmesi ve çözüm üretmeye çalışması beklenir.

YAŞAMIN İHTİYAÇLARINDAN DOĞAN YASALAR

Gerçekte ülkemizde belediye yasaları, kırsaldan kente akan nüfus, endüstrileşme ve hayatın gelişmesine bağlı bir seyir izlemiştir. İlk belediye yapısı 1855 yılında İstanbul için geçerli oldu ve buna “Şehremaneti” dendi… Cumhuriyet döneminde kentlerle ilgili herhangi bir tasarrufa gidilmeden önce, 1924 yılında 442 sayılı Köy Kanunu çıkarıldı. O dönemde hem köy nüfusunun fazla olmasının, hem de köyden başlayan kalkınma anlayışının gereği de buydu. Daha sonra, 1930 yılında, 1580 sayılı Belediye Kanunu çıkarıldı. Bu yasa, aynı zamanda kadınlara seçme ve seçilme hakkının temellendiren çağına göre oldukça demokratik bir yasaydı. Çok sonraları, 1982 Anayasası ile (Md.127/ 3. Fıkra) ilk kez büyükşehirlerdeki belediyelerin alt yapısı oluşturuldu. 1984’te ANAP döneminde, 195 sayılı “Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında KHK” yayınlandı, 2004’te Ak Parti döneminde, “Büyükşehir Belediye Kanunu” çıkarıldı ve de sonrasında 3030 sayılı yasa ile Büyükşehir Belediyeleri yasal statüde tanımlandı.

30 YENİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN KİMİ SONUÇLARI

2012’de, 5216 sayılı Yasa ile Büyükşehir kriterleri ve kapsamı (16 il büyükşehir olarak tanımlanarak) ilk kez genişletildi. Bunu izleyen 6360 sayılı Yasa ile 14 il daha Büyükşehir Belediyesi statüsüne kavuşturuldu. Bu bağlamda, 30 kentimiz büyükşehir statüsüne kavuşmakla birlikte, il özel idarelerinin % 36’sı, belediyelerin % 53’ü, köylerin % 47’si adeta “ortadan kalktı”.

2018’de mutabık kalınan ve 2019 ‘da getirilen bütün-şehir düzenlemesinin yansımasıyla şimdilerde yeniden vaaz edilen yazımıza konu düzenleme; geri kalan 51 ilimizi de kapsadığına göre, bu “kaldırma” / “sonlandırma” oranları % 100’lere ulaşacak gibidir.

ULUS DEVLETİN ÇELİK ÇEKİRDEĞİ KÖYLER

Getirilmek istenen yasa, köy çekirdeğini zayıflatıyor, un ufak ediyor.

Bu haliyle de Cumhuriyetin temel felsefesine aykırılıklar teşkil ediyor.

Köylünün, ihtiyar heyetiyle, muhtarıyla; belde ve ilçe belediyesine ve il özel idaresi üzerinden Hükümete sesini duyurmasını kolaylaştırmıyor. Köylümüz için, valiye ulaşma açısından da bir yenilik getirmiyor! ve “son dert kapısı” olarak büyükşehir belediye başkanının makam odasını işaret ediyor.

Buna ek olarak yasa taslağı, merkeziyetçi yönetimin zayıflatılması üzerinden valileri de büyükşehir belediyesi karşısında güçlendirmiyor.

Kaldı ki, Türkiye gibi “bölücü terör tehdidine” aşina bir ülkede “merkeziyetçi yönetimin” zayıflamasının, “demokratik özerklik” talepleri izleğinde ulusal devlet ‘yapısının aşındırılmaya çalışmasına’ teşne olabileceği dillendiriliyor…

O arada, seçimlerin bir yerde idari yapı üzerinden şekilleneceği düşünülürse söz konusu yasa taslağı eğer tasarı haline gelir ve o tasarı da yasalaşırsa; özellikle yerel seçimlerde kent-kır seçmenlerinin iç içe geçeceği ve seçmenin tüm özeninin büyükşehir belediye başkanı seçimi üzerine yoğunlaşacağı varsayılıyor…

HÜKÜMET İLE BELEDİYE İŞ BİRLİĞİ ETKİNLEŞTİRİLMELİ

Getirilmek istenen yasanın “fonksiyonel etkinlik” ve “demokratik etkinlik” gibi açıklamaları da pek tatmin edici görünmüyor.

Mevcut belediyeler işleyişi ve Hükümet ile ilişkisini yenileyerek, gelirlerin ve giderlerin tespiti ve tayini açısından bir planlamaya gidilmesi daha evla görünüyor. İlçe belediyeleri, il belediyeleri ve tabii büyükşehir belediyeleri, bir düzen temelinde ve Hükümetin ilgili kurumları ve hatta akademik dünya ile iş birliği halinde pekâlâ ölçek ekonomisini geliştirebilirler, en uygun hizmet sırasının tatbiki açısından sarih denetim mekanizmalarıyla, etkinlik ve verimliliklerini artırabilirler. Bunun yerine kontrol edilmesi zor bir büyüklüğü (ilin tümünü) bir bütün-şehir belediyesine vermek gerçek ihtiyaçların tespiti ve harcamaların yerindeliği ve denetimin saydamlığına katkı yapmak demek değildir. Hele ki, alt kademe belediyelerinin önemli gelir kalemlerini büyükşehirlere aktarmak beri yandan köylüye atık su, içme suyu, kanalizasyon yenileme çalışmaları dolayısıyla büyükşehrin eliyle, kabarık faturalar sunmak, onu az sayıda hayvanını otlatırken zabıta denetimine almak ve dahası ödeyemediği elektrik faturaları ile baş başa bırakmak, hakça değildir.

Öte yandan, binlerce Anadolu köyünün “mahalle statüsüne” geçmesi yangın, sel, erozyon gibi doğal afetlerle mücadele açısından da kolaylaştırıcı bir husus değildir. Köy “çelik çekirdektir” ve köye hizmet sahipsiz bırakılamaz. Hiçbir siyaset bunu göze alamaz. Bizim kültürümüzde bu gerçeklik vardır ve kırsal kültürden, tarım ve küçük ölçekli hayvancılıktan uzaklaştıkça köylüler; imar konusunda TOKİ’nin, tarım açısından şirketlerin eline bakar hale geleceklerdir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Sonuç olarak; Merkeziyetçi yapı bozulmamalıdır. Büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerinin görev, yetki ve sorumlulukları planlama anlayışıyla ele alınmalıdır…

Köy Kurumu korunmalıdır; “köy”, sağlık ocağı, okul, öğretmen, ziraat uzmanı talep etmek ve sosyal kalkınmanın temeli olarak “okuma odalarıyla” güçlendirilen, kooperatiflerle gelişen bir kültür demektir… Köylüyü, atık su bedeli, kanalizasyon gideri ile boğmamak, tam tersine küçük üretim olanakları ve hayvancılık açısından desteklemek gerekir… Belediyeler açısından değişen ve gelişen koşullara yaraşır bir “gelirler” kanunu çıkarılmalıdır… Yaşamsallığını yitirmiş tüm harç ve giderler kademeli olarak kaldırılmalı, ödeme koşulları (gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarımsal üretim verimi açısından) kolaylaştırılmalıdır. Öte yandan “imar planları” ve “kaynak tedariki” konusunda yerel yönetimler ile idarenin birlikte karar alacağı bir düzenek aranmalıdır…

Köy ile kentin uyumuyla, tüm sektörlerin ve bölgelerin dengeli geliştiği, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal kalkınmanın bütünselliği içinde bir Türkiye, hepimizin ortak özlemidir.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir