Denizlerdeki müsilaj belası

Foto: NTV

Birkaç haftadır gündemin başına oturan ve çevrecilerle balıkçıları kaygılandıran Marmara Denizi’ndeki yüzeyini kalın bir tabaka halinde kaplayan, sarımsı renkte, bilimsel adı “müsilaj” olan deniz salyası, kirlene ve yaşam özelliklerini yitiren denizlerimizin zehrini kusması olarak değerlendiriliyor.

Daha önce müsilajla ilgili olarak basında çıkan birçok haber ve yazının yanısıra KıvılcımHaber köşe yazarı Yusuf Yavuz’n da bu konuda yayınladığımız yazısında, “Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı ve SDÜ Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Dr. Erol Kesici, deniz salyası oluşumunun su yosunlarının aşırı çoğalmasıyla oluşan alg patlamasından kaynaklandığını dile getirdi. Alglerin aşırı şekilde çoğalmalarının en önemli nedeninin kirlilik olduğunun altını çizen Kesici, azot ve fosfor yükünü deniz ortamına taşıyan tarımsal atıklarla sanayi ve evsel kaynaklı kirliliğin yıllardır suları tehdit ettiğini söyledi” dedi.

Independent Turkish’in Türkiye temsilcisi Gökçen Tuncer’in “Sekiz başlıkta Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj hakkında her şey” adlı yazısını KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgi ve ilgilerine sunuyoruz.

Sekiz başlıkta Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj hakkında her şey

Balıkçılar kasımdan bu yana şikâyet ediyordu. Biz yeni duyduk ve gördük. Deniz tabanındaki canlı hayatın oksijenle bağını koparan müsilaj ne? Marmara’ya yapılan kötülüğün faturası mı? Buradan geri dönüş olur mu?

Fotoğraf: AA

Sadece bir an, üzerinize ince bir örtü atıldığını, bir süre sonra bu örtünün o kadar da ince olmadığını fark ettiğinizi ve sırasıyla önce ışığın, daha sonra nefesinizin bittiğini hayal edin.

Siz bunu okurken Marmara Denizi’nin dibindeki canlıların yaşadığı tam olarak bu.

“Marmara Denizi ölüyor mu?” başlıklarıyla okuyoruz günlerdir, deniz üzerini kalın bir tabaka halinde kaplayan, sarımsı renkteki deniz salyasını. Ya da literatürdeki adıyla müsilajı.

Biz yeni okuyoruz.

Topçular-Eskihisar hattının rotasıyla çizilmiş müsilaj/ Fotoğraf: Twitter-@thepeacepanda

Deniz bilimciler, çevre bilimciler, biyologlar hatta dalgıçlar ise aylardır bir şeylerin yanlış gittiğinin farkında. Seslerini duyurmaya çalışıyor.

Hayatının yaklaşık 30 yılını dalışa vermiş Seyit Ali Aral da bu kişilerden biri.

Marmara Denizi’ne son olarak 22 Mayıs’ta daldı.

“Çalkalanmış turşu kavanozu içinde gibisiniz. Bir sürü partikül var üzerinize yapışan. Arkadaşınızı da göstergenizi de görmek çok zor” diyerek anlatıyor aşağısını.

“2 bin 500’ün üzerinde dalışım var. Böyle bir şey görmedim”

İstanbul’un Adalar bölgesinde hemen her hafta sonu dalış yaptıklarını ve o dönem deniz yıldızlarından örümcek yengeçlerine, dipteki deniz kestanelerinden deniz kalemlerine kadar pek çok canlıyı görebildiklerini söyleyen Aral’a göre durum artık çok farklı.

“Bugüne kadar 2 bin 500’ün üzerinde dalışım var. Bulanık suda da lodos sonrası denizin kabardığı zamanlarda da dalış yaptım. Ancak böyle bir ortamı hiç görmedim” diyen Aral, kasımdan sonra aşağıdan bir tabakanın gelmeye başladığını anlatıyor:

Bu tabaka daha sonra yüzeye çıkmaya başladı. Benim gördüğüm kadarıyla da nisandan itibaren yüzeye çıkmaya başladı.

Geçen yaz daldığım, balık ve karides yuvalarının olduğu, çok keyifli dalışlar gerçekleştirdiğimiz yerlerin üstü bir tül tabakasıyla kaplanmış.

Normalde dalış sırasında dalış eşimizden belli bir uzaklıkta dururuz. Ancak son dalışımızda el ele tutuşmak, kol kola girmek zorunda kaldık. Bir kol boyu uzaklığı göremediğimiz oldu.

Bir süre sonra bir vertigo başlıyor: Yukarısı neresi? Aşağısı neresi? Ben ileriye mi gidiyorum? Yönüm ne taraf? Tekneden mi uzaklaşıyorum?

Seyit Ali Aral, Gökhan Karakaş ve Yener Şenok’un Kınalıada’ya
yaptığı dalıştan/ Fotoğraf: Yener Şenok

Independent Türkçe’ye konuşan Aral’ın açıklamasına göre 10 metrenin altı, 20-30 metreler gece gibi karanlık.

Dolayısıyla fotosentez olmuyor. Fotosentezin olmaması ise deniz canlıları için oksijenin de besinin de sonu.

Peki bir yerlerde bir canlının nefesini kesen müsilaj ne ve neden hayatımıza girdi?

1- Müsilaj (deniz salyası) nedir?

Müsilaj aslında bir salgı. Ancak önemli olan bu salgının çıkmasını tetikleyen faktörler.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Profesörü Mustafa Sarı’ya göre Marmara Denizi’nin azot ve fosfor yükü, insan eliyle yaratılan kirlilik nedeniyle çok fazla.

Fotoğraf: AA

Bu durum da mikroskobik bir bitkinin çoğalmasını tetikliyor: Fitoplankton.

Çıplak gözle görülemeyen bu canlılar, gezegendeki oksijen üretiminin yüzde 50’sini sırtlanıyor. Evet, nefes almak için kendilerine ağaçlar kadar ihtiyacımız var.

Bu mikroorganizmalar, su kaynaklarının üst kısmından başlayarak ışık gören en alt sınıra kadar koloniler halinde yaşıyor. Işık neden önemli? Çünkü bu canlılar, hücrelerinde klorofil taşıyor ve fotosentez yapıyor.

Biraz ortaokul biyoloji bilgimizi zorlarsak; Fotosentez sırasında karbondioksit ve su tüketip, oksijen üretiyor, sudaki karbondioksit seviyesinin azalmasına yardımcı oluyorlar.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Mühendisliği
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı/ Fotoğraf: YouTube

Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın açıklamasına göre suda azot ve fosfor yükü artınca, fitoplanktonlar da “Sudaki azot ve fosfor yükü çok fazla. Hızla çoğalayım ve bunları tüketeyim” diyerek aslında bize dolaylı da olsa yardım etmek için hızla çoğalıyorlar.

“Bir litrede 10’lu rakamlardan bahsederken milyonlu sayılara kadar artış gösteriyorlar” diyen Sarı’ya göre bu kadar çok çoğalmaları ortamdaki bazı besinlerin de hızlı tükenmesine yol açıyor.

Haliyle bir süre sonra stres ortamı oluşuyor. Bu sefer de fitoplanktonlar, kendilerini korumak için müsilaj denilen salgıyı üretiyorlar.

Sarı, bu durumu, “Doğadaki sistemin, bizim hatalarımızı ortadan kaldırmak için yaptığı bir çalışma bu aslında” diyerek açıklıyor.

“Yumurtanın beyazını su dolu bir bardağa dökmek gibi”

Bakteri ve virüslerin üremesi için uygun bir ortam olan müsilajlar yüksek oranda polisakkarit (‘kompleks şeker’ de denilen bir tür karbonhidrat) barındırıyor.

Şeffaf, sümüksü yapıda, suyun içerisinde tül gibi uzanan müsilaj, hızlı kümelenerek kilometre karelerce alanı kaplayabiliyor.

Deniz salyası, Kurbağalıdere’ye kadar ulaştı/ Fotoğraf: AA

Marmara Çevresel İzleme (Marmara Environmental Monitoring) Proje yürütücüsü hidrobiyolog Levent Artüz ise “Birartıbir.org”a verdiği röportajda bilimsel adı Proboscia alata olan planktonun kısa sürede anormal artış gösterdiğini ve daha sonra “çiçeklenme, tomurcuklanma” şeklinde patladığını söylüyor.

“Ölüp kırılıyor. Kırılınca hücre içi sıvısı ortama yayılıyor. Tıpkı yumurtanın beyazını su dolu bir bardağa dökmek gibi” diyor Levent Artüz ve ekliyor:

Bugün müsilaj agregatı yapan bir fitoplankton oldu, ama başka bir şey de olabilirdi.

Ortamı orada yaşayanlar bakımından boşalttığınızda veya yaşayan türleri seyrelttiğinizde, rekabet şartları da değişir.

Yeni ortama dayanabilen canlı, en avantajlı duruma geçer ve büyük miktarlarda ürer, çoğalır.

Yakın bir tarihte, Kadıköy sahilinde kırmızı algler karaya vurdu. O bölgede o kadar fazla kırmızı alg olmaması gerekir. Kırmızı alglerin etrafındaki türler azaldığı için, baskın hale gelmiş ve çoğalmışlardı.

Fotoğraf: Twitter/@mustafasari_van

“Marmara Denizi’nde derinlik 1000 metre de olsa 25 metre gösteriyor”

Artüz, müsilajın ne kadar derine inmiş olabileceğini nasıl ölçtüklerini ise şöyle anlatıyor:

Ses dalgalarıyla derinliği ölçen aletler Marmara’nın büyük bir bölümünde altınızdaki derinlik bin metre de olsa 25 metre gösteriyor.

Çünkü çok büyük bir müsilaj yoğunlaşması var. Bin metreyi aşkın derinliklerden, çukurlardan, su numuneleri alıyoruz. O derinliklerde de müsilaj var.

Mustafa Sarı da kasımdan bu yana sayısız balıkçının kendini aradığını, ağ atamadıklarını söylediklerini, “İflas edeceğiz, ağımızı kestik ya da ağlarımızı çekemiyoruz” dediklerini söylüyor.

“Kasımdan bu yana sayısını unuttuğum kadar çok konuştum bununla ilgili. “Bu burada kalmaz, arkası gelir” dedik. Ama herkes sağır herkes kör oldu. Ne zamanki müsilaj kıyılara vurmaya başladı. O zaman herkes müsilaja yöneldi” diyor deniz bilimleri Profesörü Sarı.

2- Müsilaj neden oluşur?

Prof. Dr. Mustafa Sarı, bunun için üç neden gösteriyor.

Bunlardan ilki ve en önemlisi, çevresinde 25 milyon insanın yaşadığı Marmara Denizi’ne dolaylı ya da doğrudan atılan atıklar.

“Türkiye endüstrisinin yarısı Marmara Denizi çevresinde yer alıyor” diyen Sarı, azot ve fosfor yükünün korkunç seviyede yüksek olduğu konusunda uyarıyor.  

Fotoğraf: AA

İkinci neden ise adına “İklim Değişikliği” dediğimiz, dünyadaki tüm denizleri etkileyen sistem değişikliği. Birçok uzman gibi Mustafa Sarı’ya göre de bunun nedeni de insan. Yanlış kalkınma hamleleri, atmosfere verilen emisyonlar.

Sarı, “Marmara Denizi’nin sıcaklığı küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yükselmiş durumda. Mevcut sıcaklık, 40 yıllık ortalamanın 2,5 derece üzerinde. Bu anormal bir yükseklik” diyor.

Tüm bunların yanı sıra Marmara Denizi yapısı gereği durağan bir deniz. Bu nedenle başka yerlerde değil daha çok Marmara’da görülüyor.

3- Neden Marmara Denizi?

Marmara, müsilajın görüldüğü tek yer değil.

Mustafa Sarı’nın açıklamasına göre müsilajın ilk kez 1729 yılında Adriyatik Denizi’nde görüldüğüne dair bilimsel kayıtlar var. Bunun yanı sıra Akdeniz Havzası’ndaki her denizde bazen çok, bazen doğal akışı etkilemeyecek kadar az görüldüğü oluyor.

Marmara Denizi’ndeki müsilaja dair kayıtlar ise 1992, 2007 ve 2008’e ait.

“Ancak bunların hiçbirinde şu anda olduğu gibi yoğun bir müsilaj yoktu” diyor Mustafa Sarı.

“Sadece katı parçacıklar ayıklanıyor, geri kalanı sıvılaştırılıp denize basılıyor”

Çevre Mühendisleri Odası’nın verilerine göre İstanbul dışındaki kentlerden çıkan atık suların yüzde 60’ında yalnızca ön artıma yapılıyor.

Prof. Dr. Mustafa Sarı, ön arıtmayı şöyle açıklıyor:

Gelen atıkların içindeki katı parçacıkların, mesela bir pet şişenin bir çocuk bezinin ayıklanması, geri kalanın sıvılaştırılarak denize basılması. Arıtma falan yok.

Atıkları bir ızgaradan geçirdiğinizi ve sıvılaştırdığınızı düşünün. Sonrasında basıyorsunuz denizin dibine. Evsel atıkların yüzde 60’ının arıtması eğer böyleyse Marmara Denizi’nin neden böyle olduğu hususunda sanıyorum çok fazla düşünmemize gerek yok.

Çok iyi çalışan arıtma tesisleri var ama büyük çoğunluğu ya doğru düzgün çalışmıyor ya da teknolojisi yetersiz. Mesela Bandırma bölgesinde hiç arıtma tesisi yok.

“32 senedir açık foseptik haline getirilmiş bir denize giriyoruz”

“Birartıbir.org”a konuşan Hidrobiyolog Levent Artüz’e göre müsilajın ortaya çıkmasının nedeni Marmara Denizi’nin kirletilme tarihiyle doğrudan bağlantılı.

“32 senedir açık foseptik haline getirilmiş bir denize giriyoruz. Hatta bu durum çoğu yerde ‘mavi bayrak’la teşvik ediliyor” diyor Artüz.

Marmara Çevresel İzleme Proje yürütücüsü, Hidrobiyolog Levent Artüz

Levent Artüz’ün açıklamasına göre Kurbağalıdere’nin kirli suları da Marmara’ya basılıyor, Marmaray’ın da hafriyatı Çınarcık Çukuru’na boşaltılıyor.

Termik santrallerde kullanılan soğutma sularının denizlerden alındığını hatırlatan Artüz, şöyle devam ediyor:

Marmara’dan tuzlu soğuk suyu alıyorsunuz, sıcak su veriyorsunuz. O boruların içinde kısa sürede fouling organizma dediğimiz midyeler, tunikatlar çoğalıyor. Boru daralıp su geçmez hale geliyor. Boruları temizlemek için kimyasal madde kullanılıyor.

Daralan boruların içine bu canlıları öldürmek için klor, klordioksit ve farklı kimyasallar basılıyor. Boruların bir ucu açık ve deniz içinde.

Akdeniz foklarının mağaraları üzerine fabrikalar…

Güney Marmara’da planlanan termik santraller dışında, gemi parçalama ve metalürji fabrikalarının Akdeniz foklarının mağaralarının üzerine kurulduğunu söyleyen Artüz, Marmara Denizi’nde çok az kalan deniz kaplumbağaların yumurtladıkları alana yapılmak istenen Şarköy Termik santralinin ÇED raporu safhasında durdurulduğunu hatırlattı.

“Tuzluluk dedikleri arsenik ve siyanür tuzları”

Marmara Denizi’nin başındaki en büyük belalardan biri de dünyanın en kirli akarsularından biri olarak kabul edilen Ergene Nehri:

Ergene Nehri kuşaklama kolektörleriyle çevrildi, bugün yarın Tekirdağ’dan Derin Deniz Deşarjıyla Marmara Denizi’ne basılacak.

“Suyu arıtıyoruz, ama tuzluluğunu gideremedik” diyorlar. Tuzluluk dedikleri arsenik ve siyanür tuzları! “Rengini gideremedik” diyorlar. O da suyun bulanıklığı.

 Bize o bölgeyi gezdirdiler. “Kimyasal arıtmayı gösterin” dedim. Gösteremediler, halbuki Ergene’nin suyunun neredeyse tamamı kimyasal. Kuzey-Güney Haliç kolektörlerini yapıp pisliği Marmara Denizi’ne basan ekip aynı tiyatroyu Ergene’de sahneye koyuyor. Oyuncular aynı, oyun aynı, sahne farklı…

4- Deniz canlıları nasıl etkilendi?

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, 29-30 Mayıs’ta Erdek Körfezi’nde kıyı dalışı yaptı.

Kıyı dalışında kıyıdan itibaren bütün çukurun görülebildiğini söyleyen Sarı, müsilajın altından suyun içine girdiklerini ve suya girdikten itibaren görüş mesafesinin çok kısaldığını ifade etti.

Müsilajdan kurtulmak için boş bir Pina kabuğuna tırmanan
deniz patlıcanı/ Fotoğraf: Twitter/@mustafasari_van

“Sünger kolonileri büyük oranda ölmüştü”

“Suyun içine girince fark ediyorsunuz; Su yüzeyinde birikenler aslında buzdağının görünen kısmı” diyen Mustafa Sarı, müsilaj kümeleri nedeniyle yaklaşık 5-6 santimetre kalınlığında yalancı bir deniz tabanı oluştuğunu söylüyor ve ekliyor:

Deniz tabanını örttüğünde deniz dibinde yaşayan tüm canlılar için tehlike arz ediyor. Özellikle mercanlar, süngerler gibi hareketsiz canlılar için…

Pazar günkü dalışta bizim hedefimiz 30 metreye kadar ilerlemekti. Ancak o kadar yoğun müsilaj vardı ki 18 metreden geri döndük. Biz üç arkadaştık. Elimizde fenerler olmasına rağmen yarım metre ötenizdeki arkadaşınızı göremiyorsunuz. Risk oluşturduğu için geri döndük.

18 metre derinlikte bir mercan topluluğu görme şansınız tabii ki yok. Ancak yoğun şekilde sünger kolonileri vardı. Bu kolonilerin büyük oranda öldüğünü gördük ne yazık ki.

Büyükada yakınlarında müsilajın öldürdüğü kırmızı mercanları/ Fotoğraf: Serço Ekşiyan

Balıklar ve yengeçler gibi hareketli canlılarda, dip çökmesine bağlı ölümleri çok fazla görmedik. Ancak sığ bölgelerde, yüzey kaplı ve oksijen tükendiği için onların altında az da olsa balık ölümleri vardı.

eniz ölmeden önce “Ne olur beni kurtarın! Bakın durumum iyi değil” sinyali veriyor.

“Canlılar, kovuklara saklanıyordu”

Hem eğitmen balık adam hem de rehber dalgıç olan Seyit Ali Aral, 22 Mayıs’ta yaptıkları dalışta, bazı canlıların kovuklara saklandığını gördüklerini söyledi:

Kayalık dalış bölgelerinde kovuk, mağara ya da bir yarık varsa salya oraya giremediği için kaçabilen bütün canlılar oraya sığınmış.

Kovuk içerisinde bir örümcek yengeci, bir balık görüyorsunuz. Dipte bir deniz kestanesi görüyorsunuz, oksijensizlikten ölmek üzereler.

“Balıklar, boğularak ölmüş”

Çocukluğu Marmara Adası’nda geçen Seyit Ali Aral, Adalar bölgesinde yaptıkları dalışla ilgili “Aşağısı bir ölüm tarlası” diyor:

Adalar’ın belli bölgelerinde düzlükler vardır. O düzlükler genelde balıkların beslendiği, gündüz yumurtalarını bıraktığı yaşam alanlarıdır.

Yaşam alanlarının hepsi, nükleer savaş sonrası serpinti olmuş, denizin üzeri tamamıyla örtülmüş, bir sürü ölü balık, hepsi ters dönmüş ve ağızları açık. Boğulmuş hayvanlar.

Örümcek yengeci dediğimiz, Marmara’ya has bir deniz kabuklusu vardır. Onlar da ters dönmüş, bacakları gövdelerinden ayrılmış. Sanki üzerlerine asit dökülmüş gibi erimişler o tabakanın altında.

Seyit Ali Aral’ın 22 Mayıs’taki dalışından

5- İnsan sağlığını etkiler mi?

Dalış sırasındaki tecrübesini Independent Türkçe ile paylaşan Seyit Ali Aral, “Müsilaj tabakasıyla kaplandığınızda ve su üzerine çıktığınızda bir yaratık sizi yutmuş ve bir süre sonra hazmedemediği için sizi kusmuş gibi görünüyorsunuz. Bütün vücudunuz, yüzünüz, teçhizatınız, saçlarınız sümüksü yapış yapış bir madde ile kaplı” dedi.

Teçhizatını yıkmasına rağmen iz bıraktığını söyleyen Aral, sudan çıktıktan sonra kendisinde bir problem olmadığını ancak cildi hassas olan diğer dalgıçların yüzünde tahriş olduğunu belirti.

“Biri yüzünüze tokat atınca yüzünüzde kalan ize benziyordu” diyen Seyit Ali Aral, “Başka bir kadın dalgıç arkadaşımızın da saçlarından sökemedik. Tarakla çıkmıyor. O bölümü kestirmek zorunda kaldık” açıklamasını yaptı.

Fotoğraf: Reuters

Müsilaj, mikroorganizmalar için uygun bir üreme habitatı

Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın açıklamasına göre müsilaj, karbonhidrat kökenli organik bir yapı.

İnsan sağlığında görülecek bir değişiklik, direkt müsilajın kendisinden çok üzerinde yaşayan mikroorgranizmalar nedeniyle olabilir. Zira, mikrororganizmalar için uygun bir üreme, beslenme habitatı:

Yapılan bilimsel araştırmalar, müsilaj üzerindeki mikrororganizma sayısının, çevresindeki suyun mikrororganizma sayısından 2-3 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

Bu kadar çok mikroorganizma varsa, bunların bir kısmının patojen olma, hastalık yapıcı olma ihtimali yüksektir.

Benzer durum Marmara Denizi’nden soframıza gelen balıklar için de geçerli.

Sorunun direkt müsilajdan değil deniz kirliliğinden kaynaklandığına vurgu yapan Sarı, “Balık yemekte mahsur yok ancak bir midye yerken ‘Acaba bunda ağır metal var mıdır?’ diye ne kadar kaygı duyuyorsanız, şu anda da aynı kaygıyı duymalısınız. Çünkü midye, biriktiricidir, biyolojik birikim yapar” dedi.

Marmara Denizi’nde artık kalkan, sinarit, gelincik, karagöz, lüfer ve orkinos gibi balıkların kalmadığını söyleyen Levent Artüz ise “Sarıkanat, palamut gibi göçer balıklar konu dışı. Yerlilerden hiçbir şey kalmadı. Bir tek ‘amman’ diyeceğim su ürünü midye, siz siz olun sakın ha…” ifadelerini kullandı.

Örümcek yengeci/ Fotoğraf: Ateş Evirgen

6- Çözümü var mı?

Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın açıklamasına göre müsilaj kalıcı değil ancak tamamen açılması, gelecek senelerde yoğunluğunun ve denizdeki süresinin artmaması için aşağıdaki üç değişkenden birinin kırılması lazım:

– İklim değişikliğine bağlı sıcaklık düşmemeli. Ancak küresel ısınma, deniz suyu sıcaklıklarını yükseltiyor.

– Marmara Denizi’nin endüstriyel yükünün azaltılması gerekiyor.

– Karadeniz’den haziranda yüksek miktarda akıntı gelirse, o zaman kısa vadede koşullar değişebilir.

Bu üç maddeden ilk ikisi bugünden yarına gerçekleşecek durumlar değil.

Kısa vadeli bir çözüm olarak Karadeniz akıntısı beklenmeli? Peki neden?

“Marmara Denizi’ni bir insan gibi tanımlıyoruz” diyor Mustafa Sarı ve ekliyor: Nasıl ki astımlı insanlar, oksijen almakta güçlük çekiyor. Marmara Denizi de oksijen almakta güçlük çekiyor.  

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin İzmit Körfezi’nde su
yüzeyinden deniz salyası toplama çalışmaları/ Fotoğraf: AA​​​​​​​

Güneyden Karadeniz’e doğru ve Karadeniz’den güneye doğru iki akıntının Marmara Denizi’nde karşılaştığını hatırlatan Sarı, “Marmara Denizi’nin üstündeki ilk 25 metrelik su, Karadeniz’den geliyor: Hafif, az tuzlu, besince zengin ve soğuk su. Güneyden Karadeniz’e akan alt akıntı ise daha yüksek tuzlulukta, 14- 14,5 sıcaklıkta ve besin bakımından fakir. Marmara Denizi’nde bu iki akıntı karışmıyor. İkisini birbirinden ayıran bir geçiş tabakası var” bilgisini paylaştı.

Karadeniz’den Marmara’ya minimum suyun ekim ayında, maksimum miktarda suyun ise haziranda geldiğini belirten bilim insanı, istenilen miktarda akıntının olmaması durumunda ne olabileceğini şöyle özetledi:

Akıntı olmazsa denizin içinden fitoplanktonlar o kadar çok çoğalacak ki besin elementleri tamamen ortadan kalkacak. Ancak hâlâ kalıcı olmayacağını söyleyebilirim.

Tedbir almazsak gelecek yıllarda ekim sonunda başlayıp haziran sonuna kadar daha yoğun ve daha uzun periyotlarda devam edecek.

7- Makinalarla çözülmez mi?

11 bin 350 kilometrekare genişliğindeki Marmara Denizi, 30 metreye kadar müsilajla dolmuş durumda.

“Bu korkunç bir hacim ve bu hacmin temizlenmesi mümkün değil” diyor Mustafa Sar ve ekliyor:

Makinayla dar koylarda, körfezlerde, limanlar, balıkçı barınaklarında toplanmış, yüzeyde kalınlaşmış olan müsilaj kümeleri toplanabilir. Toplanması da gerekir. Çünkü alttaki oksijeni tüketiyor. Ama bu çok sınırlı alanlar için geçerli.

Denizin içindeki müsilaja gücümüz yetmez. Dünyada böyle bir teknoloji yok. Bugün toplarsanız yarın yine çıkar. Çünkü aşağıdan geliyor. Kalıcı çözümlere odaklanılmalı.

8- Siyasiler ne dedi?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, pazartesi günü yaptığı açıklamada Marmara Denizi’nde görülen deniz salyası sorununa ilişkin, tüm tarafların katılımıyla 4 Haziran’da “Marmara Denizi’nde Müsilaj Sorunu ve Çözüm Önerileri Çalıştayı” yapacaklarını, 6 Haziran’da da “Marmara Denizi’ni Koruma Eylem Planı”nı kamuoyuyla paylaşacaklarını bildirdi.

Kurum, 300 kişilik ekiple Marmara Denizi’nde 91 noktayı, karada da tüm arıtma tesislerini ve kirlilik kaynaklarını denetlediklerini bildirdi.

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Twitter hesabından 1 Haziran’da yaptığı açıklamada deniz salyası için verilen araştırma önergesinin AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiğini duyurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı TRT yayınında yaptığı açıklamada, “Allah’ın izniyle çözeceğiz, başka çaresi yok. Bunu İstanbul Belediyesi’nin eline bırakamayız. Bu konuda yapmamız gerekenler var ama belediyelerin yapması gereken çok önemli işler var, paslaşarak yapacağımız işler olabilir” ifadelerini kullandı.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir