ABD ve İsrail bir kez daha ters köşe oldu

2015-2020 arası kısa tarihsel sürecin iniş çıkışları

Kasım 2015’te Antalya’da G 20 Zirvesi yapıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’e Türkiye’nin Suriye’de yapmayı planladığı askeri harekâttan bahsetti.

Putin, askeri harekâta yeşil ışık yaktı.

“Biz o sırada başka tarafa bakarız” dedi.

 Ancak akabinde Rus uçağı düşürüldü.

Birdenbire Rusya-Türkiye savaşın eşiğine geldi.

Bu gelişme, Türkiye’nin 2014 yılında girdiği milli sürecin ilk ABD provokasyonuydu.

Planlanan askeri harekât Fırat Kalkanı’ydı.

ABD-İsrail terör koridorunu önleyecekti.

Harekât ertelendi.

Başbakan Davutoğlu’ydu.

ABD, “Ankara’daki adamımız” diyordu hakkında.

Komployu FETÖ’nün yaptığı ortaya çıktı.

PKK, kazdığı hendeklere ve ilan ettiği özerklik çukuruna gömülüyordu.

Türkiye, milli güvenliğini sağlamaya yönelik süreci derinleştirerek ilerliyordu.

ABD Gladyosu FETÖ, bu harekâtları önlemek ve Türkiye’yi bir ABD sopası haline getirmek için 15 Temmuz 2016’da darbeye kalkıştı.

Darbe ezilince bir ay sonra Fırat Kalkanı Harekâtı başladı.

Mehmetçik, ABD-İsrail terör koridoruna tam göbeğinden girmişti.

Suriye, toprak bütünlüğünü sağlama sürecinde hızla ilerlemeye başladı.

Türkiye’nin milli güvenliğini sağlamaya yönelik harekâtları bu süreçte Suriye’ye önemli katkılarda bulundu.

Bu şartlarda kesin çözümün anahtarı olan Batı Asya Birliği için Astana süreci hazırlıkları yapılmaya başlandı.

Tam bu sırada FETÖ, gene sahneye çıktı.

Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov, 19 Aralık 2016’da Ankara’da FETÖ tarafından katledildi.

Ancak önleme provokasyonu tutmadı; Rusya oyuna gelmedi.

Astana Görüşmesi 23 Ocak 2017’de gerçekleştirildi.

Bir yıl sonra ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 4 Aralık 2018’de Astana’nın “fişini çekme” vaktinin geldiğini belirtti.

Batı Asya kalesine sırtını dayayan Türkiye, ardardına Suriye harekâtlarını yapıyordu.

Mehmetçik, Suriye’de kükremiş sel gibi esiyordu.

“Öğle yemeğine gider gibi savaş gidiyordu.”

Ocak-Mart 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı başarıyla yapıldı.

Ekim-Kasım 2019’da Barış Pınarı Harekâtı düzenlendi.

Bu harekâtlarda ABD “kara kuvveti” ve piyonları PKK-PYD ve DEAŞ’a ağır darbeler indirildi.

Sürekli mevzi kaybeden ABD, 3 Ocak 2020’de Kasım Süleymani’yi katletti.

Ardından Trump, 28 Ocak 2020 tarihinde İsrail Planı’nı açıkladı.

Bu plan, Filistin’i yoketme planıydı.

Şubat ayının girmesiyle birlikte Suriye’de savaşan İran milislerine karşı İsrail saldırıları yoğunlaştı.

İdlib, daha da karmaşık ilişkiler yumağı haline geldi.

ABD, Rusya, Suriye, Türkiye, İran, bilumum terörist kuvvetler daracık bir alanda birbirlerinin karşısında mevzilendi.

Tam bir provokasyon ve manipülasyon ortamı oluştu.

3 Şubat 2020’de dört Rus subayı eski Amerikancı, sonradan TSK’nın kullanmaya başladığı ÖSO tarafından öldürüldü.

Aynı tarihte askeri konvoyumuza yapılan saldırı sonucunda dört şehit verdik.

27 Şubat’ta gerçekleştirilen hava saldırısında da 34 Mehmetçiğimiz şehit oldu.

Ortalık birdenbire karıştı.

Türkiye ile Avrasya müttefiklerinin arasına kama sokulmuştu.

Sonrası malum süreç, hepimiz biliyoruz.

Ancak devlet aklı hâkim oldu ve bugün Putin-Erdoğan görüşmesi sonucu ateşkes sağlandı.

ABD ve İsrail bir kez daha ters köşe oldu.

[3d-flip-book mode="thumbnail-lightbox" urlparam="fb3d-page" 
id="12654" title="false" lightbox="dark"]
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir