

| Nasıl bir yazgıdır, ellerimiz, gözlerimiz esir mi? Kurulu düzeni peşi sıra çeken büyülü direniş: Söyle bakalım, burası hak yüreğinin neresidir? Dedi: Elbette, diriliş üssüdür, göğsün sarp kalesidir, Kurtuluşa çıkmak, ulaşmak için ezeli özgürlüğe. Gel özünü feda eyle, bilinmeyeni bilinen eyle. Uyanırsın, dünya koynunda dönüyor yıldızlarıyla. Düşünürsün, büyük şarkıya nerden girsem? Söylemezler, soramazsın, kendinden geç de gel: Başka gökyüzü vaat edilir, işler aylı güneşli. Öğrenmek istediğin, bir şiirle gelir, belki gazel, Üzüm çekirdeği içinde gezen uslanmaz deli, Gösterdi yolu hikmetleriyle Hoca Ahmet Yesevi. Ağaçlarda bahar usluca gazellenir, diyor Yunus: Yeniden doğmak için, belki ölümsüz ilahidir, Verir varını, uzanır yıldızları derler, bir deli sebil. Öylesine bir esrime değil, canlılar ona güvenir, Gözünün nuru geceye yeter, sen yolun çilesini bil: Ya beni de sakla, ya sen de ortaya çık, ya da Yanağını Kabe’ye daya, gözlerini kapat, ateşe gir. | Say bakalım adlarını erenlerin, dolunay erir, Baharıyla gidenleri say, göster yaralarını kalbinin: Görsün zalimler donunda dolaşan canavarları. Saydıkça gizlenecek, kaçacak kötülük padişahı. Umutlanacak sokaklar, çocuk bahçeleri de, Gönenecek bütün bir kent, bütün dünya seninle. Ağlamasın ceylan balası, sabah kanatlandı. Dedi: Ben giyinmişim ateş gömleğimi, ey abdal, Bir sır denizinde yürüyorum köpüğün üstünde. Dağıldı bak zırhlı kötülük, örgütlü cellatlar. Göreceksin artık ahiri ve zahiri taze gönüllerde, Belki de kimsenin bakmadığı bir yerdesin, Yakalayansın bir an için kendini, ey Haydar: Dedi ki: Kanatlan, yücelere doğru göksel yola var. Ey âşık, tarihte bireyin rolü hiçlikle direniştir: Kurtulan canların öncüsü, başkaldıran derviştir. ![]() |




