Baykal operasyonundan yeni bilgiler

CHP’ye ‘münasip’ başkan

Deniz Baykal’ın yakın çalışma arkadaşı Onur Öymen, komplonun öncesinde yaşanan suikast ihbarlarını ve tehditleri anlattı. 2008’de ABD Ankara Büyükelçiliği’nden ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir telgrafta da Baykal yerine nasıl bir başkan olması gerektiği tarif ediliyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı emekli Büyükelçi Onur Öymen, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosunun öncesini ve sonrasını yazdı. CHP’de lider değişikliği isteyenlerin yabancılar olduğunu kaydeden Öymen, yabancıların CHP’nin “Kemalist, laik, milliyetçi” politikalarından rahatsız olduklarını ifade etti. Öymen, Baykal’a komplonun CHP’ye “münasip” bir başkan getirmek için düzenlendiğini bildirdi. Öymen “Baykal’ın istifaya zorlanması ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesini” öngören Silk Road Enstitüsü Raporundaki senaryo ile ABD Dışişleri Bakanı imzasıyla ABD Ankara Büyükelçiliği’ne gönderilen telgraftaki senaryoların örtüştüğünü belirtti.

Deniz Baykal döneminin Genel Başkan Yardımcısı ve Baykal’ın yakın dostu Onur Öymen’in “Baskılara Direnirken” (Bir Cumhuriyetçi Siyasetçinin anıları) kitabı Remzi Kitabevi’nden çıktı. Kitabında 1 Mart Tezkeresi ile ilgili ayrıntılar veren, siyasi tecrübelerini aktaran Öymen, kitabının “Türkiye’de Siyasete Dış Müdahaleler” bölümünde, Deniz Baykal’a yönelik kumpasın öncesinde ve sonrasında yaşanan olayların bilinmeyen ayrıntılarını, ABD’nin bu süreçteki rolünü anlattı. Öymen’in kitabında bu konuda anlattıkları özetle şöyle: (Ara başlıklar Aydınlık’a ait)

KUMPAS ÖNCESİ YAŞANAN İLGİNÇ OLAYLAR

2009’da CHP ile ilgili bir iddia ortaya atıldı. İddialara göre CHP Alman vakıflarından para yardımı almıştı. Basına bir belge servis edildi. Adli soruşturma başlatıldı. Ankara’daki Almanya Büyükelçisi belgenin sahte olduğunu açıkladı. Yasalarımıza göre, yabancı bir ülkeden para yardımı almak bir partinin kapatılma sebebi olabilirdi.

Deniz Baykal’ın istifasından iki-üç ay önce bir gün İstanbul’daki evimizdeydim. Telefon çaldı. Hacettepe Üniversitesi’nde profesör olduğunu söyleyen birisi, “Size üzücü bir haber vereceğim. Genel Başkanınız Sayın Deniz Baykal ağır bir trafik kazası geçirdi. Kendisini kurtarmaya çalışıyoruz” dedikten sonra telefonu kapattı. Hemen Baykal’ın evini aradım. Telefonu cevap vermedi.. Televizyonlarda hiçbir haber yoktu. Bu işte bir iş vardı!

Yaklaşık 20 dakika sonra, aynı kişi yeniden telefon etti. “Maalesef Baykal’ı kurtaramadık” dedi ve başka bir şey söylemeden telefonu kapattı. Kısa bir süre sonra Baykal’ın o saatlerde uçakta olduğunu öğrendik. Anlaşılıyor ki arayan kişi Baykal’ın uçakta olduğunu ve ona ulaşamayacağımızı biliyordu.

Geçmişte dünyada, bazılarına rahatsızlık veren siyasetçilerin uçak veya araba kazası süsü verilerek bertaraf edildiklerinin örnekleri vardı. Bunlar hatırlatılarak Baykal’a siyasi çizgisini değiştirmesi mi telkin edilmek istenmişti? Aradan geçen on yıl içinde bu olay aydınlığa kavuşmadı.

Deniz Baykal’ın 10 Mayıs 2010 tarihinde CHP Genel Başkanlığından istifasına yol açan komplodan önce dikkat çekici gelişmeler oldu. Merkezi İsveç’te bulunan Silk Road Enstitüsü’nün yöneticisi Svante E. Cornell Ankara’da parti merkezinde ziyaretime geldi. Son yayımladıkları raporun bir örneğini verdi. Silk Road Enstitüsü hakkında bilgi aldım. Amerika’daki “Foreign Policy Council” ile yakın işbirliği içinde çalıştıklarını öğrendim.

Misafirim gittikten sonra raporu dikkatle okudum. Üçüncü bölümde Türkiye’nin iç politikasında yaşanabilecek gelişmelerle ilgili bir senaryoya yer veriliyordu. Orada CHP ile ilgili bir senaryo yer alıyordu. O senaryo özellikle dikkat çekiciydi: “Deniz Baykal istifa etmek zorunda bırakılır. Onun yerine Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa seçilir. Kılıçdaroğlu parti politikalarını değiştirir ve bunun üzerine Avrupa’daki bazı partiler tarafından desteklenir.”

Bu ifadeler içinde “zorunda bırakılır” sözleri dikkat çekiciydi.

Kemal Kılıçdaroğlu ile Meclis kulisinde karşılaştığımızda bu rapordan kendisine de bahsettim. O da dinlemekle yetindi, bir yorum yapmadı.

BRÜKSEL’DE SUİKAST İHBARI

Bu gelişmelerin üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Baykal ile Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri’ni ziyaret etmek için Brüksel’e gittik. Otomobilde giderken İsviçre’den aradığını söyleyen bir vatandaşımız şunları söyledi: “Sizin şimdi Brüksel’de olduğunuzu ve Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri’ni ziyarete gittiğinizi biliyorum. Aldığım bilgiye göre, oraya giderken Baykal’a bir suikast düzenlenecek.”

Bu konuşmayı Baykal’a ilettim, pek dikkate almadı ve böyle bir saldırı da gerçekleşmedi. Fakat Belçika’dan Türkiye’ye döndüğümüzde emniyete yapılan bir ihbardan haberimiz oldu. Baykal’a Brüksel’de bir suikast düzenlenecekti, fakat bunu düzenleyecek kişi son anda bunu yapmaktan vazgeçmişti.

TESADÜF MÜYDÜ?

Bütün bunların peş peşe gelmesi tesadüf olabilir miydi? CHP’nin ve Genel Başkan Baykal’ın üzerinde kara bulutlar dolaştırılması kimin marifetiydi? Amaç neydi? Bu olup bitenler Baykal’ın liderliğinde CHP’nin izlediği politikalardan rahatsız olanların bir gözdağı verme girişimi miydi? CHP’ye yönelik olarak uzunca bir süreden beri yurtdışında duyulan rahatsızlıkların böyle bir gözdağı verilmesinde payı olabilir miydi?

KASET KOMPLOSU        

Biz bütün bunları düşünüp değerlendirmeye çalışılırken, Baykal’a yönelik kaset komplosu patlak verdi. Bütün anlattığım olaylar bir anda gündemden düştü. Basının ve siyasetin gündeminde artık sadece kaset olayı ve bunun muhtemel siyasi sonuçları vardı. Basının bir bölümü Baykal’ı istifaya zorlayan yayınlar yapmaya başladılar.

BAYKAL’IN AÇIKLAMASI

Baykal kararını vermişti. Partiye geldi. MYK üyesi birkaç arkadaşla birlikte odasına gittik. Bize istifa kararını bildirdi. Israrla onu bu kararından vazgeçirmeye çalıştık. Ancak geri adım atmaya niyeti yoktu. Partinin basın toplantılarının yapıldığı salona geçtik. Baykal konuşmasında özetle şunları söyledi: “Bu bir kaset olayı değildir, bir komplodur… Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP’dir. CHP de bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım hem Türkiye siyasetini hem CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân tanıyacak hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.”

ABRAMOWİTZ’İN MERAKI

Baykal’ın istifasının ertesi günü, Ankara’yı ziyaret etmekte olan 12 Amerikalı gazeteci benimle mülakat yapmak üzere randevu almışlardı. Siyasette görev yaptığım yıllarda ilk defa bu kadar büyük bir Amerikalı gazeteci grubu partimize geliyordu. Daha da şaşırtıcı olanı bu gruba Amerika’nın eski Ankara Büyükelçilerinden Morton Abramowitz’in başkanlık yapmasıydı. Kendilerini partinin lokantasında öğle yemeğine davet etmiştim. Yemekte Türkiye’deki ve partimizdeki gelişmeler hakkında konuştuk. Sorularına cevap verdim. Hepsinin merak konusu CHP’de bundan sonra ne gibi gelişmeler olacağıydı.

CHP GRUP TOPLANTISI

Ben Abramowitz’le ve gazetecilerle görüşürken parti grubu Meclis’te toplantı yapmayı kararlaştırmıştı. Bazı arkadaşlar “Onur Öymen’in yabancı gazetecilerle toplantısı var. 5-10 dakika bekleyelim. O da gelsin, görüşlerini bildirsin” demişler. Anlaşılan toplantıyı bir an önce başlatıp bitirmek isteyenler vardı.

Deniz Baykal’la telefonda görüştüm. Beni, Önder Sav, Mustafa Özyürek ve Yılmaz Ateş’le birlikte evine davet etti. Orada bir durum değerlendirmesi yaptık. Baykal “Partinin başına kim geçebilir?” diye sordu. Baykal’a partili arkadaşlarımızın kendisinin istifasını geri alarak görevine dönmesini istediklerini söyledim. “Bu ihtimali düşünmeyin. Ben ölseydim ne yapacaktınız? Aranızdan biri genel başkan olabilir” dedi. Hiçbirimiz buna istekli değildik. “Aranızda konuşun ve üzerinde mutabık kalacağınız bir arkadaşın ismini bana bildirin” dedi.

KILIÇDAROĞLU SAHNEDE

Partiye döndük. Bir iki gün Genel Sekreter Önder Sav’ın 14. kattaki özel çalışma ofisinde bir araya gelip görüş alışverişinde bulunduk. Bu arada Önder Sav partili il başkanlarını bir değerlendirme toplantısı için Ankara’ya davet etmişti. Akşam saatlerinde partide toplandık. Bazıları Baykal’ı evinde ziyaret etmeyi önerdiler. Belli ki, onlar da Baykal’ı görevine geri dönmesi için ikna etmeye çalışacaklardı. Ben de bu görüşü destekledim. Önder Sav buna taraftar görünmedi.

Ertesi sabah partiye geldim. Arabamı garajda park edip odama çıkmak üzere asansörü beklerken Kemal Kılıçdaroğlu’yla karşılaştım. “Hayrola” dedim: Bu saatte burada ne işin var?” “Birazdan bir basın toplantısı düzenleyerek genel başkanlık için adaylığımı ilan edeceğim” dedi. Odama girer girmez Önder Sav’ı aradım. Bu konuşmamızı naklettim. “Biliyorum. Ben de kendisini destekliyorum” dedi.

WİKİLEAKS BELGELERİ: ABD RAHATSIZ

Kurultaydan yaklaşık 20 gün sonra bütün dünyayı sarsan bir olay gerçekleşti. Amerikan Dışişleri Bakanlığının bazı büyükelçilikleriyle yaptığı yazışmalar Wikileaks belgeleri adıyla dünya basınına sızdı. Daha başlangıçta Türkiye ile ilgili çok sayıda belge bulunduğu anlaşıldı.

Daha dikkatli bir araştırma Türkiye’yle ilgili telgrafların birçoğunun CHP ile ilgili olduğunu gösterdi. CHP’nin izlediği Kemalist, laik ve milliyetçi politikaların CHP yöneticilerinin Türkiye’nin çıkarlarını korumak amacıyla söyledikleri bazı sözlerin, yaptıkları bazı uyarı ve eleştirilerin rahatsızlık uyandırdığı anlaşılıyordu.

ABD CHP’YE ‘MÜNASİP’ BAŞKAN İSTİYOR

Gerçekten kamuoyuna sızdırılan Amerikan diplomatik yazışmalarından bazıları Türk iç politikasına yönelik tercihler ve öneriler içermekteydi. Örneğin, 2008 yılının Nisan ayında, Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliğinden Washington’daki Dışişleri Bakanlığına gönderilen bir telgrafta, Genel Başkan Baykal’ın söylemleri ve politikaları eleştiriliyordu. Telgrafta şu sözler okunuyordu: “Baykal’ın liderliği, Türkiye’de çok güçlü ‘derin devletin’ bütün ipleri elinde tuttuğu iddiasını zayıflatıyor. Baykal’ın uzaklaştırılması ve yerine hiç değilse daha münasip bir muhalefet liderinin işbaşına getirilmesi, Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı askeri ve adli baskılara nazaran daha etkili bir yol olabilir.”

Yani büyükelçinin telgrafında özetle, CHP liderinin “gönderilmesi”, yerine daha “münasip bir liderin getirilmesi” gereğinden söz ediliyordu.

2009 yılının ocak ayının başında Washington’dan Dışişleri Bakanı imzasıyla Ankara’ya gönderilen bir telgraf Silk Road Enstitüsü’nün yukarıda sözü edilen raporunda CHP’de muhtemel lider değişikliği konusunda dile getirilen senaryoya şaşılacak derecede benziyordu. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Ankara’daki ABD Büyükelçiliğine gönderdiği 1 Ocak 2009 tarihli telgrafta şu sorular soruluyor:

CHP Genel Başkanı Baykal’ın partisindeki gücü nedir?

Parti içinde Baykal’ın liderliğini tehdit edebilecek durumlar var mıdır?

Varsa bu şahıslar dışarıdan destek alıyor mu? Alıyorsa hangi biçimde?

Muhtemel adaylar, öncekilere nazaran daha iyi olabilecekleri umudunu nereden alıyorlar?

Baykal’ın Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilişkileri nasıldır?

Baykal kendini Kılıçdaroğlu’nun popülaritesine karşı korumak için hangi önlemleri alabilir?

Parti liderliği veya Baykal’ın halefliği için başka güvenilir muhtemel adaylar kimlerdir?”

Herhalde, Amerika’nın CHP’den böyle bir değişiklik beklentisi olduğu anlaşılıyor. Bu yazışmalar, ileride daha çok bilgiye ve belgeye sahip olacak tarihçiler tarafından değerlendirilecektir. O tarihçiler özellikle “lider değişikliği ihtiyacından” söz eden ifadeleri dikkate alacaklardır.

Sonuç itibariyle, 2010 yılında CHP’de yaşanan lider ve yönetim değişikliği Türk siyasi hayatında önemli gelişmelere yol açmıştı. Zaman içinde CHP’de bir eksen kayması olduğu, partinin ideolojik temellerinden uzaklaştığı kaygısı basının ve kamuoyunun bir bölümünde dile getirilmeye başlanmıştır.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir