
Fatih Özcan

Geçen haftaki yazımızda demokrasinin sandıktan öte derin anlamlarına değinmiş, esas olarak Orta Çağ bağımlılık ve ilişkilerinin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirtmiş, Türk Devrimi’nin özünün demokratik olduğunu, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamayacağını belirten toplumsal devrim programına dayandığını ifade etmiştik. Bu yazımızda konuya devam ediyoruz.
DEMOKRASİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Antikitede (Tarih öncesinde) milyonlarca yıl boyunca süren ilkel komünal toplum döneminde demokratik uygulamalar, “ilkel demokrasi” veya “kabile demokrasisi” olarak adlandırılan, doğrudan katılım ve eşitliğe dayalı bir yapıya sahipti. Kabile toplumu (ilkel komünal toplum) insanlığın 2,5 milyon yıl önce ilkel sürüden ayrılarak kabileler halinde yaşamaya başladığı uzun bir süreyi kapsar.
Bu kapsamda arkeolojik tasnife göre bu uzun dönem üç farklı aşamaya ayrılır. Yaklaşık olarak MÖ 2,5 milyon yıl öncesinden başlayıp MÖ 12 bin yıl önce sonlanan insanlık tarihinin en uzun dönemi olan Paleolitik Çağı (Eski Taş Çağı/MÖ 2.500.000-12.000); yaklaşık MÖ 12 bin ile MÖ 9 bin yılları arasını kapsayan ve Paleolitik ile Neolitik arasında bir geçiş süreci olarak değerlendirilen Mezolitik Çağ (Orta Taş Çağı/MÖ 12.000-9.000) izler. Mezolitiğin şafağında yaklaşık MÖ 9 bin ile MÖ 5 bin 500 yılları arasında yaşanan Neolitik Çağ (Yeni Taş -Cilalı Taş Çağı/ MÖ 9.000-5.500) vardır. Tarımın başladığı ve yerleşik hayata geçildiği dönemdir. (*1) Bizim Göbeklitepe ve Karahantepe’deki Kafkaslardan gelen İskit-Saka Türklerinin ataları Antik-Türkler (Öntürkler) MÖ 12 binlerde yerleşik hayatı inşa ettiler.
Kabile toplumunda kabile demokrasisi hüküm sürmekteydi.
Henüz artı ürün ve artı değer, dolayısıyla sınıflar, özel mülkiyet, devlet ve yazılı yasalar olmadığı için kararlar kollektif (ortaklaşa) alınırdı.
KABİLE TOPLUMUNDAKİ DEMOKRATİK
İŞLEYİŞİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖRGÜTLENMELERİ
Bir kere doğrudan katılım vardı; kabile üyelerinin tamamı meclislere aracısız katılırlardı, delege yetkilendirme mevcut değildi.
Göç, avlanma, barış veya çatışma gibi topluluğu ilgilendiren önemli ve hayati kararlar kabilenin tüm yetişkinlerinin katıldığı ortak meclislerde alınırdı.
Söz hakkı sınırsızdı. Her birey görüşlerini özgürce ifade etme ve karar alma süreçlerine doğrudan katılma hakkına sahipti.
Toprak, bağ bahçe, ev aletleri ve silahlar gibi üretim araçları kollektif mülkiyetti. Sınıfsal bir tabakalaşma olmadığı için siyasi bir imtiyaz veya üstünlük de yoktu. Eşitlikçi bir yapı vardı. Toplum sınıfsızdı.
Şefler, mutlak bir güce sahip değildi. Genellikle bilgelikleri, avcılık becerileri veya yaşları nedeniyle saygı gören kişilerden seçilirdi ve şeflikleri geçiciydi.
Topluluğun güvenini kaybeden veya başarısız olan kabile şefi, meclis kararıyla görevden alınabilir ve yerine hemen yenisi seçilebilirdi.
Kararlar çoğunluğun azınlığa tahakkümü yerine, genellikle uzun tartışmalar sonucu varılan ortak uzlaşı, yani konsensüsle (oy birliği ile) alınırdı.
Yazılı yasalar yoktu. Toplumsal düzeni, sözlü gelenekler, tabular ve örfler sağlardı.
Bu ilkel demokrasi uygulaması, insanlığın sürü halinden çıkışından itibaren milyonlarca yıl boyunca devam etti. Tarım Devrimiyle birlikte Neolitiğin şafağında artı ürünün yaratılmasıyla birlikte tedricen sınıflı toplumun yükselmesine paralel bir şekilde tarihe karıştı. Bu süreç bizde (Türk toplumunda) Dr. Doğu Perinçek’in saptamalarına göre, MÖ 1000 yıllarında MS 1000-1200 yıllarına kadar 2000 yıl gibi uzun bir süreç boyunca sürdü. (*2)
Demokrasinin tarihi kökenlerini incelerken devlet öncesi ilkel kabile demokrasisini Antik Yunan ve Roma’da devletle birlikte siyasi örgütlenme bakımından siyasi olarak örgütlenmiş demokrasilerle karşılaşıyoruz.
Yaygın anlayışla “demokrasinin tarihî kökenlerinin Antik Yunan’a ve Roma’ya dayanması”, demokrasiyi yalnızca kurumsallaşmış siyasi rejim olarak ele alırsak büyük ölçüde doğrudur; fakat demokrasi fikrinin ve demokratik karar alma pratiklerinin insanlık tarihindeki kökenlerini açıklamak bakımından eksiktir, on binlerce yıllık kabile demokrasisine dayanır.
İlkel komünal toplumlarda devlet henüz ortaya çıkmamışken, birçok kabile ve klan topluluğunda ortak meselelerin topluluk meclislerinde görüşülmesi, şeflerin yetkisinin gelenek ve topluluk iradesiyle sınırlandırılması, savaş-barış gibi önemli kararların kolektif biçimde alınması gibi uygulamalar bulunuyordu. Bunlara antropoloji ve siyasal tarih açısından “kabile demokrasisi”, “ilkel demokrasi” denir.
Atina demokrasisi ve Roma Cumhuriyeti demokrasinin mutlak başlangıcı değildir. Demokratik yönetim pratiklerinin devlet düzeyinde belirgin bir siyasi kurumlaşmaya kavuştuğu tarihi aşamalardan biridir.
Yukarıda yüzeysel olarak gördüğümüz gibi ilkel komünal topluluklarda ekonomik sınıflar, gelişmiş özel mülkiyet ilişkileri ve bunların üzerinde yükselen ayrı bir devlet aygıtı henüz oluşmadığından, topluluğun yönetimi ile toplum birbirinden bugünkü ölçüde ayrışmış değildi. Yaşlılar kurulu, savaşçıların toplantısı, halk/kabile meclisi veya bütün yetişkin üyelerin katıldığı toplantılar, toplumsal karar mekanizmalarının parçaları olabiliyordu. Elbette bunları bugünkü genel oy, eşit yurttaşlık, anayasal haklar ve temsilî demokrasi kavramlarıyla özdeşleştirmek anakronizm olur.
“DEMİR TEKNOLOJİSİ ZEMİNİNDE ANTİK UYGARLIKLARIN EN DEMOKRATİĞİ”

Antik Yunan’ın tarihsel önemi başka yerdedir. Özellikle Atina’da demos ile kratos birleşerek demokrasi belirli bir siyasi rejim ve yurttaşlık düzeni hâline geldi. Meclis, kura, görevlerin belirli sürelerle yürütülmesi, yurttaşların doğrudan karar süreçlerine katılması gibi kurumlar gelişti. Bununla birlikte Atina demokrasisinin de sınırları dardı; kadınlar, köleler ve yabancılar siyasi yurttaşlığın dışında bırakılıyordu. Bununla birlikte Halil Berktay’a göre, Antik Yunan, “demir teknolojisine sahip Antik uygarlıkların en demokratiği” olarak da değerlendirilmektedir. İlkel anaerkil kabileden medeniyete, devlete, ataerkilliğe, hukuka, matematiğe vs. geçişi bulundukları coğrafyanın stratejik konumundan kaynaklanan bir hızlılıkta yaşadılar.
“Girift dağ silsileleriyle bölünmüş, büyük ölçekli tarıma elverişsiz, öte yandan girintili çıkıntılı kıyıları, açıklarında kolay sıçrama taşları teşkil eden yüzlerce adası ve Orta Doğu’ya yakınlığı ile ticari gelişmeye son derece yatkın Yunanistan’da, demir teknolojisinden yola çıkarak, barbarlıktan uygarlığa, kabileden devlete en hızlı geçiş biçimi…” yaşandı. Hızlı gelişme sonucu, Batı Asya’nın batısında kümelenen Yunan kent- devletleri (Aristo’nun ‘bir klanlar ve köyler birliği’ olarak tarif ettiği polisler) daha başından Mezopotamya ve Mısır’ın “hiyerarşik monarşileri”ne göre daha demokratik bir yapıdaydılar. “Bunların tipik idare şekli, cumhuriyetti. Başlangıçta, yerleşme merkezi kurulurken, silah taşıyabilen her yetişkin erkeğin bir toprak parçası (oikos) ve konseyde bir oyu vardı. Vatandaşlık, toprak sahipliğiyle (oikos reisliğiyle) özdeşti. Zamanla şefler ve şef aileleri, durumlarını pekiştirerek bir büyük toprak sahipleri sınıfı (Eupatridai) haline geldiler. Bunların yönettiği topluluk, özgür küçük çiftçilerden ve zanaatkarlardan oluşuyordu (…) Deniz ticaretinin gelişmesiyle (meta üretimi ve mübadelesinin daha yüksek bir düzeyde gerçeklemesi sonucu-dipnot) Yunanistan’a çok sayıda köle girmeye başladı. Kölelik, Orta Doğu devletlerinde çok eskiden beri mevcuttu, ama gerek Mezopotamya’da ve gerekse Mısır’da pazar için üretim (meta üretimi/FÖ) fazla gelişmediğinden, buralarda kölelik de denk savaşların sınırlı esirleriyle veya daha çok, borcunu ödeyemedikleri için özgürlüklerini yitiren eski küçük üreticilerle sınırlı kalmıştı. (Yani hakim üretim biçimi halini almamıştı. /FÖ) Yunanistan’da ise meta üretiminin dolu dizgin gelişmesi ve bütün Doğu Akdeniz havzasını kucaklayan ticaret ilişkilerinin yoğunlaşması sonucu, kölelerin kendileri meta haline geldi.” (*3) Meta ticaretinin yoğunlaşması sürecinde ortaya çıkan ve yükselen tüccar sınıfı mevcut hakim sınıf topraklı aristokrasiyi alaşağı ederek köleci toplumun kuruluşunda rol oynadı.
DEVAM EDECEK
| Kaynaklar: (*1) Prof. Dr. Gordon V. Childe (1942/1982), Tarihte Neler Oldu/ Çev. Alaeddin şenel, Mete Tunçay, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1982 (*2) Dr. Doğu Perinçek, Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, Kaynak Yayınları (*3) Halil Berktay, Kabileden Feodalizme, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, s. 185-186 |

