
Ziya Gökalp’e saygıyla
Türk düşünce tarihinin büyük isimlerinden Ziya Gökalp, vefatının 102. yılında anılıyor. Türk milliyetçiliğini akılcılığa ve halkçılığa dayandıran Gökalp; laik hukuktan dilde sadeleşmeye ve devletçi ekonomiye kadar Cumhuriyet Devrimi’nin kurumsal altyapısını kurgulamıştı.

Gözen Esmer
Türk düşünce ve siyaset tarihinin dönüm noktalarından Ziya Gökalp, 102 yıl önce aramızdan ayrıldı. 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da dünyaya gelen Gökalp, İttihat ve Terakki Cemiyeti saflarında hürriyet mücadelesi verdi; siyasi faaliyetleri ve yazıları nedeniyle defalarca tutuklandı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Malta’ya sürgün edilen Gökalp, 1921’de ülkeye döndükten sonra Ankara ve Diyarbakır’da fikrî mücadelesini sürdürdü. Meclis’te Telif ve Tercüme Encümeni Başkanlığı ile Diyarbakır Milletvekilliği yaptı. Gökalp, 25 Ekim 1924’te İstanbul’da hayata veda etti.
Kısacık ömrüne koca bir devletin kuruluş felsefesini sığdıran Gökalp, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal ve ideolojik mimarlarındandı. İmparatorluğun çöküş sürecinde Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerinin pratik olarak tükendiğini saptadı ve yeni devletin harcını ulus-devlet modeli üzerine kurdu. Gökalp’in en önemli katkılarından biri Türk milliyetçiliğine oldu. Düşünür, Türk milliyetçiliğini akılcılığa ve halkçılığa dayandırarak Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine de büyük bir katkı sağladı.
Türklüğü ırki bir unsur olarak değil; ortak bir dil, kültür ve duygu birliği olarak formüle etti. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir.” sözü, onun devrimdeki bu tarihsel rolünü ortaya koyuyor.

| MEDENİ KANUN’UN ÖNCÜLERİNDEN Gökalp’in 1923 yılında yayımladığı “Türkçülüğün Esasları”, Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun ve inkılâpların temel programı niteliğindeydi. Hukuk devriminin ve hilafetin kaldırılmasının fikrî zeminini bu eserinde hazırladı. “Hukukî Türkçülüğün gayesi, Türkiye’de asrî bir hukuk vücuda getirmektir. En esaslı şart; millî hukukun bütün şubelerini teokrasi ve klerikalizm bakiyelerinden büsbütün kurtarmaktır.” diyerek kanun yapma yetkisinin doğrudan millete ait olduğunu vurguladı. Henüz Cumhuriyet ilan edilmeden kadın-erkek eşitliğini ve Medenî Kanun ihtiyacını da açıkça savundu. “Asrî devletteki müsavat umdesi, erkekle kadının nikâhta, talâkta, mirasta, meslekî ve siyasî haklarda müsavî olmasını da istilzam eder.” diyerek yeni aile kanununun bu esasa dayanması gerektiğini belirtti. Ona göre gelecekteki Türk ahlâkının temel taşları demokrasi ve kadın-erkek eşitliği olmalıydı. |
| ‘HARS VE MEDENİYET’ İLE RASYONEL MODERNLEŞME Gökalp’in modernleşme formülü ünlü “Hars (Kültür) ve Medeniyet” teorisine dayanıyordu. Medeniyeti evrensel kabul etti; teknoloji, fen bilimi ve rasyonel yönetim biçimlerinin aynen alınması gerektiğini, ancak din, ahlâk, dil ve estetik değerlerin (hars) millî kalması gerektiğini savundu. |
| ‘ESKİ HUKUKLA YENİ HUKUK UYUŞMAZ’ Kurumlar arasındaki ikilikleri ve Doğu-Batı çatışmasını çözmek için yapısal bir dönüşüm önerdi. “Doğu medeniyetini Batı medeniyeti ile uzlaştırmaya çalışmak, Ortaçağ’ı Yakınçağ’da yaşatmak demektir. Yeniçerilikle Nizamiye askerliği nasıl uyuşamazsa… eski hukukla yeni hukuk, eski bilimle yeni bilim de öyle uyuşamaz.” tespitiyle Tevhid-i Tedrisat (eğitimde birlik) ve adliye devrimlerinin mantıksal temelini attı. Bu millileşmenin en önemli ayağını dil devrimi oluşturdu. Osmanlı saray edebiyatının yapay diline savaş açtı. İstanbul halkının günlük hayatta konuştuğu Türkçeyi devletin resmi dili olarak kurguladı. Ünlü “Lisan” şiirinde Dil Devrimi’nin anayasasını yazdı ve sosyoloji, felsefe gibi alanlarda Batı kaynaklı kavramların yerine halk dilinden türetilen Türkçe terimler kazandırdı. |
| ‘İMTİYAZSIZ, SINIFSIZ, KAYNAŞMIŞ BİR KİTLE’ Gökalp’in emeğe ve ekonomiye bakışı, meşhur “solidarizm” (dayanışmacılık) teorisinde şekillendi. Marksist anlamda bir sınıf savaşını reddetti ancak liberal kapitalizmin sömürü çarklarına ve kontrolsüz serbest piyasaya da net bir cephe aldı. Toplumda çatışan sınıflar yerine birbirini tamamlayan meslek grupları ve emekçiler olması gerektiğini savundu. Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Marşı’na giren “İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” şiarının sosyolojik temeli doğrudan bu fikre dayanıyordu. |

Gökalp sömürü ilişkilerine karşıydı. Toplumda üretilen “artı-değerin” kişisel dehadan değil ortak emekten doğduğunu düşünüyordu. Büyük üretim araçlarının devlet eliyle işletilmesi gerektiğini savunarak Kemalist Devletçilik ilkesinin altyapısını hazırladı. Gökalp, emeğin hakkının devlet güvencesiyle verilmesini ve sendikaların Meclis’te doğrudan temsil edilmesini önerdi.

Gökalp, fikirleriyle Türkiye’nin bağımsız ve çağdaş yaşama mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.
AYDINLIK

