Tescilli halının tezgâhları sökülüyor

Döşemealtı halısının gelecek yüzyıllara ve nesillere taşınması Ayşe Taç’ın en büyük dileği: ‘Halk eğitim merkezlerinin, belediyelerin sahip çıkması gerekiyor. Yeni eğitmenler yetişmeli. Devletimiz sözle değil, projelerle planlamalarla bu geleneği sürdürmeli.’

Alı daha al, moru daha mor… Anadolu Yörük geleneğinin bin bir rengi ve deseni Döşemealtı halısına can veriyor. Artık coğrafi işaret tescili alan Döşemealtı halısının ünü dünyaya yayıldı. Ancak bu değer, kendi yurdunda tüm olanaklardan yoksun, tükenmeye yüz tuttu. İlk çıktığı yer olan Kovanlık Mahallesi’nde dokuma tezgâhları bir bir sökülüyor. 47 yıldır ilmek atıp, kirkit vuran Ayşe Taç, hayat verdiği halının yeniden değer görmesini ve bu kültürün yaşatılmasını istiyor.

GÖÇ YOLLARININ YERLEŞİK ÖYKÜSÜ

12. yüzyıldan sonra Anadolu’ya gelip Antalya ve çevresine yerleşen Teke Yörükleri, yöreye adını verdikleri gibi kültürlerini de bu topraklara taşıdılar. Günümüzde Antalya’nın en önemli el sanatlarından olan dokumacılık da Yörüklerin göçebe yaşayışından yerleşik duruma geçişinin sergileridir. Göç yollarının öyküsüdür Döşemealtı halıları. Kovanlık köyünde, koyun sürülerinden halı tezgâhlarına uzanan, emek dolu yolculuğun izini sürdük. 

Atkısı, çözgüsü yün olan halının ipi, koyun kırkıldıktan sonra hazırlanır. Kadınlar, yünü ve yapağıyı yıkar, elleriyle liflere ayırır, yayla atar, kirman ile eğirirler ve tengerekle bükerler. Bükme işlemi bittikten sonra, doğadan elde ettikleri kök boyalarla ipi boyarlar. Boyanan ipler halı dokuma işleminde, atkı ve çözgü olarak kullanılır. Döşemealtı halıları ters düğüm yani Gördes düğümü ile dokunur.

SEVDALARINI İŞLEDİLER

Bir zamanlar, bir tanesinin satışı, ocak şenlendirirdi. Şimdilerde, dilimiz varmıyor ama unutulmaya yüz tuttu. Döşemealtı halısı, bölgenin en önemli gelir kapısıydı. Yöre insanı yeniden değer görmesini ve bu kültürün yaşatılmasını istiyor. Kovanlık kadınlarının ömrü ıstar dedikleri halı tezgâhının başında geçti. Her ilmeği yarına umutlarla attılar. Bu eşsiz halılara, hüzünlerini, gülüşlerini, sevdalarını işlediler.

Koyun yünleri, kadınların ellerinde iplik hale getiriliyor. Sonra iplikler doğada renginden yararlanılabilecek ne varsa onunla küllü suda kaynatılıp renkleniyor. Sütleğen ve soğan bitkisinden pırıl pırıl hardal rengi, badem ve ceviz kabuğundan sıcak kahve tonları, püren çiçeğinden, nar meyvesinden elde edilen nice ihtişamlı renk…

‘ÖNCE İP ATLAR SONRA TEZGÂHA OTURURDUK’

Gelenekten gelen desenler kadınlarımızın hafızalarından tezgâha geçiyor. Eli kirkit tutan, ilmek atan son nesil bu eşsiz sanatın geleceğe taşınmasını istiyor. Ayşe Taç, köyün son dokumacı kadınlarından biri. 47 yıl önce halı dokuyan annesinin başında idare lambası tutarken, halıların üzerindeki nakışları küçük belleğine işlemiş. “8 yaşımda ıstar başına oturdum. Köyün tüm kızları biraz ip atlar sonra gelip maniler, türküler okuyarak halı dokurduk. 12 modeli, ezberimden dokuyorum. Biz, önümüze pano koymayız. Desenler kafamızın içindedir.” 55 yaşındaki Ayşe bacı için halı dokumak, tüm olumsuzluklara rağmen bir aşk.

‘PAZAR BULAMIYORUZ’

“Ekmeğini çok yedik halıcılığın. Ne gördüysek halıda gördük, karnımızı halı ile doyurduk. Ev yaptık, çocuk okuttuk. Kızım üniversiteyi kazandığında toplu para lazım oldu, babası kara kara düşünüyor, ‘nasıl toplanacak onca para’ diye. O gün bir haber geldi; Japonlar köyümüze dokuma öğrenmek için gelecekmiş. Onları hem misafir ettik, hem dokuma öğrettik, e kızımızın okul masraflarını da çıkardık. Ama o günler çok geride kaldı. Artık halılarımızı satacak bir pazar bulamıyoruz. Aracılar sırtımızdan para kazanıyor, ederin yarısından fazlasını onlar alıyor.”

‘BALIK TUTMAYI DEĞİL YEMEYİ ÖĞRETİYORLAR’

“O günler neden geride kaldı?” diye soruyoruz. “Artık üretenlere balık tutmayı değil, yemeyi öğretiyorlar. Üretimden kazanamazsan ne yaparsın? Biz köyümüzde pamuk, susam ekerdik. Gündüz tarlada, gece tezgâh başında hiç durmadan çalışırdık. Ama mutluyduk. Rençberlik bitince dokumacılık da bitti. Gençler fabrikalara gitti. Bu sanata kimse sahip çıkmadı.”

İLMEK DOKUYAN SON NESLİN TALEBİ

Döşemealtı halısının gelecek yüzyıllara ve nesillere taşınması Ayşe Taç’ın en büyük dileği. “Halk eğitim merkezlerinin, belediyelerin sahip çıkması gerekiyor. Yeni eğitmenler yetişmeli. Devletimiz sözle değil, projelerle planlamalarla bu geleneği sürdürmeli. Yeni nesil bu sanatı öğrenmezse bizimle birlikte yok olup gidecek.”

Yörede dokunan halı adları: Halelli, Toplu, Kocasulu, Dallı, Dallı-Akrepli, Mihraplı (Camili), Akrepli, Terazili-Toplu-Yastıklı, Bayraklı, Dokuz Toplu (Yıldızlı), Kuleli Yıldızlı Toplu, Laleli Mihraplı, Koyun Haplı Dallı, Heybe Toplu ve Ambarlı’dır.

Devrim Aşkın Karasoy/ Ulusal Kanal Antalya Temsilcisi

Bu haberler de ilginizi çekebilir.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir