İtalya görev süremiz bitmek üzereyken Beyrut doğumlu eşim Paolo Sola yeni görev yerinin Beyrut olacağını haber verince çok endişelenmiştim. Savaşın ortasına gidiyorduk dört seneliğine..

Eşimin 14 yaşına kadar yaşadığı ve çok sevdiği yer olmasına rağmen Beyrut denince savaş, kan, bomba ve ölümden başka bir şey gelmedi aklıma. Kafamda bin bir endişeyle eşyalarımızı topladık ve gönderdik. Havaalanında nefesim daraldı. Bilmediğim bir Ortadoğu ülkesine yolculuk başladı. Bu düşüncelerle havadan Beyrut’un falezlerini gördüm. Eşim “iniyoruz” dedi. Denizin üzerinden derme çatma evlerin arasından karaya ulaştık. Eski ve küçük havaalanında pasaport kontrolü yapıldı. İsrail Lübnan Savaşı‘nda harap olan binaların görselleri ve yeni restore edilmiş Beyrut fotoğrafları arasında çıkış kapısına ulaştık. Taksiyle kalacağımız otele giderken tam bir Ortadoğu şehri ve karmaşası eski derme çatma binaların arasından Hizbullah ‘a ait bölgeden endişeyle geçtik. Otelin olduğu bölgeye gelirken bizdeki modern ve düzgün binaların olduğu bir bölgeye geçtik. Biraz rahatlamıştım. Daha sonra İzmir kordona benzer deniz kenarı bir şehir, güzel ve bakımlı evler, son derece şık, kültürlü, zarif insanlarla beraber iki yıl geçirdim. Bu iki yılda hem Beyrut’un kültür ve sosyal hayatına katıldım hem de ilk sahipleri Fenikelilerden (alfabeyi bulan kavim) kalan bu tarihi medeniyeti yakından tanıma fırsatım oldu. Bu güzel insanların misafirperverliğini, cana yakınlığını, zarif sofralarını unutamıyorum…

Evren Mumcu, eşi İtalya Beyrut Konsolosu Paolo Sola, Türkiye Beyrut Konsolosu

Beyrut’ta geçirdiğimiz iki senenin sonunda Türk Büyükelçiliği 29 Ekim resepsiyonundan sonra beyin kanamasından Paolo’yu kaybettim. Vefatı sırasında Beyrutlu arkadaşlarımızın verdiği desteği hiç unutamam. Eşimin kuzenleri, Paolo’nun vefatından iki sene sonra kaybettiğimiz sevgili Daniela’yı, yanımda kalıp bana destek olan Sri Lankalı Lina‘yı, Noor ve Jean’ı, George ve Nona’yı, Suriyeli Michelle ve Tony Antaki’yi (Esad ailesinin en yakın arkadaşları)…

Merhum sevgili Daniela’ya sorardım. “Hayat boyu savaş meydanı olmuş Beyrut’ta bombaların altında bir ömür nasıl geçer?” diye. Bana gülerek “Merak etme biz alışığız. İnsan her şeye alışıyor zamanla. Burası benim evim burada doğdum, bombaların ateşin ortasında okudum. Burası benim evim, ecdadım, ailem.  Ölsem de yıkılsa bitse de burası VATANIM. Burayı seviyorum. “ demişti. Babasından İtalyan vatandaşı olmasına rağmen vatanı Beyrut’ta öldü. Çocukluk arkadaşı eşim de İtalyan olmasına rağmen yıllar sonra doğduğu bu şehirde ölmeyi tercih etti…(İnsan acıya alışıyor bende alıştım.)

Bugün Beyrut’ta yaşayan eşimin akrabalarını aradım. Ağlayarak “evlerimiz tamamen yıkıldı! “dediler. Evler yapılana kadar kızlarının evinde kalacaklarını, Beyrut’ta zehir soluduklarını söyledi. Hastane ve ilaç imkânı olmadığını söyledi. Bu bir atom bombasıydı dedi.

Beyrut’ta 300.000 kişi evsiz kalmış durumda. Zaten Korona’dan beri ekonomik krizle boğuşan Beyrut 1975’te savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan’da yaklaşık olarak 230.000 insan ölmüş, 350.000 kişi yaralanmış, bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmişti. Yaralarını anca sarmaya başlayan Beyrut (Ortadoğu’nun Paris’i) eski muhteşemliğine yeniden kavuşmak üzereydi bıraktığımda…

Peki bombalarla sürekli yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkan Beyrut’a kabir azabını kimler ve niçin yaşatıyor? Neden bu güzel sevimli ülkeden kan hiç eksik olmuyor?

LÜBNAN İÇ SAVAŞI VE İSRAİL

1982’den sonra İsrail Güney Lübnan’ı (Jammoul) işgal etmiş, 2006 Lübnan İsrail Savaşında İsrail uçaklarının dört haftayı aşan yoğun bombardımanı sonucunda 1000’in üzerinde sivil Lübnanlıyı öldürmesiyle İsrail uluslararası alanda çok ağır eleştirilere hedef olmuştu. BM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Louise Arbour İsrail’i “Savaş Suçlusu” ilan etmişti. (Lübnan‘daki etnik gruplardan Ermenilerin esas burada bir soykırım davası açmaları gerekmektedir.)

Filistin Kurtuluş Örgütü burayı 1969 yılından beri kontrol ediyordu. İsrail “Kahire Anlaşması”yla bölgeyi terk etti. Daha sonra Güney Lübnan’ı tekrar işgal etti. Suriye’de dahil olunca bu bir iç savaşa dönüştü. Suriye ve İsrail anlaşmazlığı Lübnan üzerinden devam etti. 1980’lerde taraflar harabeye dönen Beyrut’un onarılması için çaba gösterdi.

BEŞIR CEMAYEL

Israil müttefiki Hiristiyan Ketaip Partisi üyesi Beşir Cemayel 1980’lerin başında Falanjist milislerin lideri olarak seçim kazanarak Lübnan Cumhurbaşkanı oldu. Cemayel seçimden üç hafta sonra bombalı bir suikast sonucu öldürüldü. İsrail adına Filistin Kurtuluş Örgütüne karşı bu suikastın öcünü almak için Israil Sabra ve Şatilla katliamları gerçekleşti. Bunlar Filistinli mülteci kamplarıydı. ABD Başkanı talimatıyla Ariel Sharon Beyrut’ta katliam yaptı. Taif anlaşmasıyla ABD askerleri Beyrut’a yerleşti. Cemayel suikastından sonra İsrail askerleri Batı Beyrut’u işgal ettiler. Israil kamplarda 3500 Filistinli mülteci ve Lübnanlı sivili katletti.

SABRA VE ŞATİLLA KURBANLARI (KADIN, ÇOCUK VE YAŞLILAR)

Katliamı gerçekleştiren Falanjistlerden hiçbiri yargılanmadı ve suçlanmadı. Bu katliamdan sonra İsrail ‘in işgaliyle binlerce Filistinli Lübnan‘ı terketti. Bu katliamın acısı hala yaşamaya devam ediyor.

ASHRAFIYAH

Beyrut Ashrafiyah semtinde (Hristiyan mahallesi) oturduğum binanın yanındaki Beşir Cemayel’in evi bulunuyordu. Eşimin görevi sırasında bu binanın bir üst sokağında büyük bir patlama oldu. Bütün camlar indi sokak harabeye döndü. Suikastla öldürülen Hariri’nin koruması Lübnan İstihbarat Şefi Tuğgeneral Vissam El Hasan arabasına konulan bombayla katledildi. Bütün camlarımız kırıldı. Her gün önünden geçtiğim sokak yerle bir oldu. Bütün dünya basını suikastın failini Suriye ve Esad diye ilan etmişti. Vefattan hemen sonra pankartlar hazırlanmış Suriye’ye karşı “Katil Esad” sloganları atılmıştı. Ama Beyrut halkını kandıramadılar. Bununla Uğur Mumcu suikastından hemen sonra deliller bile kanıtlanmadan atılan sloganlar geldi aklıma “Mollalar İran ‘a! “ Tabii Beyrut halkı çok tecrübeliydi bunlara inanmadı. Konuştuğumuz herkes adresi veriyordu. İSRAİL! Ardından kimyasal gaz haberi yayıldı. Suriye’ye savaş açılmıştı. Bütün dünya bu yalan haberlere inanıyordu hatta yakın çevrem. Bunların da yalan olduğu kanıtlandı. Al Jazzire Tv si çalışanları bile yalan haberlere şahit olup istifa ettiler o dönem. Tam o sıralarda Türkiye ‘de eşgüdümlü Ergenekon davası başlatıldı. Bütün dünya yine ana akım medyanın etkisi altındaydı. Bu dönemlerde Beyrut’taydım bizzat yaşadım. BM ekipleri bile kimyasal gazı kanıtlayamadı. France 24 ve tüm dünyada servis edilen seslendirmeyle “katil Esad” çığlığı atan annenin Suriye TV’sinde orijinal sesinden “Katil Amerika” dediğini…

İsrailli bakanın ve Netanyahu’nun bomba sonrası söylemleri zaten yeterince kanıt. Kimse bu atom bombası denemesine kaza süsü vermesin.

Anlatılacak çok konu var… Yaz yaz bitmez!

Sonuç Israil bir güvenlik sorunudur! Bütün dünya bu katliamlara karşı algı yönetimine yenik düşmeden birleşmelidir. Çünkü dünya bu sorunu çözmezse insanlık katilleri eylemlerine devam edecektir.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir