Cumhuriyet Devrimi’nin öncü kadrosu olarak öğretmen ve Mustafa Necati

(Görseldeki fon resim: Öğretmenler Günü için Gürbüz Doğan Ekşioğlu çizimi…)

HER DEVRİMİN ÖNCÜ MÜFREZESİ VARDIR

Devrimin ideolojisini, programını, hedefini, stratejisini belirleyen; dayanacağı toplumsal gücü örgütleyen ve nihayet, belirlenen strateji ve programı uygulamada öncülük eden kadrodur öncü müfreze…

Öncü müfreze, aynı zamanda örgütlüdür. Örgütlü olması, üstlendiği tarihsel rolü oynayabilmesinin gerektirdiği bir zorunluluktur.

Bu gerçeği, en başta bizim devrim tarihimizdeki iki başarılı örnek kanıtlar. 

Jön Türk Devrimi ve Cumhuriyet Devrimi, Türk toplumunun modernleşme/çağdaşlaşma gelişmesinde, köklü ve kalıcı değişim ve dönüşümler gerçekleştirmiş iki büyük devrimci atılımdır. Her ikisinin başarısında da ÖNCÜ’nün rolü belirleyicidir ve öncü kadronun tarihe örgütlü müdahalesi söz konusudur.

Cumhuriyet Devrimi’nde öncünün belirleyici rolü çok belirgin ve hemen her alandadır.

CUMHURİYET DEVRİMİNİN ÖNCÜ KADROSU

Bu alanların başında, temeline bilim ve aklın egemenliğini koyan eğitim-öğretim gelir. Toplumun büyük çoğunluğunun kul ve ümmet olduğu feodal-yarı feodal sistemin tasfiyesini öngören hukuk gelir. Bunlara sanayileşme ve kalkınma hamleleri eşlik eder.

Cumhuriyet Devrimi’nin öncü kadrosu, devrimi yerleştirmede ve ilerletmede her düzeydeki eğitim ve öğretimi, deyim yerindeyse “kilit sektör” olarak belirliyor. Bu alanın belirleyici unsurunun da öğretmen olduğu konusunda net bir bilince sahipler. Atatürk bu konudaki belirleme ve tercihini daha işin başında; Milli Kurtuluş Savaşı’nın ateş ve barutu içinde net olarak ortaya koyuyor.

1921 yılında sayısız zorluk, engel ve yoksunluk içinde bir yandan mili kurtuluşun silahlı ordusu kurulurken; diğer yandan da saltanata fiilen son vermiş TBMM’nin hükümeti savaşın içinde, ikinci önemli iş olarak “ilim ve irfan ordusu”nu örgütlemeye ve onların önüne konacak eğitim programını oluşturmaya girişiyor.

Doğrudan Atatürk’ün teşviki ile Ankara’da kurulan Türkiye Muallime ve Muallimler Dernekleri Birliği’nin kuruluş tarihi 7 Mayıs 1921; ilk Maarif Kongresi’nin toplanma tarihi 17 Temmuz 1921’dir. (1*)

Atatürk, bu örgütlenme ve kongreden 3 yıl, büyük zaferden 2 yıl ve Cumhuriyet’in ilanından 10 ay sonra, 25 Ağustos 1924’te toplanan Türkiye Muallimler Birliği Kongresi üyelerine yaptığı konuşmada, Cumhuriyet Devrimi’nde eğitim-öğretimin yerini ve öğretmenin konumunu bütün açıklığı ile ortaya koymuştur:

●“Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitmenleri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”

● “Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu kalite ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.”

● “Saygıdeğer öğretmenler, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar sizin sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister.”(2*)

Cumhuriyet’in öğretmene yeni toplumun inşasında verdiği öncü rol, eğitimin halkçı (parasız, herkese eşit, yaygın) ve bilimsel-laik karakteri ile birleştiğinde, Köy Enstitüleri mucizelerini; elle tutulur sonuçları bugün görülen büyük teknik insan (mühendis, hekim, hukukçu, işletmeci) birikimini yarattı.

İMAMI DA YANINA ALARAK İRTİCAYI YENME GÖREVİ VERİLEN ÖĞRETMENDEN, “İMAMA YENİLDİĞİ” İLAN EDİLEN ÖĞRETMENE

Soğuk Savaş ve ardından gelen Küreselleşme gericiliği, ilk ve en büyük saldırısını, eğitim ve öğretimin halkçı ve bilimsel-laik karakteri ile öğretmenin öncü konumuna yaptı.

1940’lardan 2010’lara 60 yıllık saldırının elde etmek istediği sonucu 2008’de, BOP Eşbaşkanlığı yönetimi yıllarının zafer sarhoşluğu içinde, Türkiye’deki Batı destekli irticanın liberal-muhafazakâr teorisyeni Prof. Dr. Şerif Mardin açıkladı: “İMAM ÖĞRETMENİ YENDİ!” (3*)

Cumhuriyet Devrimi’nin öncü müfrezesini oluşturan kadro, başta Atatürk olmak üzere Vasıf Çınar’lar, Mustafa Necati’ler, Reşit Galip’ler, Hasan Ali Yücel’ler, ne öğretmene devrimin inşasında yükledikleri öncü rolü, imamın rakibi olma olarak tanımlamamışlardı; ne de öğretmenin görevini, “imamım yenmek” olarak… O öncü rol, İmam’ı da değiştirip dönüştürmeyi ve sürece katmayı içeriyordu. Oysa İmam, Cumhuriyetin tasfiye ettiği sistemin Hilafet, Ulema ve Tarikat Cemaat sınıfına dâhil değildi ve halkın bir parçasıydı.

Türkiye’de Batı destekli irtica güçleri Küreselleşme saldırısından aldıkları güçle, 2000’lerin başında büyük bir özgüven kazandılar.

Bu özgüvenle önce, cenazesi bir milli kurtuluş savaşı ile kaldırılan sistemden kalan Ortaçağ güçlerinin toplumsal tabanını daraltma ve etkisizleştirme mücadelesinde Cumhuriyetin öğretmene verdiği öncü rolü “öğretmen-imam maçı” olarak adlandırdılar. Sonra da, “maçı İmam’ın”, yani kendilerinin kazandığını; öğretmenin ve Cumhuriyet’in kaybettiğini ilan ettiler.

Tıpkı Sovyetler Birliği’nin dağılmasını “tarihin sonu” ve “kapitalizmin ebedi zaferi” olarak ilan eden Küreselleşmenin ve emperyalist sistemin ağababaları gibi…

KÜRESELLEŞME YENİLİYOR, ÖĞRETMEN KAZANIYOR

Ama her iki cephede de, zafer ilanlarının ömrü uzun sürmedi. 2010’a gelindiğinde Küreselleşme’nin efendileri, içinde Türkiye’nin de bulunduğu bölgede milli kurtuluş güçlerine karşı kaybetmeye başladılar. Aynı dönemde Atatürk ve Cumhuriyet de, ideolojik alandan başlayarak iç gericiliği yenmeye ve geriletmeye başladı. Süreç ilerliyor.

Türkiye, Atatürk ve Cumhuriyet’le birlikte öğretmenin öncü ve saygın konumunun bugün adım adım yaşadığı dönüşünün, giderek hızlanacağı bir süreç içindedir.

Bu 24 Kasım yazısını, eğitimciliği ve öğretmenliği her zaman fizikçiliğinden önce gelmiş okul ve sınıf arkadaşım, YÖK eski Başkanvekili İsa Eşme’nin yazdığı, genç Cumhuriyet’in unutulmaz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati ile ilgili iki olayı buraya alarak bitiriyorum.

PROF. DR. İSA EŞME: ANKARA’DA BÖYLE BAKANLAR VARDI

Mustafa Necati, Milli Eğitim’in, Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda kurumlaşmasında büyük katkıları olmuş bir bakandı. Harf devrimi onun döneminde yapıldı.

Onun en önemli yönü, öğretmenlik mesleğine kazandırdığı saygınlık ve öğretmene verdiği değerdir. Öğretmenlik mesleği, bugün tüm olumsuzluklara rağmen, saygınlığını hala ve kısmen de olsa koruyabilmişse, bunda Mustafa Necati’nin katkısı büyüktür. Aşağıda anlatacağım ve bugün artık anı olmuş iki olay bu gerçeğin kanıtıdır.

Mustafa Necati Milli Eğitim Bakanı iken, Erzincan’ın Kemah (o zamanki adıyla İhtuk) bucağında öğretmen Seyfi Beşe, bucak müdürünün köylülere yaptığı baskıya karşı çıkar. Bucak müdürü, öğretmeni kaymakama, kaymakam da, “Öğretmen köylüyü kışkırtıyor!” diye valiye şikâyet eder.

Vali, yetkisi olmasına rağmen öğretmene bir şey yapmaz, çünkü Ankara’da, Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda Mustafa Necati vardır. Şikâyeti İçişleri Bakanlığı’na iletir. İçişleri Bakanı da dosyayı Mustafa Necati’ye gönderir. Milli Eğitim Bakanı dosyayı inceler, inceletir ve İçişleri Bakanı’na bir yazıyla iade eder:

“Valiniz, bir daha, öğretmenime böyle davranırsa, onu (valiyi) görevden almanızı rica ederim.”

Mustafa Necati, bu yazının bir kopyasını da öğretmen Seyfi Beşe’ye gönderir:

“Hakkınızdaki yazılara verilen cevap ektedir, ona göre davranmanız gerekir, gözlerinizden öperim.”

İkinci olay İzmir’de yaşanmıştır.

İzmir’de öğretmenler uzun süre maaşlarını alamazlar ve durumu en sonunda Bakana bildirirler. O yıllarda öğretmen maaşları, il bütçesinden ödenmektedir. Mustafa Necati valiye telgraf çeker:

“Öğretmen maaşları 24 saat içinde ödenmelidir. Eğer ödenmezse, öğretmenlerimin hepsini, maaşlarının ödenebileceği bir ile atayacağım.”

Ertesi gün öğretmenlerin maaşları ödenir.

Bu durumda Mustafa Necati’nin valiye teşekkür etmesi beklenir değil mi?

Hayır, Milli Eğitim Bakanı, valiyi İçişleri Bakanı’na şikâyet eder,

“Madem maaşların bir günde ödenmesi mümkündü, niye bu kadar zaman ödenmedi?” diye… Ve devam eder: “Eğitime ve öğretmene saygı duymayan bu vali ile çalışamayacağım!”

Vali görevden alınır.

Almanların ünlü bir deyimi vardır: “Berlin’de hâkimler var!”

Evet, bir zamanlar da, Ankara’da, Mustafa Necati gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Eğitim bakanları vardı.

(1*) Prof. Dr. Yahya Akyüz, Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri 1848- 1940, Doğan Basımevi, Ankara 1978.
(2*) Mustafa Ergün, Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara, DTC Fakültesi Yayınları, 1982.
(3*) 26 Mayıs 2008 tarihli gazeteler
Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir