Ayşe’nin “tatile çıkması”nın 45’nci yıldönümü

‘Ayşe tatile çıksın’ parolasıyla başlatılan ve Kıbrıs’taki Türklerin uğradığı zulmü ortadan kaldırmak için Türk Silahlı Kuvvetlerince gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 45’inci yıldönümü kutlanıyor.

Türkiye’nin milli güvenliği Kıbrıs’tan başlar.

Kıbrıs kaybedilirse Türkiye’nin boğazı sıkılmış demektir.

Öte yandan Kıbrıs Türklüğünün Türkiyesiz varolabilmesi imkânsızdır.

Bölgemizde jeostratejik denklem böyle kurulmuştur.

Bu gerçek, jeostratejik kaderdir.

Ege Denizi’nde Yunanistan’a kaptırılan adalarla kuşatılmış Türkiye’nin tek açık kıyı kapısı güneydedir. Yunan kuşatmasını kıracak tek stratejik ada Kıbrıs’tır. Kıbrıs üzerinde titreyen Türkiye vatanseverleri ile Kıbrıs Türk halkını “cemaat” düzeyinden çıkararak devlet kurumlaşmasına taşıyan Türkiyesiz güvencenin mümkün olmadığı bilincinde olan TMC’ciler önderliğindeki Kıbrıs Türkleri, Atatürk’ün vasiyet gibi dikkat çektiği, Kıbrıs’ın Anadolu’nun güvenliği, esenliği ve ekonomisi açısından taşıdığı stratejik hayati önemin bilinci taşıyanlardır.

Atatürk: ‘‘Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir…’’

1964 operasyonları ve Kıbrıs Barış Harekâtı bu bilincin bir uygulamasıdır.

1958 yılında Kıbrıs mitinglerini organize eden komitenin üyesi, 1963’ten 1967’ye kadar İstanbul Yüksek Öğrenim Gençliği Kıbrıs Mücadele Komitesi Başkanı, o yıllardan itibaren Kıbrıs’ı uluslararası platformlarda temsil etmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni temsilen Kıbrıs’ta bulunmuş Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Korkmazcan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hangi şartlar altında yapıldığını Aydınlık’tan Garip Balçak’a anlattı.

“Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Demokratik Parti Grup Başkanvekilliği yapıyordum. 1963 yılından itibaren Türkiye ve Güney Kıbrıs’taki yönetim ‘Londra ve Zürih’ anlaşmalarının uygulanmaması nedeniyle görüş ayrılığı içerisindeydi. 1963 yılından itibaren Kıbrıs Rumları, Kıbrıs Türklerinin elde ettiği hakları tanımayıp eski planları olan Enosis’i fırsat buldukça uygulamaya çalıştılar. Rumlar adada anlaşmalara ve insan haklarına aykırı, hukuk dışı ve adadaki Türklerin can ve mal güvenliğini tehdit eden faaliyetler yürüttüler. Türkiye ise bu faaliyetlere karşı Kıbrıs Türklerinin yaşama haklarını savundu. Kıbrıs Rumlarının uyguladığı insanlık dışı faaliyetlere karşı 1964’te bir askeri harekât yapılarak bir kararlılık gösterildi. Bu kararlılık karşısında araya ABD girerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kıbrıs’a müdahale etmesine engel oldu. Eğer bir askeri faaliyet sonrası Varşova Paktı bir müdahalede bulunursa NATO’nun Türkiye’yi bunun için savunmayacağını meşhur ‘Johnson mektubu’ ile bildirdiler. Bunun üzerine dönemin Başbakanı İsmet İnönü, ‘Türkiye’nin müdahalesine karşı çıkılırsa, Türkiye yeni bir dünyanın kurulmasına öncelik eder ve o dünyada yerini alır’ demişti. Sonra bazı ara çözümlerle uzlaşmalar oldu.”

İLK MÜDAHALE UYARI NİTELİĞİNDE

“1974’te olaylar Kıbrıs Rumlarının mevcut hukuk dışı yönetiminin Türklere uyguladığı haksızlıkları dahi yeterli bulmayarak bir Enosis ilan etmek yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesi için Makarios yönetimine darbe yapmasıyla başladı. Sampson darbesi ile Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılmış oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılması üzerine Türkiye’nin Londra ve Zürih anlaşmalarından doğan garantörlük haklarını kullanması zorunluluk haline geldi. Sampson darbesi sonrasında Türkiye; Yunanistan ve İngiltere’ye garantör ülkeler olarak yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yeniden kurmak için teklifte bulundu. Bunu İngiltere ve Yunanistan reddetti. Türkiye yine garantör ülke olarak tek başına harekete geçti. Birinci müdahale sınırlı kalmıştı. Bir uyarı harekâtı şeklinde Girne dolaylarında TSK’nın çıkarma yapmasıyla sonuçlanmıştı. 20 Temmuz’da ise yapılan tüm uyarılara ve müzakerelere rağmen bir değişiklik olmayınca Türkiye harekâtı başlattı. O zaman için Rumlar ve Türklerin karışık bir yerde yaşamasının getirdiği sorunlar çözülmeye çalışıldı. Bugün çizilmiş olan sınırlar üzerinde anlaşmalar yapıldı. Maraş bölgesi koruma altına alındı ve adeta bu sınırlamaların dışında tutuldu.”

‘KKTC’NİN MENFAATLERİNİ KORUMA POLİTİKASI ZORUNLULUKTUR’

“20 Temmuz’un en önemli sonucu iki ayrı bölgede birer federal devlet olarak faaliyetlerin başlamasıdır. Fakat yıllardan beri süren faaliyetler başarılı olamamıştır. Aslında bugün anlıyoruz ki Kıbrıs Barış Harekâtı başladıktan sonra Türkiye’nin karşısında duran güçler barışı sağlamak gibi bir amaç gütmemişlerdir. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin menfaatlerini koruyan bir politika yürütmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Kuzey Kıbrıs’ta güvenoyu alan son hükümetin attığı son adımlar umut vericidir. Maraş’ın yeniden açılması önemli bir adımdır.

“Türkiye bugüne kadar gösterdiği tüm zaaflardan uzaklaşmalıdır. Kıbrıs’ta bir konfederasyon oluşturma imkânı kalmamıştır. Çünkü Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni AB’ye kabul etmeleri tamamen hukuk dışıdır. Bunları yüksek sesle dile getirerek Kıbrıs Türklerinin mavi vatandaki haklarının savunucusu olmak Türkiye’nin önünde duran siyasi bir görevidir.”

KIBRIS STRATEJİK BİR ÖNEME SAHİP

“Kıbrıs’ın egemenlik haklarını savunmak Türkiye’nin milli davasıdır. Ayrıca Kıbrıs meselesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Ege ve bölgedeki haklarının savunmasının ayrılmaz bir parçası halindedir. Bu konu çözümlenirken Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı savunmada stratejik önemini de unutmamak gerekir.”

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sanalbasin.com üyesidir