Beyrut’ta yaşamış bir Türk anlattı: Finikelilerin deniz yıldızıydı

Evren Mumcu, Suriye’ye saldırıların başladığı yıl Beyrut’taydı. İsrail yanlısı medyanın Arap düşmanı yalan haber üretimine tanık oldu. Mumcu, bir Beyrutlunun kendisine, ‘En büyük şansınız Atatürkünüz olması. Bizim de en büyük şanssızlığımız’ dediğini hatırlattı.

Beyrut’ta yaşamış bir Türk anlattı: Finikelilerin deniz yıldızıydı

FÜSUN İKİKARDEŞ

Gazeteci, aynı zamanda iç mimar Evren Mumcu, Beyrut’u yakından tanıyan, o güzelim tarihi kentin havasını solumuş bir isim. Eşi, İtalya’nın önceki Beyrut Konsolosu merhum Paolo Solo’nun görevi dolayısıyla gitmiş, iki yıl Beyrut’ta yaşamışlar. İtalyan asıllı eşi Beyrut’ta doğmuş, çocukluğunu orada yaşamış ve doğduğu topraklarda hayata veda etmiş. Evren Mumcu, geçen haftaki bombalı saldırıdan sonra doğal olarak eşinin Beyrut’ta yaşayan akrabalarını aramış… Ağlayarak “Evlerimiz tamamen yıkıldı! İlaç yok, hastane yok, yiyecek yok, ulaşım yok… Bu bir atom bombasıydı!” demişler. Facianın sorumlusu olarak herkes İsrail’i işaret ediyormuş. Dostluğumuz Ulusal Kanal’da birlikte çalıştığımız yıllara dayanan Evren Mumcu ile Beyrut’u, faciayı, dünyanın halini konuştuk…

İLK KARŞILAŞMA BEYRUT’UN FALEZLERİYLE

Hangi yıllar Beyrut’taydınız?

Eşim Levanten, aslen İtalyan ama Beyrut’ta doğmuş, 14 yaşına kadar orada yaşamış. Daha sonra İtalya’ya gelmiş, eğitimini tamamlamış ve Dışişleri’nde çalışmaya başlamış. Çok iyi derecede Arapça bilirdi. Fransa Nis’de bulunduk, daha sonra İtalya’ya tayini çıktı. Roma’dan sonra da Beyrut görevi çıktı, 2010 öncesiydi. Roma’ya dönüp eşyaları topladım. Başımıza ne geleceğini bilemiyorum, oldukça endişeliydim. Eşimin 14 yaşına kadar yaşadığı ve çok sevdiği yer olmasına rağmen Beyrut denince savaş, kan, bomba ve ölümden başka bir şey gelmedi aklıma. Hiç bilmediğim bir Ortadoğu ülkesine, bir karmaşanın ortasına gidecektim. Uçağımız, Beyrut’a inerken Beyrut’un falezleriyle ilk kez karşılaştım, şehrin adeta işlemeli bir görüntüsü vardı. Havaalanında nefesim daraldı. Eski ve küçük havaalanında pasaport kontrolü yapıldı. İsrail-Lübnan Savaşı‘nda harap olan binaların görselleri ve yeni restore edilmiş Beyrut fotoğrafları arasında çıkış kapısına ulaştık. Taksiyle kalacağımız otele giderken tam bir Ortadoğu şehri ve karmaşası eski derme çatma binalar gördük, ekonominin halini anlatıyordu. Binlerce yıllık savaş ortamından çıkmış bir bölgeden geçtik, Hizbullah’ın kontrolündeymiş oralar. Şehir merkezine ulaştığımızda manzara değişti. Bizim İzmir, Antalya havalarında modern bir Akdeniz şehriydi. Çok daha modern insanları, yapılarıyla başka bir Beyrut ortaya çıktı.

Suriye’ye saldırılar da başlamıştı değil mi?

Evet evet tam da saldırılar yeni başladığında oradaydık. İsrail yanlısı hâkim medyada Esad’ın kimyasal gaz attığı yolunda haberler çıktı. Bütün dünya ajansları Beyrut’a geldi. Suriye’de kalamıyorlardı, basın merkezlerini Beyrut’a kurmuşlardı, giriş-çıkış yapıyorlardı.

İSTİHBARAT ŞEFİNE SUİKAST

Siz oradayken bir saldırı yaşadınız mı?

Biz oradayken Beyrut istihbarat şefinin evine saldırıldı. Bizim evin üst sokağındaydı patlama, hatta bizim de camlar kırılmıştı. Arka sokağımız tamamen yıkılmış, harabeye dönmüştü.

Diplomatlar da olduğuna göre, iyi bir semtiydi herhalde Beyrut’un?

Hıristiyan semtidir, Ashrafiyah mahallesidir. Sayıca Müslümanlara göre azlar ama ilginç bir şekilde Hıristiyan hâkimiyeti vardır genelde.

Kurban kimdi?

Suikastla öldürülen Hariri’nin koruması Lübnan İstihbarat Şefi Tuğgeneral Vissam El Hasan’dı. Arabasına konulan bombayla katledildi. Bütün dünya basını suikastın failini Suriye ve Esad diye ilan etmişti. Vefattan hemen sonra pankartlar hazırlanmış Suriye’ye karşı “Katil Esad” sloganları atılmıştı. Aynı bizdeki Hrant Dink suikastından hemen sonra bir elden çıkmış siyah pankartlar vardı ya, üstünde “Hepimiz Ermeniyiz” falan yazılıydı, işte onlar gibi tek elden çıkma, siyah üzerinde önceden yazılmış, hazırlanmış pankartlar, dövizler bir anda ortaya çıktı. Aynı zamanda bana Uğur Mumcu suikastından sonra deliller bile bulunmadan, kanıtlanmadan “Mollalar İran’a” sloganlarını da hatırlattı.

SURİYE KARŞITI HABERLER

Beyrut halkı inandı mı Esad’ın yaptığına?

Beyrut halkını kandıramadılar. Beyrut halkı çok tecrübeliydi, bunlara inanmadı. Konuştuğumuz herkes adresi veriyordu: İsrail!

Öldürülen El Hasan halkın sevdiği saydığı biri miydi?

Hayır, ABD ve İsrail adına çalıştığından şüphe edilen bir isimdi. Hatta Beyrut’a giriş çıkışlarını başka isimlerle yaptığı, suikasttan korktuğu için önlem aldığı gibi bilgiler vardı. Hariri seyahatteyken suikast oldu. Sırf Esad’a karşı operasyon düzenlendiği için kendilerine çalışan bir adamı yok ettiler. Beyrut halkı, onu Suriye’nin öldürmediğini gayet iyi biliyordu.

Devamı geldi mi bu tip haberlerin?

Ardından kimyasal gaz haberi yayıldı. Suriye’ye savaş açılmıştı. Bütün dünya bu yalan haberlere inanıyordu, hatta yakın çevrem bile! Ama bunların da yalan olduğu kanıtlandı. Al Jazzire televizyon kanalı çalışanları bile yalan haberlere şahit olup istifa ettiler o dönem. Tam o sıralarda Türkiye ‘de eşgüdümlü Ergenekon davası başlatıldı. Bütün dünya yine ana akım medyanın etkisi altındaydı. Bu dönemleri Beyrut’ta bizzat yaşadım.

FRANSIZCA KATİL ESAD ARAPÇA KATİL AMERİKA

Yerel televizyonlar ne durumdaydı?

Kimyasal gaz iddiasını BM ekipleri bile kanıtlayamadı. Şöyle oldu: Eşimle televizyon seyrediyoruz, o da bir yandan Suriye televizyonunu bir yandan da Fransız televizyonunu izliyor. ‘Bak, bir detay yakaladım, dedi. Suriye devlet televizyonunda bir kadın kendi sesiyle Arapça olarak “Katil Amerika! Katil İsrail!“ diye bağırıyor. Aynı görüntü, Fransız 24 televizyonunda, Fransızca çeviriyle haberleştirilmiş, çeviriye göre kadın “Katil Esad“ diye bağırıyor!

Çok çarpıcı! Başka Esad karşıtı yalan habere tanık oldunuz mu?

Kimyasal gaz haberleri çıktığında, “Esad kimyasal gaz kullanıyor“ diye ölen çocukların görüntülerini vermeye başladılar. Oysa bunlar çok önceden, 8-10 yıl önce çekilmiş görüntülerdi. Bir ilkokulda yedikleri yemekten zehirlenmiş ve mideleri bozulmuş çocukların görüntülerini yayınlıyorlardı! Esad’a karşı kara propaganda başladı. Ama hepsi biliyordu ki kimyasal gaz diye bir şey yok!

BEYRUT ANCAK YARALARINI SARIYORDU

Görev süreniz 4 yıldı…

Evet, ama 2 yıl kaldık. Eşim kullandığı araçta beyin kanaması geçirdi. Tam da Türkiye Büyükelçiliği‘ndeki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonundan sonraydı. 1 Kasım 2011 günü, doğduğu ve çok sevdiği Beyrut’ta öldü. 14 yaşına kadar orada yaşamış, anne babası orada anlaşıp evlenmiş. Babası Banco di Roma genel müdürüydü. Levantenler… Hala pek çok akrabası Beyrut ya da Suriye’de yaşıyor.

Ayrılırken Beyrut için ne düşündünüz?

Ben oraya gittiğimde burada yaşayamam diye düşünürken ayrılmakta zorlandık. Beyrut yaralarını sarmaktaydı. Hariri desteğiyle şehir yeniden inşa edilmişti. Restorasyon yapılan binaların eski ve yeni halleri havalimanında dev posterlerde gösteriyorlardı. Eski Ortadoğu’nun incisi denilen Beyrut, yeni yeni o günlerine dönüyordu. Dev organizasyonlar, fuarlar, sosyal hayat… Hepsi çok canlıydı. Kültürü, tarihi çok zengin! Beyrut Müzesi, Osmanlı sarayları vardır. 400 yıl Osmanlı hâkimiyeti altındaki dönemden kalma pek çok anıt yapı var. Sürekli etkinlikler yaparlardı. Son patlamada yıkılmış olabilir. Camiler bile, limana yakındı.

BOMBADAN ÖNCEKİ İSRAİL UÇAKLARI

Patlama sonrası oradakilerle görüşebildiniz mi?

Hem Beyrut’ta kalan tanıdıklarımla hem de iş arkadaşlarımla görüştüm. Bazı görüntüler de yolladılar. Bombadan biraz önce bazı uçakların geçtiğini söylüyorlar. Bunların İsrail uçakları olduğundan şüpheleniyorlar. İsrail uçaklarından bir şeyler atıldığını görmüşler. Zaten orada yaşayan herkes bilir ki, kibrit çakılsa İsrail’den bilirler. Bu konularda gerçekçi haberler yapılacağından şüpheliyim.

İsrail yanlısı medya dediniz, onları iddiaları nedir?

Amonyum nitrat, İstanbul’dan geçirilerek getirilmiş ve Hizbullah’a teslim edilmiş! Beyrut halkının söylediğine göre İsrail’in işi. Hizbullah niye patlatsın? Kendi silah depoları zaten. Bir iddia da ‘Niçin şehir dışında değil? İhmalden dolayı patladı‘ şeklinde. Ama düşünün, İsrail’den sürekli denizden ve havadan saldırı var. Çabuk ulaşmak için koymuş olmaları ifade ediliyor ki, çok mantıklı. Oradan konuştuğum Suriyeli ve Lübnanlılar şu anda zehirli gaz soluyorlar. Dağlık bölgelere çıkacaklarını söylediler. İlaç yokmuş, hastanelerde yer yok. Koronadan dolayı zaten ekonomik zorluk vardı, iyice bozuldu. Birçok arkadaşlarından da haber alamıyorlarmış. Sokaklarda yatan pek çok insan varmış. Uçaklar da kalkmıyor, bir yere gidemiyorlar. Kendi yaralarını saran Beyrut tekrar yıkıldı. Bunu yapanlar insanlık suçu işliyor, savaş suçlusu olarak yargılanmalı.

BÖYLEYDİ
BÖYLEYDİ
BÖYLE OLDU
BÖYLE YAPTILAR

REFERANDUM SÖYLENTİSİ

“Lübnan-Beyrut‘tan Asurlular, Babilliler, Persler, Makedonlar, Romalılar, Osmanlılar geçiyor… Daha sonra da Fransız mandasına giriyor. 1943’de bağımsızlığını ilan ediyor, 1945’de BM devlet olarak tanıyor, kabul ediyor. Gelgelelim, Lübnan, ‘ulus devletsizlik‘ örneği bir devlet. Bu kadar etnik grubu bir arada tutmak adına hepsinin kendi kültürleri devam ediyor. Dış devletlerin tehditleri olmasa birbirleriyle anlaşıyorlar. Kendilerine kalsa belki aralarında bir problem çıkmayacak, gayet güzel geçinecekler. Ama tarih boyunca bütün dış devletlerin mesajlarını verdikleri bir merkez olmuş. Ulussuz devlette, siyasi çatışmalar, yıllarca süren iç çatışmalar yaşanmış. Düzenli bir ordu, merkezi bir otorite yok. Yurttaşlık esasına dayalı anayasal düzen yok. Osmanlı’dan kalan kabile aşiret kurallarıyla yürüyen karmaşık bir yapı. Bu onları hep bir manda isteyen duruma getiriyor. En son aldığım bir duyuma göre, bombadan sonra Fransa’dan tabiiyete geçmek için referandum istemişler. Hatırlarsanız Macron hemen oraya gitti, yardım ve destek için dediler. Arkasından referandum gündeme geldi.“

İSRAİL’İN HEDEFİNDE BİR ARAP ÜLKESİ

“Bu arada ekonomileri hiçbir zaman düzelemiyor, hep karmaşa vardı. Resmi dilleri Arapça ama Fransızca ve İngilizce konuşuyorlar. Yüzde 93 Arap nüfusu, ama etnik açıdan homojen. Çoğu Müslüman (yüzde 54), Hıristiyanlar (yüzde 40). Müslüman tarafı Hizbullah yönetiyor ve antiemperyalist, İsrail karşıtı biliyorsunuz. En büyük özelliği 75’de başlayan iç savaş. O günden bugüne kadar gelen olaylarla sarsılmış bir ülke. Türkiye’de bulunmuş bir Beyrutluyla karşılaştım, Türk olduğumu duyunca ‘en büyük şansınız Atatürkünüz olması. Bizim de en büyük şanssızlığımız Atatürk’ümüz olmaması‘ demişti.“

Asur kralları da Beyrut için savaşıyor
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir